Niyet Tamam, Paketin Revizeye İhtiyacı Var…

20 Ağustos 2018 Pazartesi | 10:58
Köş, Moreket

Geçen hafta yazılara dinlenme amaçlı ara verelim dedik, memlekette yer yerinden oynadı.

Döviz artışı bıçak gibi boğazımıza dayanınca, hükümet kendince bir takım önlemler geliştirdi.

Tepkilerin bini bir para…

Ama kimse içinde bulunduğumuz durumun olağanüstü bir durum olduğunun farkında değil, ya da görmek istemiyor. Olağanüstü durumların olağanüstü tedbirleri olacağını kimse anlamak istemiyor.

Hafta içinde Başbakan’la bir araya geldik, şunu baştan yazalım ki, ‘falan kesimi koruyalım, filancanın üstüne gitmeyelim’ gibi bir gailesi yok. Aksine bir an önce bir şeyler yapalım, insanları rahatlatalım telaşını gördük.

Tamam aceleye gelmiş olabilir, bazı önlemler çok da fazla üstünde düşünülmeden alınmış olabilir. Zaman içinde sorunlar giderilebilir.

Bana göre bazı maddelerin -ki bunların başında devlet gelirlerini artırıcı olanlar geliyor- kalıcı hale getirilmesi için cesaret gösterilmeli.

Henüz yasa gücünde kararname Resmi Gazetede yayınlanmadı. Sonucunda sermayeye daha çok koruma sağlayan maddeler ve mesela kira konusu revize edilebilir. Ama toptan bir karşı çıkış, ne yalan söyleyeyim, bana göre kötü niyettir…

Bunu yapanlar da hemen sırıttı zaten, sırf ‘hükümeti yıpratayım’ derdinde olanlar ve çıkarına dokunulanlar…

Sendikaların ek mesai protestolarını duymak dahi istemiyorum.

Sanki ek mesai tümden kaldırılmış gibi sokaklara döküldüler. Türkçesi yine “nereden bulursan bul, ver”dir bunun. Sonra da, “bu ülke bizim, biz yöneteceğiz”. Nasıl olacak bu?

Hükümet, sırtındaki memur kamburunu tam da bugünler için devreye koymalı, acil ya da uzmanlık isteyen hizmetlerin dışındakileri vardiyaya geçirmeliydi. Ne yazık ki istediklerini aldıkları, hükümetin uzlaşma yoluna gittiği haberleri geliyor.

Ya da ödenekleri kesilen vekillerin eleştirileri… Tek kelimeyle AYIP!

Her neyse, vatandaşın genel olarak eleştirdikleri önemli. Bunların başında da kira işi geliyor.

Hatırlamayana hatırlatalım, 1960’larda kendi kendimizi yönetmeye başladığımızda, geçici ya da otonom hangi dönem hatırlamam ama, maaşların eşitlendiği zamanlarda, bir de Kira Komisyonu kurulmuştu. Rayici o belirlerdi. Kimse kafasına göre takılamazdı. Yine böyle bir komisyon kurulmalıydı mesela. Çünkü yeni karar çok büyük çarpıklıklar ortaya çıkaracak.

Düşünün, adam “x” bankasından döviz borçlanarak bir dükkan almış. Sonra o dükkanı, borçlandığı “x” bankaya kiralamış. Şimdi bu durumda banka, 5.20’den kira ödeyecek; ama mal sahibi bankaya borcunu 8 veya 9 liradan ödeyecek… Şimdi kimi korumuş oldu bu karar? İşletmelerin kira borçlarına değil, sadece dar gelirlinin konut kirasına uygulanması gerekmez miydi? Sonra banka borçlarında bir sabitleme olmaması, tek bir evi olan borçluyu cezalandırmış olmuyor mu..?

Örneğin, yabancılar buradan deli gibi mülk aldıklarında ne yapıyorlar? Özellikle İngilizler, internet üzerinden haftalık kiraya veriyorlar. Devletin bundan haberi var mı? İşte Kira Tespit Komisyonu kurulup, artık maaş da alan muhtarlarla çalışabilseydi, devletin ciddi bir gelir kaybının önüne geçilebilirdi. Eskiden öyleydi.

İşine gelen işine geldiği gibi yorum yapıyor, yapabilir. Devlet kişinin malının değerini düşüremez maddesini öne çıkaranlar var. Ama Anayasa’nın 46’ya 3. Fıkrası da “Devlet yasa ile belirli yörelerdeki sosyal ve ekonomik gereksinmeleri ve özellikleri dikkate alarak, konut kiraları konusunda gerekli önlemleri alabilir, kısıtlama ve düzenlemeler yapabilir” diyor.

Her neyse, her madde için spekülasyonlar yapılacak.

Önemli olan niyettir…

Kaç tane döviz krizi, kaç tane hükümet gördük. “İki kişinin arasındaki sözleşmeye dokunamayız, liberal ekonomi var” laflarından başka önlem de görmedik. Ha, Ahmet Uzun’un Maliye Bakanlığı’nı unutmayalım. Haksızlık ederiz. O tek örnektir. Büyük krizde yap-satçılarla uzlaşıp, faizleri düşürmüş, kamu bankalarından kredi vererek, döviz borçlarının TL’ye çevrilmesini sağlamıştı.

Şimdi de en azından bir şeyler yapmaya çalışan insanlar var.

Tepkilerimizi gösterelim, yanlışları uyaralım… Dediğim gibi bir ilk yaşıyoruz. Ve eskisi gibi “aman efendim kritik günlerden geçiyoruz” deyip de paraları alıp geleceğimiz bir Türkiye de yok. Zaten istediğimiz kendimize yetmek değil mi? Bu hedefi başa koyarak, tokuşa tokuşa doğruyu bulacağız.

Hükümet de, amatörce hazırlandığı görülen bu paketi, gerekirse dıştan hizmet alarak, dar gelirliyi koruyacak, adil olacak şekilde revize etmeli…

Ama acilen…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

AYIP ARTIK TACİZ ETMEYİN BU HALKI:

Ek mesailerin standarda bağlanması karşısında hayatı, hatta sağlığı kilitlemeye kalkan kamu sendikaları açıklamalarında bir de “özel sektör çalışanlarının sefaletinden” söz etmiyorlar mı, deli oluyorum. Bundan daha absürd bir şey olamaz. Tam bir duygu sömürüsü. Dedik ya, ayıp, ayıp… Utanın bu insanlardan…

 

EKONOMİ BAKANI VAR MI?:

Memlekette yer yerinden oynarken, adı üstünde EKONOMİK önlemler alınırken, ülkede bir Ekonomi Bakanı olduğuna bin şahit ister. En azından piyasa denetimleri konusunda Ticaret Dairesi’nin planının ne olduğunu açıklasa canım yanmayacak. Ama yok! Ne ses, ne nefes! Böyle ortamlarda elini taşın altına koyanlarla, sessiz kalanları bu vatandaş unutmayacak.

 

SOL’UN DA YOBAZLARI VAR:

Başbakan anlattı, üniversitelere bundan böyle teşvik yok. Güzel. Sırtımızdan ticarethaneye döndüler, hala mı korunacaklar? Ama yetmez, casinoların ve 5 yıldızlı otellerin de gerçek gelirleri üstünden vergilendirilmesi ve teşviklerin, vergi muafiyetlerinin kaldırılması şart. Ekonomik akıl bunu söylerken, bazı “sol yobazlar”ın, “kumar geliriyle devlet yönetilmez” dedikleri kulağımıza geliyor. E o zaman kapat… Niye onu da söylemiyorsun..?

 

GELSELER NE DEĞİŞİR:

Son günlerde mevcut hükümet aleyhine bilinçli bir kampanya yapılıyor. Sanki yaşananların sorumlusu bugünkü hükümetmiş gibi. İyi de bunlar gitsin ötekiler gelsin, ne değişecek söyler misiniz? Döviz mi düşecek yoksa piyasa mı ucuzlayacak. Değişecek tek şey, Ahmet’in yerine Mehmet gelecek.  Dışa bağımlı bir ekonomimiz olduğu sürece kim gelirse gelsin aynı filmi göreceğiz…

 

SERBEST BIRAKIN:

Polis düzenlediği operasyon ile güneyden kaçak olarak getirilen bir buçuk ton ete el koymuş. Vallahi ne yaparsanız yapın, et kaçakçılığının önüne geçemeyeceksiniz. İki taraftaki et fiyatları arasında uçurum olduğu sürece bu kaçakçılık devam edecek. Et ithalini bir müddetliğine bile olsa serbest bırakın. Bir de iki değirmencinin hatırını değil de, toplumun menfaatini düşünüp un ithalatını serbest bırakın, bakın görün hem et, hem de ekmek fiyatları nasıl inecek…

 

EYLÜLDE GEL:

Buzdolabında bekleyen Kıbrıs sorununda, Eylül ayı itibarıyla yeniden hareketlilik bekleniyor. Özellikle Anastasiadis’in “sıfır asker, sıfır garanti” ısrarını kırmak ve farklı formüller üretmek için çaba harcanıyor. Yunanistan dahi, Anastasiadis’in bu talebinin kabul görmeyeceğinin farkında. Bütün mesele, nasıl bir formül geliştirileceğinde. Bunun olmaması halinde artık iki toplum kendi yoluna gidecek. Yani federal bir çözüm yerine iki ayrı devletli bir çözüm modeli ağırlık kazanacak…

 

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mehmet Ali Talat: “Kriz zamanı daha çok çalışmak gerekirken ve bayram tatili bile emsal ülkelerden daha uzunken, ek mesailer almış başını giderken, ne bu idari tatil? Tatil boyunca ödenecek ek mesailere bir de Pazartesi katılacak! Bütçe ya krizin farkında değil, ya da kriz bize dokunmuyor”…

 

DİPTEKİLER

Uyanıklar: Dövizi bahane edip Türkiye’den ithal ettikleri, yüzde yüz Türk mallarına bile zam yapanlar, Türkiye’den gelen domateslerle kötü görünümlü yerli domatesleri karıştırıp vatandaşı enayi yerine koyanlar… Aldığınız ürünün raf fiyatı ile kasadaki fiyatın farklı olduğu günlerden geçiyoruz. Bu toplum 11 yıl yokluk ve açıkla mücadele edip bugünlere geldi. Krizi ranta çevirmeye çalışan uyanıklar, bu tekerleğin de elbet birgün tersine döneceğini unutmasınlar…