Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NİÇİN “ULUSAL KONSEY!

Eğer 1963’ü çözümsüzlükle bölünmüşlüğün miladı kabul edersek aradan 56 yıl geçti diyebiliriz.

Yok diyorsak asıl bölünme ve çözümsüzlük  1974’de başladı, tutun ki 45 yıl! Ne var ki “Devlet” iddiasındaki bir toplumun hayatında, yarım asırla ifade edilecek bu zaman dilimini “siyasi çözümsüzlüğün” tüm rizikoları ve maddi manevi yönden “kayıplarla” geçirmek, küçümsenecek bir tarihi vaka değildir..

Nitekim eğer araya 1974 Barış Harekâtı girmemiş olsaydı bu gün bu adada “ne olacağımızı” kimseler ne tahmin edebilirdi ne düşünebilirdi!

Yani demek istiyoruz ki “Kıbrıs siyasi sorunu” dediğimiz sorun ete kemiğe bürünmüş, kanlı canlı ve tartışmalı savaşlı yarım asırdır bizi “çözüm” arayışları içinde uğraştırmaktadır!

Ben soruna bu gözlükle bakarken ürperirim! Çünkü bırakın bu mücadele sürecinde bizzat “harcanıp kaybettiğimle toplumca kaybettiklerimizi..”

Artık daha dün “geleceğimizin büyükleri” dediğimiz çocuklarımız da kaybediyorlar istikballerini!

Kendimizi aldatmayalım: Artık bu ülkede ne KKTC ne TC ne de 3. ülkelerde bir üniversite bitirmek hatta üzerine ihtisas yapmak bile gençlerimizi Kuzey vatanında barındırmaya yetmemektedir!

Lafın kısası siyasi sorunun çözümsüzlüğünden kaynaklı sosyoekonomik ve siyasi tanınmamışlık gibi sorunlar nedeniyle yetişen gençler, bu memlekette yaşam hakkı bulamamaktadırlar!

Daha ileri gideyim. Eğer her yıl evlenenler kadar ayrılanlar varsa!

Eğer insanlar yollarda çılgınlar gibi araba sürüyor, kazalara ölümlere neden oluyorlarsa!

Eğer insanlar bu küçücük toprak parçasında dolandırıcılıktan gaspa, sirkatten cinayete, uyuşturucudan tacizlere varıncaya kadar hayatlarını karartırken hayatlar karartıyorlarsa!

Eğer insanlar gitgide nobranlaşıyor, sinirli bir gençlik yetişiyorsa..

İnanın ki büyük nedenlerden birisi “siyasi çözümsüzlük” ve “tanınmamışlıktan” kaynaklı sorunların yarattığı travmalar nedeniyledir!

Hani yıllar önce “mandırada yaşıyoruz” derlerdi de fena halde kızardık ya! Belki mandıra değil ama “sınırları içinde KKTC’nin esiri olarak yaşadığımız” bir gerçektir..

Bir başka gerçek de bu “namüsait” vaziyetlerimizi Güney’deki komşumuzun da “görüp bilmesidir!”

Dolayısıyla (belki abartmış olacağım ama) batacağını düşündüğü bir gemiyi neden siyaseten tanınmış bir devlet haline getirip yüzdürsün?) Yani Rum bu kadar mı dostumuzdur?

O zaman bir daha düşünelim: “Müzakerelere şu veya bu şekilde devam ederken toplum katlarında pek çok “çözüm stratejileriyle” salınan görüşlere karşın gerçekten müzakere masasında Rum ile tartışılan “tekil bir çözüm şeklinin” kabul edilmesi mümkün müdür? Farklı “çözümler stratejileriyle” barışçı fakat ayni zamanda faydamıza bir çözüm sağlayacağımıza inanıyor musunuz?

O zaman diyorum ki “gelin bir Ulusal Konsey oluşturun…”

**********

CENNET GİBİ KKTC!

Toplum psikolojimiz çok bozuldu! Tutun ki bu da çözümsüzlükten kaynaklı!

Nitekim yıllar yılıdır “rant ekonomisinden” şikâyet ettik!

Rant ile bağlantılı arsa spekülasyonlarıyla yaratılan çarpık yapılaşmalardan şikâyetçi olduk!

Her seçim döneminde meydanları “nerden buldun” diye inleten adaylara karşın seçildikten sonra üzerlerine gitmeyen “vekillerden” şikâyet ettik!

Vesselam ve zaten öyle bir “memleketiz” ki şikâyetçisi olmadığımız ne tek taşı kaldı ne yurttaşı!

Şimdi bir Bakanımız çıktı diyor ki “pek çok hukuksuzluk, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiasıyla ilgili olarak Sayıştay, Başbakanlık, Denetleme, Başsavcılık, Polis ve diğer Kurumlarla yakın bir istişare ve işbirliği içindeyiz…”

Yani ne? Seçim propagandaları sırasında “ben yolsuzlukların üzerine gideceğim, nereden buldun diye soracağım” vaadinde bulunan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay; (belki de bu vaatleri nedeniyle sandıktan çıkmasına) ve bundan öncesi Hükümette de yer almasına karşın, şimdi belirli ve bilinen çevreler, “nereden buldun” diyen ve “sorgu suale devam edeceğini” söyleyen Özersay’a hücum ediyorlar!

Bakın İnönü’nin her hatırımıza geldikte söylediği bir lafı vardı (aslı) da şuydu: “Bir ülkede namus erbabı en az namussuzlar kadar cesur değillerse o ülkede ciddi iş yapmak mümkün değildir.” Nitekim KKTC ciddiyetsizlik ve usulsüzlüklerle kaimdir!

*****

FAKAT asıl üzücü olan Özersay’a bazı politikacıların da yüklenmesidir!

Fakat neden?  Hadi “ben sen o, biz siz onlar” yıllarca “nereden buldun” diye sormak yerine kulüplerde, salonlarda, kahvehanelerde dedikodularını yapıp “vay anasını, adam nasıl da becerdi” diyerek olayların keyfine yattık!

Hadi Rumdan kalan arazileri satıp savıp üzerlerine “çarpık yapılaşmayla” birlikte apartmanların dikilmesine, “bu nasıl iştir” diyerek karşı çıkmadık?..

Eee bırakın Özersay olsun, “nereden buldun” diye sorabilsin.. Oysa toplumca ayağa dikildik “adam Cumhurbaşkanlığına oynuyor, yaptığı politikadır” diyerek önünü tıkamaya çalışıyoruz!

Yani “Politikacı” politika yapmayacak mı! Şaibeli sorunların üzerine gitmeyecek mi! Mesela Belediyeleri batıran Belediye başkanları ile Yönetim kurullarından hesap sorulamayacak mı!..Ne KKTC! Sanki “cennet!..” Bırakın da pislikler mahkeme’i küpraya kalmasın!