Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

Neden reddediyoruz?

Türkiye ile imzalanan Gençlik Spor ve Koordinasyon ofisine tepki gösterilmesi, bazı kesimlerce fazla abartılı bulunuyor ve bu anlaşmaya karşı çıkanlar, bu kesimlerce acımasız şekilde eşetirilirken, ne “Rumculukları ne de Türkiye düşmanlıkları” kalıyor…Bu anlaşmayı gayet masumane bir anlaşma olark topluma kabul ettirmeye çalışanlara karşı direneler ise, bunun bir anlaşmadan çok bir teslimiyet, hatta sosyal yapımızı tamamen değiştimeye yönelik bir anlaşma olduğuna inanıyorlar…

Savunanlar, Türkiye’nin gençlerimize yönelik saha, spor tesisleri, yurt yapmasında niye bir art niyet arandığını soruyorlar. Gençlerimizin “yatacak bir yurt, spor yapabilecekleri modern tesislere kavuşmasının arkasında ne gibi beklentiler olabilir ki” diyorlar…

Zaten Kıbrıs Türkü olarak, en büyük sorunumuz, “biz böyle iyiyiz ve nemelazımcılık” değil mi..? Her konuda, “ucu bana dokunmadıktan sonra bana ne?” demiyor muyuz hep…

Bu anlaşma ile gençlerimize yönelik modern çim sahalar, devlet olarak bizim yapmadığımız birtakım sportif yatırımlar için kaynak aktarılması gibi kulağa da hoş gelen güzel vaatler sunuluyor. Peki ama gerçekten de murat edilenler bunlar mı..? Şüpheci olanın, işin detayını araştıranın hemen damgalanması bile başlı başına düşündürücü.

Kurulmak istenen ve Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı olarak çalışacak olan Koordinasyon Ofisinin ne tür faaliyetlerde bulunacağını anlamak için yine Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Türkiye’deki gençlik merkezleri, spor tesisleri ve yurtlarla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığı ile yaptığı anlaşmada, bu yerlerde gençlere yönelik taleplerinin ne olduğuyla ilgili bazı maddeleri aktarmak istiyorum… Sözü edilen yerlerde, nasıl bir genç nesil yaratılmak istendiği bize ipuçları verebilir. Şöyle ki;

Anlaşmanın 1.maddesi aynen şöyle; “Bu protokolün amacı, sosyal kültürel ve sportif etkinliklerle gençlerin beden ve ruh sağlıklarına katkıda bulunmak, Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı kurumlarda, yurtlarda, spor tesislerinde, kamplarda ve gençlik merkezlerinde…..”

Ve devam ediyor;

“Bu protokol Gençlik ve Spor Bakanlığına bağlı yurtlarda, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında ve spor tesislerinde yürütülen eğitim faaliyetlerinden, Kuran Eğitim Kursları, Din ve Değerler Eğitim Kursları, Arapça, Osmanlıca vb gibi dil kursları ile benzeri faaliyetlere katkı sağlayacak müftülük personelini talep etmek…” 

Ve kutlanacak milli ve dini günler de açıkça yazılıyor;

“Diyanetçe düzenlenen Kutlu Doğum Haftası, Camiler Haftası, dini gün ve geceler gibi zaman dilimindeki etkinliklerin Bakanlığa bağlı yurtlarda, gençlik merkezlerinde, gençlik kamplarında ve spor tesislerinde müftülerle işbirliği içerisinde yapılmasını sağlamak…”

Hepsini bıraktım ama, hiç olmazsa 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramını da kutlasalardı…

Biz bunu mu istiyoruz?

Yurtlar, gençlik merkezleri, gençlik kampları ve spor tesislerine yönelik olarak, bu merkezlerde;

“Ders programları, ders saatlerinin bitimini takip eden namaz saatine göre ayarlanacak,  son dersin bitiminden sonra (kız ve erkek) öğrencilerin en az bir vakit namazı, öğretici gözetiminde camide cemaatle kılması sağlanacaktır…

Gençlerin manevi gelişimine katkı sağlamak amacıyle eşgüdüm içerisinde gençlere yönelik umre programları düzenlemek…” deniyor.

Türkiye Gençlik ve Spor Bakanlığının gençlikle ilgili düşünceleri bunlar. Durum bu kadar açık ve net…

Kısacası dini bütün, maneviyatı yüksek bir gençlik yetiştirmek için bu tür yerlere masumane bir şekilde girip, kendilerine yakın bir gençlik yaratmak…

TC ile KKTC arasında imzlanan anlaşmada da, Koordinasyon Ofisinin gençlik ve spor alanlarında program ve projeler hazırlamak, mevcut projeleri denetlemekle yükümlü olacağı belirtiliyor. deniliyor…Peki ama özellikle gençlerin karşı çıktığı bu anlaşma neleri içeriyor. Bir kere bu anlaşma ile;

– Tüm proje ve uygulamalar, bu ofis tarafından belirlenecek…

– Ofisin başına Türkiye Cumhuriyeti’nden bir başkan atanacak…

– Tüm gençlik kampları ve yeni yapılacak kamplar ayrıca bu kampların işletmesi ofise devredilecek…

– Tüm spor tesisleri ve yeni yapılacak tesislerin işletmesi bu ofise devredilecek…

– KKTC’de var olan yurtların ve ileride yapılacak olan yurtların irade ve izinleri bu ofise devredilecek…

Denebilir ki, orada Diyanet’le ayrı bir anlaşma yapılmış. Peki bunun burada da yapılmayacağını kim garanti edebilir. Baksanıza projelerin “Ofis” tarafından yapılacağı açık….

Ben bu anlaşanın anlatıldığı kadar masum bir anlaşma olduğuna inanmıyorum. Amaç, yurtlar, gençlik merkezleri ve kamplar ile, gençlerin yoğun olarak bulunduğu spor tesislerini ele geçirip, kendi siyasi düşünce yapılarını yaymak ve, “yeterince dini bilgisi olmayan” Kıbrıs Türkünü hizaya getirmek…

Sevgili Hüseyin Ekmekçi’nin son yazılarında Din İşleri Başkanlığı altında, nelerin yapıldığını, belgeleriyle okuyorsunuz…

Sonuç olarak kimse bu konuyu “Türkiye düşmanlığı” gibi saçma bir sebebe dayandırmaya kalkmasın…

Bugün tamamen Koordinasyon Ofisinin emrine vermeye çalıştığımız yurtlar, gençlik merkezleri, gençlik kampları ve spor tesisleri üzerine kurulan proje işte bu… Yok eğer, devlet eliyle dini empozeler yapılmasında, gençliğin belli bir yönde şekillenmesinde bir sakınca görmem” diyorsanız o zaman devam edin…

YERİN KULAĞI VAR

RAKAMLAR ÇELİŞKİLİ: Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu, Güney’de 802 bin, KKTC’de 220 bin sayısının, anlaşma halinde kurulacak devletin otomatik vatandaşı olarak tutanaklara geçtiğini söyledi. Ancak bu arada, Güney Kıbrıs’ın nüfusunun 848 bin kişi olduğu açıklandı. O halde, tutanaklara geçen rakamın, belli bir süre önce belirlenmiş olduğunu mu anlamalıyız. Peki her iki taraftaki doğal nüfus artışı ne olacak..?

AKINCI DA RAHATSIZ: Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da, Güney Kıbrıs’ın sürekli işi yokuşa sürmesi, kapılar, telefon, elektrik konularında güven yaratıcı önlemlerin hayata geçmesinin engellenmesi konularından rahatsız. Şüphesiz kendisi Güney’in isteksizliğini bizden daha net görüyor. “Sürekli toplantıyla bu işi başarmamız gerekir, yapamıyorsak da bunu çıkıp halklarımıza neden yapamadığımızı gerekçeleriyle birlikte anlatmamız gerekir” diyor ve uluslararası tarafları sorumluluk üstlenmeye çağırıyor. Göreve geldiği günden bu yana Sayın Akıncı’yı ilk kez bu kadar endişeli gördük…

AKANSOY YARGIYA GİTMELİ: CTP Milletvekili Asım Akansoy, Kaya Otel’in yasa dışı 7. kat çıkma olayına  ilişkin yazısında, kötü kokular geldiğini, işin siyasi partilerin “mali yapılarına”, hatta bazı siyasilerin “villa borçlarına” kadar uzandığını iddia etti. İddialarının belgesi olmadığını da ekledi. Belgesi olmayan bir iddiayı ortaya atmak, çamur atmak olur ki, Akansoy’un bunu yaptığına inanmak istemeyiz. Ama kendinin bildiği, tanık olduğu ciddi bir duyum varsa, onu da yargıya bildirmek, yine bir siyasinin görevi. Biz Akansoy’dan bunu bekliyoruz. Cesur olmasını engelleyen hiç bir şey yok…

KULAKLAR BAŞBAKAN’DA: Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın, basın gününde “basına müjde” diye verdiği 5 yıllık projenin ne olduğunu bugün Başbakan Özgürgün açıklayacak. Özellikle yazılı basının zorda olduğu, insanların artık eskisi gibi gazete almadığı, internet gazeteciliğinin orman kanunlarıyla yürüdüğü bir gerçek. Basın sektörü bugün Başbakanın basına yönelik açıklayacağı “müjdeye” odaklandı. Çeşitli iddilar geliyor kulağımıza ama, bekleyip göreceğiz. İnşallah beklentilerin yüksek olduğu projede, dağ fare doğurmaz…

UYARI YETER Mİ: Polis’ten gelen “geceleri araçlarınızın ışıklarını yakın” açıklaması komik. Aracın ışık sistemi tamamsa, zaten yakacak. Oysa yollar hurda araba dolu. Adam umursuz, trafiğe çıkarken ne kendini ne başkasını düşündüğü yok. Yanlışlıkla yapmıyor ki, bilerek yapıyor. Gerçek bu olduğuna göre, böyle bir uyarı pek de mantıklı değil. Polisin görevi denetim yapmak. Kontrollar artsa, cezayı yiyeceğini bilse, zaten yapmaz…

YÜZDE 1,38: UNESCO’ya göre, tüm dünyada dolaşımda olan üniversite öğrencilerinin toplam sayısı 5 milyon civarındaymış. Yani kendi ülkesinin dışında eğitim görenler…KKTC’de de geçtiğimiz yıl yüksek öğrenimdeki toplam öğrenci sayısının 81 bin olduğu açıklandı. Bunun 12 bini yerli öğrenci. Demek ki, yabancı öğrenci sayısı 69 bin. Yüzdeliğe vurursak, dünya geneline oranla yüzde 1,38…Bizim gibi küçücük ve tanınmamış bir ülke için çok ciddi bir rakam. En azından bu rakama bakarak, üniversiteleri mercek altına almamız gerekmez mi..?

ZİRVEDEKİLER: Gülden Plümer Küçük: “Tüm aradığımız kayıplar Kıbrıs adasında bulunmaktadır. 1974 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne götürülen savaş esirleri uluslararası hukuk çerçevesinde Kızıl Haç (Red Cross) tarafından kayıtları yapılmış ve tümü adaya geri dönmüştür. Bu bilgiler Kızıl Haç tarafından temin edilmiş olup kendi arşivimizde mevcuttur…”.

DİPTEKİLER: BM Bunu da Yaparsa, Yazık: Bm Genel Sekreteri rapor taslağında, Türk tarafının yangında yardım teklifinin Güney Kıbrıs tarafından reddedilmesini “kaçırılmış fırsat” olarak nitelemişti. Bu da Rumların tepkisine neden olmuştu. Şimdi gelen haberler, bu ifadenin nihai rapordan çıkarılacağı yönünde. Rum hükümetinin BM’den bu yönde teyid aldığı öne sürülüyor. BM gibi bir örgüt, bunu bile söylemekten tırsıyorsa, yazıklar olsun…