Köşe Yazarları

Birinci perde açıldı ve öğrendik…






Müzakereler başlayalı beridir “Kıbrıs Türk cemaatını” “nasıl çözüm” sorusuna cevap vermeden “çözüme” inandırmaya çalışıyorlar! (“cemaat” diyoruz çünkü olası çözümde nüfusumuz 2 yüz 20 bin kişi olarak sabitlenecekmiş.)




Neyse ki Güney bizimkiler kadar ketum olmadığından ve zaten Rum liderliği müzakerelerle ilgili gelişmeler konusunda medyasını sürekli beslediği için ne olup kaldığını öğrenme fırsatı buluyoruz. Derken; İlk defa Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu uzlaşılan bazı konularda açıklama yaptı. “Ya Türk cemaatının etki tepkisini görmek veya olası çözüme alıştırmak” için!



Doğrusu sükut’u hayale uğradık! Çünkü aylardır Rum medyasından aktarıp yorumladığımız fakat “olamaz” dediğimiz konuları, sırıtışlarıyla pişmiş kelle gibi önümüzde bulduk! Tutun ki korktuğumuz başımıza geldi!

Ki söz konusu “uzlaşılar” Yönetim ve Güç Paylaşımı” başlığı altındakiler… Bir daha tekrarlamak gerekirse bakın kapsamında neler var:

Türk nüfusunun 2 yüz 20 bin ile sınırlandırılması!

AB müktesebatı ve dört özgürlüğün uygulanması.

Kıbrıs Cumhuriyeti Federasyonunun BM’ler Güvenlik Konseyi tarafından güvence altına alınması.

Ha arada Kuzey Kurucu devletinin Rum mülkünü ayarlama yetkisi olacağı, düzenlemeleri kurucu devletin yapacağı gibi ağızlara çalışan bir parmaklık bal var ki biz buna dünkü yazımızda “işte o zaman mülk ve hak sahipleri arasında kavga çıkacak” demiştik!

KUZEY’İ YONTACAKLAR: Zaten müzakerelerde, “Kıbrıs’ta çözümü sağlamak için” değil “Rum mülkü ile birlikte Kuzey’i Türkiye’nin işgalinden kurtarmak için masa kurulduydu!” İlk perde kapanırken de kesinkes “olası çözümde Türkiye’nin garantörlüğü lağvedilirken Kuzey olduğunca Türkiyesizleştirilecek!”

Kısaca: Güç paylaşımını hallettik! Geriye Yönetim kalıyor ki işte cemaatımız işte Rum halkı! Ve işte yönetim aşamasında federal devleti oluşturacak “yönetim organlarının” temsiliyet oranı: 1/4

SIRADA OLAN: Mülkiyet ve toprak konusu! Büyük hırgür bu konular üzerinde ciddi ciddi müzakereler başladığında başlayacak! Güney’in ne istediğini biliyoruz. Bilmediğimiz Kuzey’in ne kadar ve nereleri vereceğidir. Bekleyin, yakında bizim sinemada!

DEVLET SORUNLARIN ALTINDA KALIYOR, EZİLİYOR!

Hiç küvete düşen hamam böceğini seyrettiniz mi? Onca nefretinize ve tiksinmenize karşın acırsınız! Böcek büyük çaba sarf ederek küvetin eğimli yerinden yukarılara tırmanır, tam ucuna gelip kurtulacağı sırada kayarak yine küvetin dibine düşer… Ve tekrar tekrar kurtulma denemeleri devam eder..

Bazen kendimi öyle hissederim! Fakat Kıbrıs Türk cemaatının öyle olduğu kesin! Yıllardır “dipsiz kuyudan su çekmeye çalışırken” bir yandan da “dibine kadar düştüğü küvetteki hamam böceği gibi kurtulmak için ha babam ha anam çırpınıyor, tam kurtulacak yallah yine dibe vuruyor!

KADER MİDİR? Kaderini insan kendi yazar. Yoksa Allah neden akıl izan versindi. Zaten Kıbrıs Türk cemaatı çokluk kaderci olmadı. 1960’lar Zürih Londra Anlaşmalarını da hazırladı 1963 Rum’un Kanlı Noel saldırılarına da karşı çıktı. Ruma da boyun eğmedi hep aleyhine çıkan BM’ler GK’si kararlarına da.. 1974’de eseridir..

Fakat tüm bu “kaderciliği” kıran olayların arkasında “Türkiye”nin desteği” vardı.

Yazık! Bugün hem o desteği tepiyoruz hem de kader yolumuzu çizerken “Türkiyesizliği” çağırıyoruz. Ki o Türkiye 3 milyon mülteciyi sırtarıyor! Bozup yıksa da yeniden yapıyor! Dini akideleri öne çıkarsa da tek laik İslam ülkesi oluşunun önderliğini yapıyor.

KKTC hükümetleri özellikle CTP ağırlıklı olanlar bu TC’den büyük oranda yararlanmak yerine kavgayı yeğlediler! “Vesayet altında” yaşamak istemeyiz dediler! Ve kaç yıldır ne “Mali ve Ekonomik Protokolleri” uyguladılar ne de TC ile oluşturulacak ikili anlaşmalara iltifat ettiler. Sonuncusu Kültür ve Spor ağırlıklı Gençlik Ofisi! Utanmadık TC’yi mahkûm etmek için Anayasa Mahkemelerine kadar sevk ettik! (Fakat gençlerimizi Rum tarafındaki gençlik kamplarına göndermekte tırnak kadar sakınca görmedik!)

DİYESİMİZ ŞUDUR: Hükümetler karar mekanizmalarını çalıştıramıyorlar. Özgürgün Hükümeti de çalıştıramıyor! “Mali ve Ekonomik Protokol” hâlâ askıda!

Gücümüze gidiyor! TC’nin suyuna burun kıvıran bir iki belediye kalmış ama sorun devam ediyor! Gücümüze gidiyor! Hadi bir şeyler ters gitti, limon üretimi aksadı! Fakat yok da dokuz – on lira kilosu! Üstelik ıskarta ve ülkeye dünya kadar meyve ithalatı yapılırken, üreticiyi koruma kulpu takılmış nedenle limon ithal edilmiyor!

Gücümüze gidiyor: Sütçünün sütü elinde kalıyor devlet satın alıyor! Hellimci hellimini satamıyor faturasını devlet ödüyor!..

Vesselam bu “hamam böceği asla içine düştüğü küvetten çıkıp kurtulamayacak!”

KISACA TAKILDIĞIM: (MOREKET’İN “DİPTEKİLERİ”)

Bugün “köşemi (taktığım için) refikim Mehmet Moreket’in “Diptekiler”ine bırakıyor ve dünkü yazısını aktarıyorum:

“Cumhurbaşkanı Akıncı barış dilini kullanmalıyız diyor. Tamam kullanalım ama habere bakın: “Yunanistan Cumhurbaşkanı Güney Kıbrıs’a geliyor ve yetkililer kendisine “fahri Omorfo vatandaşlığı” veriyor! Ha bir de kenttin anahtarını. O da alıyor ve “gurur duydum” diyor. Kim o yetkililer? Sözde Omorfo Belediye Başkanı, yanında da devlet erkânı… Masada görüşmeler sürerken ardı ardına gelen bu provokasyonlara karşı barış dili kullanmak mümkün mü?”





Başa dön tuşu