Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tercüman ve Mütercim

Geçen hafta sonu Avrupa Birliği’nin (AB) katkılarıyla Naci Talat Vakfı binasında düzenlenen bir çalışma atölyesine katıldım. Daha çok profesyonel tercümanlara yönelik olan semineri yürütenler Sezin Tekin Özsakınç ile Gülün Egeli idi.

Aslında seminerin esas konusu hukuki metinlerin çevirisiydi. Kendi deneyimlerini aktarma yanı sıra bu gibi metinlerde karşılaştıkları sorunları ve bu sorunların üstesinden gelme yollarını aktarmaya çalıştılar.

Profesyonel bir tercüman olmamama rağmen kendi özel işlerim için yaptığım çeviriler bakımından semineri epey yararlı buldum. Tercümanlık bölümünde okuyan bir üniversite öğrencisi olsaydım bu tip seminerleri kaçırmazdım. İzin alır gözlemci olarak ben de katılırdım.

Hukuk metinlerinde karşılaşılan sorunlar, not edebildiğim kadarıyla şunlardır: a) Olağandışı cümle yapıları. b) Edilgen cümle yapıları. c) Kullanılan muğlak dil. d) Hukuk dilinde vazgeçilmez olan eski sözcükler. e) Yeni türetilen kelimelerin karşılığını bulmak. f) Sözcüklerin bilinen anlamları dışında kullanılmaları. g) Eş anlamlı veya yakın anlamlı kelimelerin birlikte kullanılmaları. h) Çoğu Latince olan hukuki teknik terimlerin kullanımı. i) Resmi dilin kullanımı.

Damdan düşenin halini damdan düşen bilir misali tercüme yapmayan birinin bunların ne demek olduğunu anlamaları zor. Ancak anlamalarına da gerek  yoktur. Herkes tercüman olmak zorunda değil.

İki günlük seminerde “Bunu muhakkak yazmam gerekir” dediğim iki konu dikkatimi çekti. Birincisi, semineri düzenleyenlerin karşılaştıkları en uzun cümle 179 kelimeden oluştuğudur. Bu denli uzun cümleleri bir tek James Joyce’un yazdığını sanıyordum. Meğer bu işi AB hukukçuları da becerebiliyormuş. Bir cümlede de 779 bağlaç saymışlar. Ortalama olarak bir cümle 28 kelimeden oluşuyormuş. Ben karşılaştığım böylesine deli saçması cümleleri uygun yerlerden parçaladıktan sonra tercüme ederim.

İkincisi de bir yerde geçen “tercüme ve mütercim” ifadesiydi. Kendilerine bunun ne olduğu sorulduğu zaman bunun “Translator and interpreter” deyişinin karşılığı olduğu söylendi. Mütercim kelimesi eskidiği ve kullanılmadığı için “interpreter” karşılığı olarak kullanılması uygun görülmüş. Böylesi bir yaklaşımı, doğrusu, ben pek uygun görmüyorum.

Tercüman ile mütercimin aralarında anlam bakımından hiçbir fark yoktur. Interpreter kelimesi için neden “yorumcu” kelimesi kullanılmadı acaba?

Dilimizde “-man”, “-men” soneki, bir işi veya oluşu gerçekleştiren kişi anlamını verir. Tercüman, tercüme eden kişi, çevirmen demektir. Konuyla ilgili birkaç örnek:

Çevirmen: Çeviri yapan, tercüman.

Öğretmen: Öğreten, ders veren.

Danışman: Danışan veya danışılan kişi. (Bir danışman üstüne danışmadan bir şey yapamaz veya söyleyemez.)

Sayman: Sayan, sayı işleriyle uğraşan, girdilerin ve çıktıların hesabını tutan, muhasip.

Denetmen: Denetleyen, müfettiş.

Araştırman: Araştırma yapan, araştırıcı.

Kameraman: kamera kullanan, çekim yapan.

Yazman: Yazıcı, kâtip. Kelimenin aslı “kâtib”dir ve “yazan kişi, yazıcı” demektir. Kelimenin sonundaki ve sert sessiz harflerden sonra gelen “B” harflerinin “P” harfine dönüşmesi kuralı 20. yüzyılın ortalarına doğru konmuştur. Buna karşılık bu gibi kelimelere sesli harfle başlayan bir ek ulandığı zaman kelime aslına döner. Örnek: “Kâtibin işleri başından aşkın”, “kâtibime kolalı gömlek de ne güzel yaraşır”. (Kâtip kelimesinin bulunduğu kalıp da bir işi yapan kişi anlamını verir. Örnek: “Hakim: Hüküm veren. Zalim: Zulmeden. Katil: Katleden. Fatih: Fetheden. Hafız: hıfzeden, saklayan. Şahit: Şahadet eden. Halik: Halk eden, yaratan. Bu kalıptaki “a” harfleri uzun okunur ve söylenir.)

Arapça’da kelimeler, çoğunlukla üç harften, bir kısmı da dört harften oluşan kelimelerden türetilir. O harfler saptanmış kalıplara konarak farklı anlamlara gelen yeni kelimeler oluşturulur. Mütercim kelimesinin kalıbı “bir işi yapan, eden” anlamını kazandırır. Örnek:

Mütercim: Tercüme eden, tercüman, çevirmen. Mütercim, tercüme ve tercüman kelimeleri “TRCM” kökünden türetilmiştir. Bu üç kelimede kök harfleri görebilirsiniz.

Mühendis: Hendese işleriyle uğraşan, arazi ölçen. Mühendis ve hendese kelimeleri “HNDS” kökünden türetilmiştir.

Müfettiş: Teftiş eden, denetleyen, sorgulayan. Müfettiş ve teftiş kelimeleri “FTŞ” kökünden türetilmiştir.

Müvekkil: Vekâlet eden, vekil olan. Vekil, vekâlet, müvekkil yanı sıra tevekkeli, tevekkül, mütevekkil (yani tevekkül eden) gibi kelimeler “VKL” kökünden türetilmiştir.

Mürettip: Tertip eden, rütbesine göre dizen, matbaada harfleri dizen, dizgici. Mürettib, tertib ve rütbe kelimeleri “RTB” kökünden türetilmiştir.

Mücahit: Cihat eden, din uğruna savaşan. Mücahid, cihad ile cahd ve cehd (uğraşmak, çabalamak), Cahid ve Cahide (cahd eden) kelimeleri, “CHD” kökünden türetilmiştir.

Müderris: Tedris eden, ders veren. Müderris, tedris ve ders ile tedrisat ve medrese kelimeleri “DRS” kökünden türetilmiştir.

Mütecaviz: Tecavüz eden, haddini aşan, azan. Mütecaviz, tecavüz ile tecavüzkâr ve cevaz kelimeleri “CVZ” kökünden türetilmiştir.

Mütereddit: Tereddüt eden. Mütereddit ve tereddüt kelimeleri “RDD” kökünden türetilmiştir. “Ret” kelimesinin aslı “redd” idi ve o da aynı kökten türetilmişti. Nitekim felsefe hocamız Hilmi Ziya Ülken’in kitaplarından birinin adı “Tarihi Maddeciliğe Reddiye” idi. Ayrıca, biz kabul etmediğimiz bir şeyi reddederiz. Sait Faik bir hikâyesinde “Kendisine evlenme teklif ettim, reddetti” der.

Muhasip: Hesap tutan. Muhasib ve hesab ile hesablaşmak ve hesabsız (hesapsız kitapsız) kelimeleri “HSB” kökünden türetilmiştir. Hesab ise “çakıl taşı” anlamına gelen “hasba” kelimesinden oluşturulmuştur. (Eski çağlarda hesap yapmada çakıl taşları kullanılırdı.)

Mültefit: İltifat eden, iltifatkâr. Her üç kelime “LTF” kökünden türetilmiştir. İltifatkâr kelimesindeki “-kâr” soneki de o işi yapan kişiyi ifade eden Farsça bir ektir. Sanatkâr, bestekâr, fedakâr, vefakâr, ihmalkâr, zanaatkâr gibi.

Mütercimi tercüman ve çevirmen kelimelerinden ayırıp ona farklı bir anlam vermeye çalışmak, bana göre, abesle iştigal etmektir.