Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

NEDİR BU TC ZİYARETLERİ? VE (KISACA TAKILDIĞIM)   

Geçen hafta sonunda Hürriyet gazetesinin  KKTC deki görevlisi Ömer Bilge’nin     iki haberi yayımlandıydı.

Birisi  Sendikaların Lefkoşa’da yaktıkları “zam ateşiydi.” Diğer haberde ise “Kıbrıs’ta Ramazan pidesinin 10 lira” olduğuydu! Ve bu haberin hemen altında dikkatli bakmasanız göremeyeceğiniz dolayısıyla atlayacağınız bir haber daha vardı. Şöyle: “Tatar Bursa’da!”                                                                           BENİ aşağıdaki yorumumu yazmama  sevk eden de işte  Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’la ilgili bu haber oldu! Ki Sn. Cumhurbaşkanı tüm davetlere icabet ederken, Türkiye’de ayağını basmadığı  tek vilayet  kalmadı!

FAKAT bu sonuncusu zannediyorum “bardağı taşıranı” oldu! Şöyle ki  Ombudsman mı olur yoksa özel bir gündemle toplanacak Meclis mi olur yoksa Başbakanın devreye sokacağı “ricaları” mı olur bilemiyorum…                                                                            Bildiğim artık Sn. Cumhurbaşkanı Tatar’a en azından böylesi ülkesel bunalımlar dönemlerinde lütfen biraz da Lefkoşa’daki makamında oturması ricasında bulunulsun!                                                                              ÇÜNKÜ  Kıbrıs Türk halkının Cumhurbaşkanıdır!  Ve asıl şimdi halkı ile  yan yana içiçe olması gerekmektedir..  Sorunların çözümü için  uğraşmalıdır..

AKIL ve mantıkla “görev makamı” bunu söyler ve emrederken mesela Sn. Cumhurbaşkanının Bursa’da olması ayni zamanda ayıp da olmadı mı?                          Ki “böylesi ortam” dediğimiz  bir ekmeğin altı liradan satıldığı, insanların   Atatürk meydanında binlercesiyle haykırarak pahalılığı protesto ettiği toplumsal gerçektir!..

BU birinci maruzatımdır. İkincisine gelince:                                                         ***                                 ZAMANININ  büyük kısmını  uyduruk nedenlerle TC’de geçiren Sn. Cumhurbaşkanına yönelik ikinci maruzatım şudur:                                                              Sürekli KKTC dışına çıkışların  “parasal giderleri” nereden hangi kaynaktan  karşılanmaktadır?               Demokratik yönetimlerde   şeffaflık  varsa Sn. Cumhurbaşkanının bunu açıklaması gerekmez mi?     Mesela Cumhurbaşkanlığı bütçesinde şahsına ayrılmış özel ödenekten mi? Yoksa dış ziyaretler için ayrılan bir fon mu vardır?                                                     İyi güzel ama  öyle olsa da  her şeye karşın bu parasal olanağın çok dikkatli ve tasarrufla yerli yerinde kullanılması gerekmez mi?                                                                                               ***

ÇOK uzatmadan maruzatlarımı bitireyim. Sn. Cumhurbaşkanının  savunduğu,  “çözümün ancak adadaki Türk Rum iki egemen Devlet kabulü”  ile mümkün olabileceğine inananlardanım. Velev ki bunun adına “federasyon” denmiş de olsa. Türkiye Devletinin de Kıbrıs siyasi sorununa  yönelik resmi görüşü budur..     YANİ  Sn. Cumhurbaşkanının TC ziyaretlerinde “yeni ve farklı” denecek ne bir siyasi görüş ayrılığı vardır  ne de üzerinde anlaşmaya varılamayan plan programlar vardır.                                                                                            Yani Sn. Cumhurbaşkanının sık sık Türkiye’ye yolculuk yapmasını gerektirecek sorunlar yoktur!       KISACA sık sık parasal israfı da yanına  alan  bu   Türkiye ziyaretlerini en aza indirmek gerekir diye düşünüyorum!

***                                                        KISACA TAKILDIĞIM: (BU MİTİNG “SİYASİ VE EKONO9MİK KADERE” BAŞKALDIRIYDI.)

Son yılların en büyük mitingi geçen hafta yaşandı.. Ve evet iktidarı muhalefeti, muvafığı aykırısı, zengini yoksulu,  kadını erkeği, yaşlısı genci, günahkârı günahsızı… Bu mitinge katıldı ve haykırdı:

“NEDİR bu pahalılık artık durdurun…” Nedir bu  yoksulluk? Nedir bu insafsızlık?..

BİNLERCE  insan  artık dayanamayacağı raddeye geldiği    ağır  hayat koşullarını protesto etti!

FAKAT ASIL gerçek şuydu ki binlercesiyle Kıbrıs Türk insanı geçen hafta “pahalılığı, dolayısıyla yaşamının  yaşanamaz zorluklarını  değil…                                   1974’den beridir bu adada değiştiremediği kaderini” protesto etti.                                                             ALIN yazısı gibi taşıdığı “çözümsüzlüğü, dünyadan tecrit edilmişliğini, hâlâ adından öte “Devlet” olamadığının kör talihini protesto etti!

YOKSA bu halk bilmez miydi kim iktidar olursa olsun, böylesi çözümsüzlük  hem siyasi hem ekonomik ambargolar altında ancak bu kadar olabilir..

BİLİNMEZ mi  bu memlekette asıl kurulu düzen can pazarıdır!” Kendini kurtaran gazidir, boynu altında kalan şehit!

BUNLARDI asıl haykırılan! Yarım asırdır çözümsüzlükle geçen yıllaraydı kahredilen!

BİLİNMEYEN  geleceklerdi: “Ne olacağız” sorusuna verilemeyen cevaplar, yetişen ve yetişmekte olan gençlerin ne olacağıydı!

DÜNYA içinde çekilen siyasi ve ekonomik “dünyasızlıktan” kaynaklanan çığlıklardı meydanlarda kopartılan..

KISACA halk haykırdıkça boşalıyor, yılların çözümsüzlükten kaynaklanan sorunlar kamburlarını silkip atıyordu. Buna çok ama çok ihtiyacı vardı…