Seçimlerle ilk defa 1950’lerde tanışırım. Gazi İlkokulu öğrencisiyim. O zaman “talebe” diyorlar, öğretmenlere de muallim…
Mağusa henüz “Suriçi’nden” ibaret bir kasabadır. Bazı mahallelerde limanda çalışan Rum aileler oturmaktadır. (Yeri geldi yazayım: Beklersiniz ki Suriçi gibi küçük bir kasabada Türkler ve Rumlar can ciğer kuzu sarması olsunlar! Hayır! Hiç de öyle değil! “Merhaba, galimera, galispera, hayırlı akşamlar” ötesinde ilişkileri yok!
Ve hayret bir şey: Ta Akkule’den Aslanlı Kapı’ya kadar bir kahvehane, bir meyhane, bir bakkal dükkânı silsilesinde devam eden mekânlara yaşlı bazı Rumlardan başka uğrayanları bile yok! Genelde hemen yanı başımızdaki Maraş’a gidiyorlar. (Maraş da o dönemlerde şimdiki Belediye binasının az ötesinden başlayarak tutun ki o yol boyunca Evkaf’ın dükkanlarının sonuna kadar devam eden, sonra kıvrılıp Hacahambi sineması ile az ötesindeki Bandabuliyadan ibaret küçük bir yerleşim yeri. Fakat gereksinmeleri karşılamak yönünden “yok, yok!)
İLK BELEDİYE AZASI SEÇİMLERİ: İngiliz Yönetimi Belediyeler sistemini, Başkanları Rumlardan oluşan ve şimdilerde “üye” o zamanlar “aza” denilen Belediye Meclisi ile oluşturduydu.
Ve işte 1950’de Belediye Meclisi’ne iki Türk azayı seçmek için surlar içinde kıyasıya bir seçim kampanyası başlar.
Her devrede ve her seçimde nasılsa “muvafıklar ve muhalifler” olduğundandır ki o dönemde de Rahmetlik toplum lideri Dr. Fazıl Küçük’ü tutan “muvafıklar” safından adaylar, Rahmetlik Dr. Niyazi Manyera ile genç Avukat Ahmet Zaim’dir.
Muhalif cepheyi ise Mağusa eşrafından “Galip beyle, Mağusa’nın tanınmış berberlerinden Cevdet bey oluşturur. Galip bey çok da sevilen bir kişi değildir. Fakat öteki “beyler” arasında en entelektüel olanıdır. Berber Cevdet ise her zaman iddialı, çok konuşan yakışlıklı bir gençtir… Tabii ben yıllar sonra Cevdet beyle Galip bey’in nasıl ayni saflarda “aday” olduklarına hep şaşmışımdır! Fakat Manyera ile Zaim’in yan yana aday oluşlarını tabi ki anladıydım çünkü onlar Dr. Küçük’ün adamlarıydılar… ( O zamanın ifadesi de buydu, aradan 64 yıl geçti, ifade hâlâ ayni! “Benim adamım, senin adamın!)
VE SEÇİM KAMPANYASI BAŞLAR: Yahut o dönemin deyişi ile “seçim propagandası.” Suriçi’nde bugünlere kadar gelen “meydan” özelliğindeki yer o yıllarda “Çarşı Meydanı” şimdilerde “Namık Kemal Meydanı” denilen ve bugün de işlevini “meydan” olarak sürdüren yine bu tarihi alandır. Şimdiki İş Bankası’nın yerinde ise Türk Gücü Kulübünün hanaylı binası vardır. Belediye azaları propagandalarını, burada attıkları “nutuklarla” yaparlar…
SEÇİM VAATLERİ Mİ? Mağusa’nın Rum Belediye Başkanı Adamandos’tur ve başarılıdır. Belediye Meclis üyeleri Türk Rum nüfus oranlarına göre ve Belediye sınırları içindeki hane halklarını oluşturan aileler tarafından 3 yılda bir seçilirlerdi. “Meclislerin” yetkileri de yasalarla belirlenirdi. Mesela bazıları şunlardı:
Polis denetimi dışında “genel bir gözetim ve kontrol.”
Bu denetim ve gözetim” başlığının altına ise “caddeler, kanalizasyonlar (ilkel) sokak aydınlatmaları, su şebekesi, yakıt depoları (tenekelerde gazyağı) mezbahaların inşası ve bakımı, falan girerdi…”
İngiliz sömürgesi pek çok yerleşim birimlerinde “Belediye Meclisleri” veya “Komisyonlarını” oluştururdu. Belediye Meclisleri ciddiyetle çalşırlardı ama, bildiğimce Mağusa surlar içine çok da üfürmezlerdi! Dolayısıyle adaylar propagandalarını bu “hizmet yetersizliğinden” başlatırlardı.
Mesela: “Mağusa’nın toprak yollarını asfaltlandıracaklarını, mahallelerdeki her direğe elektrik ampulleri takacaklarını, hamam yapacaklarını, zibilleri toplatacaklarını, bazı yerlerde çeşmeler yapacaklarını kısaca Mağusa Suriçi’ni “mamur edeceklerinin” vaatlerinde bulunurlardı…
FAKAT: Bu “vaatlerle icraatlar” bahaneydi! Asıl çekişme ile takışma Dr. Küçük ile mesela Necati Özkan arasındaki sürtüşmeden kaynaklı “sen ben” hikâyesiydi. Asıl hedeflenen de güçlü konuma geçebilmek için bu “adamların” Belediye Meclis’ine seçilmesiydi! (Hâlâ aynı minval değil mi?)
VE GÜNÜ GELİR SEÇİM YAPILIR. Tabii ki Dr. Küçük’ün adamları seçilirler. Dr. Niyazi Manyera ve Avukat Ahmet Zaim.
Sonuçlar açıklanır ki türlü çeşitli slogansal sesler arşı alâya yükselirlerken, Mağusa kalası sevinç çığlıklarında Rihter ölçeği ile sekiz şiddetinde depreme tutulmuş gibi sallanır! Galip bey’le Berber Cevdet “meydanda” yoktur, çoktan evlerine kapanmışlar sokak kapılarına da içeriden pekiyi vurmuşlar ki ne olur olmaz!
Ancak: Mağusa’da bir gelenek vardır. Kim seçimden yenilgi ile çıkmışsa evinin ya kapı önüne yahut bahçe duvarlarından avlusuna “gurtinya” atarlar! Her halde çok pis koktuğu için! Gurtinyalar iki yerde vardır. Ayakserino kilisesinin karşısındaki boş arsada bir, rahmetlik Garletti’nin evinin yanında iki. Asıl büyükleri Garletti’nin evinin arkasındaki yıkık kilise kalıntıları arasındaki çukurda bulunurdu.
Mağusalı “Küçükçülerle Manyeracılar” o “gurtinyaları” keserler, giderler hem Galip bey’in hem de Berber Cevdet’in evinin kapısına avlusuna atarlar. Berber Cevdet Lozan Palas sinemasının yanındaki bahçeli bir evde otururdu. Zaten karısı da sinemanın sahibi Gülsüm ablanın kızıydı. Ve Cevdet beyin alçak bahçe duvarından içeriye o kadar çok gurtinya dalı atarlar ki ertesi sabah sokak kapısını açacak yer bulamaz, içeriden dayadığı merdivenle duvardan yola atlayarak çıkabilir! Tutun ki bu olay nedeniyle söz konusu seçim, Mağusalının tarihine “gurtinyalı seçim” olarak kazınır!
VE BATIRIP ÇIKARAN SEÇİMLER: (Demokratik Mücadele Partisi) En tartışmalı ve heyecanlı seçimler 1990’larda yapılır. Belki çoktan unutulmuştur ama etleri bir kazanda kaynamasa da CTP ile TKP ve Türkiye kökenli Yurttaşların ilk ve son partisi “Yeni Doğuş Partisi,” iş birliği yaparlar. Ve 6 Mayıs 1990 seçimlerine bu üçlü ittifakla giderler. Üçünün de hedefi Eroğlu Başkanlığındaki UBP ve Hükümetini seçimlerde devirmektir.
Seçimlere UBP, DMP ve Durduran’lı “Yeni Kıbrıs Partisi” katılır. UBP 34 milletvekili ile seçimleri yine kazanır. Durduran hezimete uğrar ve galiba ondan sonra da politikacı olarak inişe geçer!
Fakat bu seçimleri unutulmaz yapan olay bir başkadır: Yeni Doğuş Partisinden ayrılan Kenan Akın’la Ahmet Kaşif’i (ki Demokratik Mücadele Partisinden milletvekili seçilirler) Mağusa’nın surlar dışındaki liman yolunda araba ile seyrederlerken “Yeni Doğuş”çular tarafından önleri kesilir. Ve ne mi olur? Tartaklanıp hırpalanırlar!
HER SEÇİM DÖNEMİNDE BAŞIM BELAYA GİRER: Zaten memlekette Bozkurt’la Halkın Sesi gazetelerinden başka gazete yok, ben Bozkurt’ta yazıyorum. Seçim dönemleri de geldi miydi kim “iktidarsa” ben “muhalefeti” oynuyorum! Ve tabii ki UBP’lerle kapışıyorum çünkü “yönetim” de onların, belediyeler de!
Ben gazetede hem Köşemden hem de Bozkurt’a gönderdiğim sivri haberlerle “adayları ve çevrelerini” didikledikçe de sinirleri yerinden oynatıyorum! O dönemlerde insanların öyle deşarj olacakları ne sosyal medyaları var ne de televizyonları! Topu topu iki gazete var, onun da birinde “ben!”
Haberler yorumlar derken peşinden de tehditler kavgalar ve polislik olmalar geliverir! Zaten adım da “belediye başkanı yiyen”e çıktıydı! Zannedersem belediye başkanları ile uğraşmaktan 1990’lardan sonra vazgeçtimdi!
KISACA. “Ömrümüz neyle geçti” sorusuna” yığınla cevaplar verilir de “seçimlerle” demiş olsak, Kıbrıs Türk halkını tanımayanlar şaşıp kalsalar da doğruya doğru, evet seçimlerle geçti!

Sonraki Haber

























