Köşe Yazarları

Nedir bu sessizlik, öldük mü?

Kıbrıs Türklerinin hak ve çıkarları” dediğinde biri, merteklerden toz dökülmelidir.

Bu bir kalıptır, ezberlenmiştir.

Yüksek sesle söyleyeceksiniz…

Göz dağı vereceksiniz…

Ama gereği, gerektiği gibi yapılır mı, orası şüphelidir işte.

Sanki geleceğimizi belirleyecek tek unsur, tüm sorunlara mucize çözümler getirecek tek çare yeni bir hükümetmiş gibi, başka hiçbir gelişmeyi duymuyor, görmüyoruz.

İngiltere’nin Avrupa Bakanı Sir Alan Duncan’ın ada etrafındaki münhasır ekonomik bölgeler ve hidrokarbonlarla ilgili açıklaması, Güney Kıbrıs’ı deli etti.

Aradan tam 4 gün geçti, Türk tarafından resmi bir açıklama duymadık.

Duncan, Avam Kamarası’ndaki dış politika tartışması sırasında, İşçi Partisi’nin Kıbrıs Rum kökenli bir milletvekili tarafından, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki  faaliyetleriyle ilgili sorduğu soruyu yanıtlarken, “Kıbrıs’ın Münhasır Ekonomik Bölgesi, Deniz Yasası Sözleşmesi’ne göre sondaj yapılmaması gereken tartışmalı bir alandır….  Dün Türk Büyükelçi ile bir araya gelerek, çok yapıcı bir görüşme yaptım. Birleşik Krallığın tutumu, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi uyarınca, egemenliği şaibeli olan herhangi bir yerde sondaj yapılmaması gerektiği şeklindedir” dedi.

Rum tarafı hop oturdu, hop kalktı.

Tam da AB’den Türkiye’ye karşı top yekun bir yaptırım bekledikleri sırada, Büyük Britanya’dan, hem de çok yetkili bir ağızdan çıkan bu sözlere çıldırdılar.

Büyükelçiyi makama çağırdılar, protesto ettiler.

İngiltere Başbakanı’na bir de mektup yazacağını söyleyen Anastasiadis, Sir Alan Duncan’ın bu sözlerinin İngiltere’nin resmi görüşü olamayacağı, Duncan’ın daha önce de böyle marifetleri olduğu iddiasını ortaya attı. Ama arkasından, Duncan’ın açıklamasının “Ankara’nın itirazları da dikkate alındığında, doğrudan Kıbrıs Cumhuriyeti’ne yönelik” olduğu yorumu yaptı.

Doğruydu, Duncan, Crans Montana görüşmeleri sırasında bir açıklama yapmış, sondajların ileri götürülmesinin adada çözüme katkı sağlayacağını belirtmiş, ancak bunun tek şartının hidrokarbon yataklarından tüm Kıbrıslıların yararlanması olduğunu ifade etmişti.

Rumların niyetinin bu olmadığı kısa sürede ortaya çıktı. Bırakın çözüme katkı sağlamayı, Anastasiadis, aldığı dış destekle, çözümü sonsuza kadar masadan kaldırmanın, daha doğrusu adada ayrılığın yollarını arar olmuştu.

Şimdi yüzüne vurulduğunda, kızdığı budur.

Türkiye’nin Fatih sondaj gemisini Kıbrıs açıklarına göndermesi ve uluslararası sularla, Kuzey Kıbrıs’ın ruhsat verdiği bölgelerde doğalgaz aramalarına başlıyor olması, Rum kesiminin yanı sıra Yunanistan, Avrupa Birliği’nin bir kısmı, Mısır, İsrail ve ABD’nin tepkisiyle karşılaşmış durumda.

Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, geçen hafta “Avrupa Birliği ‘Kıbrıs’ın arkasındadır. Türkiye’yi AB üyesi ülkelerin egemenliğine saygılı olmaya çağırıyoruz. Avrupa Konseyi gelişmeleri yakından izlemeye devam edecektir” dedi diye, Rumlar AB’den ortak karar çıkmış gibi rahattılar.

Ancak şimdi görülüyor ki, İngiltere bunun içinde değil.

En azından, sondaj şirketleriyle bölgede olan bir Fransa, bir İtalya kadar taraf değil.

Böyle bir gelişme atlanabilir mi?

Biz atlarız…

Hani bakın, ne yaptık? Ne yapıyoruz?

Eminim Türkiye Dışişleri’nin bir takım diplomatik faaliyetleri var.

Peki bize de düşen bir şeyler yok mu?

En azından “ses çıkartmak” gibi…

Öldük mü yahu?

 

YERİN KULAĞI VAR

BUGÜN NOKTA KONUR:

Hükümeti kurmakla görevlendirilen UBP Başkanı Ersin Tatar, bugün HP ile ikinci görüşmesini gerçekleştirecek. “Göstermelik turların” ardından bugün hükümet konusunda iki partinin aralarındaki bazı ufak prüzleri halledip, hafta başına hükümetin kurulması konusunda açıklama yapmaları bekleniyor. Zaten yeni koalisyonun çatısı aylar önce kurulmuştu, bugün artık son revizeler yapılıp nokta konması kuvvetle muhtemel. Bence daha da uzatmanın kimseye faydası yok.

NEDEN ACABA:

UBP’nin önceki gün siyasi partilere yaptığı ziyaretlerde bir ayrıntı aklıma takıldı. Tatar’ın CTP, DP ve TDP ziyaretlerinde başkanlar birlikte açıklama yaparken, HP ziyareti sonrası iki başkanın açıklamalarını birlikte değil de ayrı ayrı yapmaları sizi bilmem ama,  biraz tuhaf geldi bana…

AYLAR ÖNCESİNDEN BİLİNİYORDU:

Dün bir tv programında müstakbel bakanlardan Faiz Sucuoğlu’nu dinledim. Özellikle Türkiye ile imzalanacak protokol ile ilgili çalışmaları tamamladıkları, ekonomiyle ilgili alınacak tedbirlerle ilgili olarak aylardır hazırlandıklarını, “gölge kabine” bile oluşturduklarını  söylüyordu. Demek ki UBP, aylar öncesinden bu hükümetin bozulacağını ve kendilerinin hükümete geleceğini biliyordu. Siz bakmayın HP’nin söylediklerine, belli ki yeni hükümetin yol haritası aylar öncesinden belirlenmişti…

İLK DEFASI DEĞİL:

Dün yerel bir gazetede, UBP milletvekili Önder Sennaroğlu’nun kabinede kendisine görev verilmemesi halinde bir başka partiye gideceği iddiası yer aldı. Bu haber ne kadar doğru bilmiyorum ancak, Belediye Başkanı oğul Ahmet Sennaroğlu haberin doğru olmadığını ve İskele bölgesinden babasının değil, Yasemin Öztürk’ün bakan olmasına destek verdiğini söyledi. Hatırlanacağı üzere Önder Sennaroğlu, geçmişte bakanlık alamadığı için CTP’den ayrılıp UBP’ye geçmişti. Yani ilk defası değil bu tür davranış…

ESKİ MÜDÜRÜN MARİFETLERİ:

Yeni hükümet henüz kurulmadı ama, kendini belli makamlarda görenler hayli fazla. Elektrik kurumunun “fazla mesai” konusunda gündem olan eski müdürü , yeniden göreve gelip gelmeyeceği bile belli olmadan kurum içerisinde çalışanlara emirler vermeye başlamış bile. Eğer yeni hükümet, hakkında iddialar bulunan birisinin, daha göreve gelmeden yaptıklarına prim verirse işi zor…

RESMEN KOZMETİK:

İki dönem, 3 yıldır görev yapan Fikri Ataoğlu, Girne antik limanla ilgili gerçekleri sürekli olarak “özelleştireceğiz” diyerek geçiştirdi, şimdi görevinin bittiği günlerde, kozmetik tamiratlar yaptığı açıklaması getiriyor. Sadece Ataoğlu değil. On yılların sorunu. Bir iki tamiratla geçiştirilecek hal değil. Liman limanlıktan çıktı. Su sirkülasyonu yok, çamura döndü. Kaldıramayacağı kadar ağır bir yükün altında. Devasa gezi gemileri limanı duvar gibi örüyor. Yönetsel sorunu var, fiziki sorunu var, var oğlu var. Şimdi yeni bir hükümet programında, emin olun limanla ilgili kopyala-yapıştır ifadeler göreceksiniz. O çark da orada, liman yakın zamanda yok olana kadar sürecek…

 ZİRVEDEKİLER

Cenk Diler: “İster protokol ister program olsun, hiç bir yere varamazsınız. DP ile varamadığınız gibi UBP ile hiç varamayacaksınız. Ne kendinizi ne de içinden çıktığınız halkı böyle boş vaatlerle kandırmaya kalkışmayınız. Kabul edin ki başaramadınız ve başaramayacaksınız. Neden mi? Yapılanamadınız, örgütlenemediniz. Dersinize çalışmadınız. Ehil kadrolar oluşturamadınız. İyi yönetemediniz. Kendi ayaklarınız üzerinde durmak yerine, paket ile yatıp paket ile kalktınız. İcazet istediniz, vesayet çağırdınız. Acele ettiniz. Ecele gittiniz!”…

DİPTEKİLER

Ah Şu Arşivler Yok Mu?: Seçimlerden önce koalisyona girmeyeceklerini söyleyen HP lideri Kudret Özersay dörtlü koalisyon görüşmeleri öncesinde katıldığı bir programda; “Şahsen ben koalisyona girmem, partim karar alırsa koalisyona girsin, ben  girmem… Söylediğimden farklı birşey yapamam, yaparsam  insan içine çıkamam” demişti. Bu arşivler de olmasa ne güzel siyeset yapılırdı ama…

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı