Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

NEDEN “MADUSA?”

Meğer neymiş “Madusa?” Yunan mitolojisinde Gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan, saçları yılanlardan oluşan, keskin dişli, dişi canavar! Efsanesi de var!

İşte Geçen gün Doğu Akdeniz’de Yunanistan, Fransa, Güney Rum kesimi, Mısır ve İsrail  beşlisi ile gerçekleştirilen askeri tatbikatın adı yukarıda tanımını yaptığım bu “Madusa”ydı!

Neden bir canavarın adını koymak gereğini duydular? Artık askeri tatbikatlar söylemlerinin bile  “barışı” korumak için anlamlaştırıldığı gerçeğinde, neden bu tatbikata baktığını taşa çeviren “Madusa” dediler!

Tam da bir süre önce bir Yunanlı kaptan tarafından yönetilen  Alman fırkateyni askerlerinin Libya’ya silah sevk ediyor bahanesiyle    Türkiye’ye ait bir ticaret gemisine korsanca ve zorla girip aramalarda bulunmasının hemen ardından…

Üstelik Lozan Anlaşmasına göre silahlandırılmaması gereken Yunan adalarının silahlandırılmalarına da hız verilmesi  gerçeğinde..

PEKİ nedir bu silahlandırmalar, askeri tatbikatlar? Kime karşı neden?

Çok kısaca cevabı şu: Türkiye’ye karşı!  Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de hem kendi karasularının içindeki haklarını hem de KKTC’nin hakkı olanı sağlamak için gerçekleştirdiği faaliyetlerinden dolayı!   Hidrokarbon arayışlarına yönelik sondaj çalışmaları yaptığı için..

FAKAT uzun süredir olagelen bu çatışmacı ve tehlikeli tırmanışların tek nedeni bunlar da  değillerdir. Siyasi sorunları ve bölgedeki askeri hareketleri izlerken değerlendirmelerde bulunan uzman ve bilirkişilere göre asıl neden, “Türkiye’nin sadece Doğu Akdeniz’de değil, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da, Azerbaycan’da tabi ki Kıbrıs’ta; Batı’nın Amerika’nın kendi çıkarlarına yönelik tüm  oyunlarını bozmasıdır!”

Ve asıl büyük neden  artık Türkiye’nin  hem askeri hem ekonomik yönden bu ülke ve bölgelerde itibar kazanması. Rusya ile birlikte hareketle siyasi  gücünü artırması.. Kısaca artık bu bölgelerde “Türkiyesiz hiçbir sorun çözülemez” dedirttiğinin  “mihver ülkesi” durumuna geçmesidir!

***

DEĞİŞEN KIBRIS SORUNU: Tabi ki yukarıda yazdıklarım masal değildir. Nitekim daha dün Yunanistan, TC’e on kilometre mesafedeki Meis adasına yine asker gönderdi.

Ve tam bu sıcak gelişmeler yaşanırken BM’ler Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı bayan LUTE adaya geldi!

“Aman ne isabet! Tam da zamanında geldi” mi diyelim! Ki adadaki siyasi ortam ancak bu kadar bozuk olabilirdi. Bırakın müzakereleri neredeyse Akdeniz’de kıymet kopacak! Maraş’ın açılması nedeniyle ortam zaten gergin.

Buna karşın “hazır gelmişken şu adada ve bölgedeki sorunları da bir görüşsek” deniyorsa.. Sanki adada Türkiye ile Yunanistan yokmuş..  Sanki Rum tarafı daha dün bayan Lute gelecek diye Madusa askeri tatbikatına katılmamış gibi düşünülüyorsa.. Mahzuru yoktur hoş geldi sefa geldi..

***

HEP AYNİ FİLM!

      Keşke “Yönetimler” seviyesinde kalsaydık…                                                      “Keşke “Kurucu Meclis”lerle yönetilseydik.                                                   Keşke “Liderlik” olsaydık!..

En azından zırt pırt hükümet düşürmez, “bakanlık” kavgası yapmaz, iki yıldan fazla ayakta duramayan koalisyon hükümetlerine gerek kalmazdı!

Bu kadar küçük ve partili partisiz insanlarının iç içe geçtiği küçük ülkede “parlamenter sistem” kel başa şimşir tarak gibi lüks kalıyor!

BUNA karşın enten püften neden ve kaprisler yüzünden  bir satte hükümet yıkan koalisyon ortaklarının yeni bir hükümet kuruluşunda neden bu kadar çabuk olamadıkları da ibretlik vakıadır! Nitekim ve nedense yıktığımız kadar çarçabuk hükümet kuramıyoruz!

Tabi o zaman da aklımıza şu şeytanı sokuyorsunuz; “Yoksa daha çok pay kapmak için mi hükümet yıkıyorsunuz?” Buna karşın:

***

SİYASET yapmanın hükümetlerde görev almanın ne kadar  zor olduğunu dünkü yazımda bizzat tanığı olduğum olaylardan  örnekler vererek anlatmaya çalıştıydım.              Milletvekili adaylarının sandıktan çıkmak için nasıl köy köy kapı kapı dolaştıklarını nasıl muamelelere maruz kaldıklarını zaten biliyoruz..

(Nitekim yıllar önce Türkiye’de   her ikisi de rahmetlik olmuş Alparslan Türkeş ile Sakıp Sabancı polemiğe girip de Sakıp ağa siyasi eleştiri ve söylemlerde bulunmaya başladığında Türkeş, “sen siyaseti çocuk oyuncağı mı sandın” dediydi de Sakıp ağa bir daha sesini yükseltmediydi.)

Evet siyaset çocuk oyuncağı değildir. Ancak ehil ellerde! Eğer memleketi çocukluktan kurtulamamış vekillerin yönetimine bırakırsanız, siyaset ayağa düşmekle kalmaz. Kirlenir de..

Nitekim geçen gün baktım İşinsanları da sıraya girmişler Hükümette teknokrat olarak çalışmak istediklerini beyan ediyorlar!

Olabilir! En azından oy kaygısıyla söz verecekleri.. Memnun etmek zorunda bırakılacakları.. Yada birilerine kıyak çekerken haklının hakkını gasp edecekleri.. Hatır gönülle iş yapmak zorunda bırakılacakları bir siyasi partili gibi davranmayacaklar!

Buna karşın “sadece bir teknokrat olarak mı görevlerine devam edecekler” kuşkusu hep var olacak! Çünkü Bakanlık bir mertebe, bir fantastik makamdır. (Her halde) tadına bakan bir daha o makamdan vazgeçmek istemez!                                                                                                          ***

FAKAT KONUMUZ BU DEĞİLDİR.    Sorun artık bu parlamenter sistemle hükümet olarak devamlılık göstermenin mümkün olmadığıdır! Ki şimdilerde dört siyasi parti yeni bir koalisyon hükümeti kurmak zorunda bırakılıyor!.

Niçin ama? Erken seçim yapmak için! Yani bu dört siyasi partiden oluşacak koalisyon hükümeti  KKTC’nin geleceklere yürümesine yönelik ciddi plan programlar, yeni yasalar, düzenlemeler,  iyileştirmeler, yatırımlar falan yapmayacaklar!                                     Önlerindeki erken seçimde oy potansiyellerini artıracak (akla gelen ne varsa) yada yetkileri oranında hangi icraat, kıyak, yardım, atama ile falan; oylarını artırmak uğraşlarının  “yetkili ve sorumlu vekilleri, bakanları olacaklar…

Seçimden sonra şu yukarıda vurguladığım partizanca çalışmaları sonucunda belki “kazanacaklar-kaybedecekler”  ama KKTC bir kez daha “öldürülen ve boşa geçen  zamanlar” nedeniyle kaybedecek!                                                                        ***                                    …BU filmi 1974’lerden beridir seyrediyoruz. Bıkıp usandık hatta bu nedenle devlet olarak çok kaybettik ama onlar hiç usanıp bıkmadılar..  Haklılar! Bu ülkede siyasetin çarkları başka türlü dönmüyor! Devletin yapı taşları “iş, aş, para, makam, rant” üzerinde oluşuyor.. Sistemin çarkları ancak bu unsurlarla dönebiliyor!  Bu nedenle temiz devlet olamadık! Siyaseti (kabul etmesek de) bu nedenle “çocuk oyuncağı” esamesine düşürürken kirlettik!                                     Artık bu “sistem” bu devleti taşımaya yetmiyor!