Ledra Forum, “Kıbrıs’ta Şehir Planlama” konulu bir panel düzenlemiş.
Ülkede artan nüfusla birlikte, kentlerin planlamasının nasıl olması gerektiği ele alınmış.
Hala şehir planlamasından bahsedilmesi, tartışılıyor olması ne acı…
Devlet, uzmanlarla birlikte yılların emeğini ve parasını Ülkesel Fiziksel Plan için harcadı.
O plan da 2015’de çıktı. Büyük bir başarıydı.
Arkasından gelmesi gereken, kentlerin imar planlarıydı. Ne yazık ki, tipik davranış şeklimize takıldı. Öyle mi yapsak, böyle mi yapsak, yapsak mı, yapmasak mı, emirnameyle mi idare etsek…
Oysa devlet, otoritesini ortaya koyup, hem elindeki elemanlara talimat vererek, hem de dıştan hizmet alarak bu işleri süratle bitirebilirdi…
Dedik ya, bir ayağımızı atana kadar arkadakini köpek kapar.
Haberin başlığı “Şehirde yaşam konuşuldu” şeklindeydi. Okuduğumda, kentleşmeye ayak uydurma konusundan bahsedildiğini sandım, değilmiş.
Aslında bunun da konuşulması gerek.
Çok yakın bir geçmişe kadar eski deyimle “yer evi”nde oturan insanlar, artık çoğunlukla apartmanlara taşındılar.
Ama böyle bir kültürleri yoktu. Ve öyle olunca da sorunlar hemen baş gösterdi.
Devlet nihayet 2010’da Kat Mülkiyeti Yasası’nı çıkarabildi.
Sonra, yine aynı hastalık… Yasanın işlemesini sağlayacaklar tüzükler eksikti. Uygulama pratik değildi.
Ortak yaşama alışkın olmayan Kıbrıslı’ya bir de çok farklı kültürlerden insanlar eklenince, tam bir kaos oldu. Apartmanlar kısa sürede yaşanmaz hale geldi…
Kimse ortak sorumluluğa katılmak istemedi. Ne çatının, ne bodrumların, ne temizliğin sorumluluğuna.
İnsanlara gösterilen tek çıkış, “mahkemeye git” oldu. Bu yolu tutmak da kolay değildi. Çoğu zaman sakinler birbirleriyle kapıştılar, bir çoğu masrafını da kendisi karşılayarak, sorunu çözme yoluna gitti.
İşte tam da bu noktada devlet kendi sistemini dayatmalıydı, “ben buradayım” demeli, düzeni sağlamalıydı… Ama dediğim gibi yasanın eksikleri tam 20 yıldır giderilmediği için, çalınacak kapı bulunamadı.
Geçen Mart ayında Müteahhitler Birliği, İçişleri Bakanı’na, Kat Mülkiyeti ve Kat İrtifakı Yasası’ndaki sıkıntıların aktarmış, Yasa’nın uygulanmasını teşvik edici yönde koordinasyon ve işbirliği mekanizmasının Belediyeler, Kaymakamlıklar, KTİMB ve KTMMOB arasında oluşturulması gerektiğini söylemişti. Tabii onlar işin işin Kat İrtifakı tarafındaydılar ama olsun. Belki Yasa’nın tüm eksikleri giderilir, işlerlik kazanır diye umut etmiştik.
Bakan’ın yanıtı da, “bu konu önemli” şeklindeydi.
Ama orada kaldı…
Oysa Türkiye’de yasa, bir çok konuda denetim görevini kaymakamlık ve belediyelere veriyor.
Yapılan bir şikayetle, bu kurumlar, mahkemeye gidilmeden, önce ihbar veriyor, 15 gün içinde de derhal yaptırım uyguluyor.
Şimdi bunca dert varken, böyle bir konudan bahsetmek size abes gelebilir.
Zaten sorunumuz bu. Daha iyi, daha çağdaş bir çevrede yaşamak için çaba göstermek, abesle iştigal olarak görülüyor. Onun için de berbat, bakımsız, sorunlarla dolu apartmanlarda yaşıyoruz. Sadece bu konuda değl, her sorunumuzun altında aynı umursuzluk, adam sendecilik var. Hem vatandaşta, hem devleti yönetenlerde.
Gittikçe artan bir oranda toplu yaşama geçmekteyiz. Ve yine hepimiz biliyoruz ki, aile apartmanları dışında, binalar dökülyor. Yani sorun hepimizin sorunu. Ama görmezden geliyoruz.
Oysa devlet bu gibi meseleleri ortadan kaldıracak eleman ve birikime sahip.
Yeter ki siyasi irade de farketsin ve onay versin…
YERİN KULAĞI VAR
ARTIŞLARIN NEDENİ 9 GÜN MÜ?:
Elektrİk Kurumu dikkat çeken yüklü miktardaki faturalarla ilgili açıklama yaptı. Kuruma göre artışın nedeni faturların 30 değil, 39 günlük olmasıymış. İyi de 9 gün bu kadar fark yaratır mı? Neredeyse herkes bir ay öncekinin iki katını ödeyecek. Pek mantıklı bir açıklama olmadı sanırım. Bakalım bir sonraki faturada 9 günlük eksik faturamız nasıl yansıyacak…
YA ÖZELDE ÇALIŞANLAR:
Hükümetin Ocak ayı maaşlarına yapacağı zam ile kamu çalışanları en düşük 730, en yüksek 2 bin 947 lira brüt artış alacaklar. Diğer yandan, özelde asgari ücretle çalışan onbilerce kişi komisyondan çıkacak ikiyüz üçyüz lira artışın hesabını yapıyor. Sonra da siyasiler çıkıp da, “özele istihdamı teşvik edelim” diyorlar ya, resmen sinir oluyorum. Bu şartlarda özelde çalışmayı nasıl teşvik edebilirsiniz?…
SIFIR VERGİ BİLE YAPABİLİRİZ:
Kimi asgari ücrete fiyat biçiyor, kimi dar gelirlilerin vergisinin düşürülmesini talep ediyor. Piramidin en geniş tabanı, yoksulluk sınırının altında. Oysa bu küçücük ülke, öyle zenginliklerin üstünde oturuyor ki. İstese, hiçbir çalışanından vergi almayacağı düzenlemeyi yapabilir. Hani Monaco gibi. Ama nedense kimse bunun için kafa yormuyor. Tabu çünkü… Öyle olunca da fakirlik kaderimiz…
BAŞSAVCILIK NEYİ BEKLİYOR?:
Başbakanlık Denetleme Kurulu, CAS raporunu Başbakan’a 2 Ocak’ta sundu. Rapor baştan aşağı usulsüzlükle doluydu. Kayıp paralar, yetkisiz işler, gereksiz ve adaletsiz istihdamlar, ikramiyeler, daha neler. O gün yapılan açıklamada, raporun “soruşturma ve kovuşturma yapmaya yetkili makamlara iletileceği” ifade edilmişti. Aradan 10 gün geçti. Aslında Başsavcılık olaya vakıftı. Usulsüzlüklerin çoğunun belgesi, oradan gelmişti. Peki harekete geçildi mi? Neden hala haber yok?…
HER KAFADAN BİR SES:
Konu Dome Otel. Bir kısım, “sözleşme uzatılsın” derken, diğer bir kısım ise “hayır uzatılmasın, yeniden ihaleye çıkılsın” diyor. Her iki kesim de açıklamalarıyla tribünlere oynuyor aslında. Son olarak Sayıştay da konuya dahil oldu ve, “Vakıflar Örgütü ve Din İşleri Dairesi’nin sözleşme süresi sona eren Dome Hotel’i tasarrufuna alarak, yasa kurallarına uygun olarak kiralaması” gerektiğini kaydetti. Kimsenin sorunu çözme gibi niyeti yok. Yaptıkları açıklamalarla konuyu daha da çıkmaza sürüklüyorlar… Ha, bunu yapan da bizzat devletin kendi organları…
SOSYAL MEDYADAN:
Bir görüş de vatandaştan; “Memleketi yolsuzluk dosyaları aldı götürdü.. Kendine kıyak çeken, bir önceki hükümetle ilgili tek bir tasarruf ortaya koyamayan Sayıştay Başkanı.. Siyasi bir konuya dönüşen Dome otelle ilgili fetva verdi.. Ve biz de bu ülkede Sayıştay mı vardı diye bir an tereddüte düştük!”…
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “İngiliz siyasetine akıl sır ermiyordu! Elde ettiği toprakları sömürgeleştiriyordu ama o toprakların insanlarını başkalaştırmak ya da kendilerine benzetmek için çaba sarf etmiyorlardı. Toprakları sömürüyorlar ya da stratejik olarak kullanıyorlardı ama medeniyet de götürüyorlardı. Tuhaf bir millet! Anlayacağınız fetihler, işgaller değişik değişiktir, her milletin huyuna suyuna ve kültürüne göre değişebiliyor, şekillenebiliyor!”…
DİPTEKİLER
Bulut Akacan: Tutukluluk süresi 3 gün daha uzatılan Akacan, “Bizi öldürecekler. Hükümet yargı ve polise müdahale ediyor. Bu işi siyasete çevirdiler. Şov yapıyorlar. Normal biri olsa 1 gün bile kalmaz. Hükümetin iki bakanı şov yapıyor” demiş…


































