Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Neden çözüm olmuyor?

Yıllardır Kıbrıs siyasi sorununun “çözümünden” söz ediyoruz.

“Çözümsüzlükle” geçen zamanın aleyhimize olduğunu söylüyoruz.

“Çözüm” olmadan ekonomik büyümenin  mümkün olamayacağını adımız gibi biliyoruz.

“Çözümsüzlük” nedeniyle gençlerimizin göçe zorladığını hatta artık dış ülkelerde hayat hakkı aradıklarını biliyoruz…

Çok kısaca çözümsüzlük nedeniyle canımız yanıyor, kaybediyor, üzülüyoruz..

PEKİ “çözümü sağlama konusunda ne yapıyoruz?

Tabi ki bu soruya cevap verecek olanlar “seçilmişlerdir.” 45 Yıldır gelip giden Cumhurbaşkanlarımız, Hükümetlerimizdir.. Tutun ki ayni zamanda Ankara’dır. Üstelik cevabı verirlerken “bir dokun bin ah işit” kabilinden, “bağırlarının nasıl yanık olduğunu” söyleyeceklerini de iyi biliyoruz!

Fakat “çözümü” niçin başaramadıklarının nedenini  hiç öğrenemeyeceğimizi de biliyoruz! Nitekim hep şunu söyleyecekler:

“Müzakere masalarında çok uğraştık ama maalesef Rum tarafı ile uzlaşmak mümkün olmadı! Hatta referanduma götürmek başarısını gösterdiğimiz çözüm planına bile “hayır” diyerek son kerteye gelip dayanmış  çözüm umudunu bile  berhava ettiler!..”

O zaman ikinci soru: “Bunlara karşın sorunu çözmek için Kıbrıs Türk halkı  ve tabi Ankara olarak nasıl bir politik strateji saptadık? Nasıl bir plan hazırladık? Neleri koyduk Rum’un önüne ki çözümden başka çaresi kalmadığı için “kabul” etsindi!

Mesela  Ekonomik kalkınmamız  sonucu ulaştığımız “devlet büyüklüğümüzü” mü? Ki Rum Güney’den Kuzey’e bakarken “banayiyamu” deyip, “artık biz  bu Türklerle adada aşık atamayız” teslimiyetinde ellerini havaya kaldırsındı!

Mesela Dünyanın parmakla gösterilen bir turizm beldesi oluşumumuzu mu? Ki Rum’un turizmi cüce kalırken yanımızda, kahrından çatlasındı!

Mesela düzgün yolları, parkları, tertemiz mesire yerleri, bağları bahçeleriyle Cennetten bir Kuzey mi soktuktu gözlerinin içine ki hasetlerinden kudursunlardı!

Mesela 15’in üzerinde üniversitemizin dünyaya yayılan ilim irfanına,  anlı şanlı adlarıyla büyük başarılarına mı tanık oldular ki “maşallah bu Turkolar gerçekten Kuzey’e layık toplumdurlar” desinlerdi!

Mesela biz Kuzey’de yarattığımız büyük devletle “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayanan bir federal sistemi” savunurken,  “bundan iyisi can sağlığı olmalıdır” deyip ellerini ellerimize doğru uzatsalardı…

EVET   Barış Harekâtına karşın, Rum kendini Güney’de yeniden küllerinden yaratıp bir dünya devleti oldu ama biz 45 yıldır hâlâ “kuzey’in tutsaklarıyız!”

Güney’in Rum’u,  “kendi coğrafyamızla tanınmamış devletimizin tutsakları olan biz Kıbrıs Türklerine  bu halimizle neden çözüm elini uzatsın? Uzatmasını zorlayacak bir Kuzey mi yarattık, savaşabilmekten” gayrı!                                **********

HÂLÂ SAHİP ÇIKABİLİRİZ..

Geçtiğimiz günlerde Erhürman Hükümetinde Maliye Bakanı olan Serdar Denktaş’ın bir gazetemizle yaptığı “mülâkatını” okumuştum.

Bir süre mesela CTP yada HP’den “cevap” yada  “bilgilendirme” mahiyetli açılamalar bekledim. Ya umurlarında olmadı yada gerek duymadılar..

Oysa eğer Erhürman hükümeti 15 ay   iktidarda kalma başarısı gösterdiyse, bunun tek “muktediri” her ay bulup buluşturup Kamu Görevlilerinin maaşlarını bir tamam ödeyen Serdar Denktaş’ın becerisindendir!..

Ha, “Dörtlü Koalisyon desteği ve onayı ile” denecek ama kazın ayağının öyle olmadığını, S. Denktaş’ın kişisel inisiyatif yüklendiğini biliyoruz değil mi?                                                                                   *****

Erhürman Hükümeti zaten on beş ay süresince sadece maaşları ödeme başarısı gösterdiydi onun patenti de Denktaş’ın elindeydi!

Oysa S. Denktaş söz konusu röportajında,  Ankara’ya kadar giderek kendisini ispiyonlayan hükümet ortaklarına karşın yine de  bakın bir soruya nasıl cevap verdiydi:

“…Dörtlü koalisyona girme kararı çok kolay değildi. Hem ilk defa denenecek bir kadro hem de ne kadar uyum içerisinde olabileceğimiz konusu soru işaretiydi. Ancak halkın tüm kesimlerini düşünceleri itibarıyla temsil eden oluşum beni cezbettiydi…”

***

ZATEN   bizi cezbeden de bu değil miydi?. Gerçekten de dışında   “UBP ile YDP’den öte muhalefet partisi olmayan, “Dörtlü Koalisyonun” önü Erhürman gibi “idealist” bir siyasetçinin Başkanlığında açık ve aydınlık değil miydi?

Nitekim Serdar Denktaş da “Dörtlü Koalisyon Hükümeti devam edebilseydi gerçekten bu ülkede kendi ayakları üzerinde durabilen bir yapının oluşabileceğini gösterebilmiş olacaktık” diyor..                                                             ***

OYSA asıl neyi gösterdilerdi? Öncesi Koalisyon hükümetlerinde ve belki de bir süre sonra Tatar Hükümetinde de görüleceği gibi “hizipleşme, birbirlerinin altlarını oymaya yönelik kumpaslar!”

Nitekim bir “Rauf Raif Denktaş Üniversitesi arazisi” uğruna kopartılan fırtına, Dörtlü Koalisyonun sonu oldu!                                      ***

YUKARIDA yazdıklarım, şunu söylemek içindi: “Kendi iktidar erkinin kaderine bile sahip çıkamayan hükümetler, “KKTC’nin kaderine nasıl sahip çıkabilirler ki?”

Nitekim şimdilerde de aynen Erhürman Hükümeti kadar iddialı Tatar hükümetini izliyoruz.

Ki “sorunlarla sarmalar sarmalanmalar” çoktan başladı! Sayıları artan kaçak işçilerden tutun da nihayet TC’den aktarılan kara paranın Otel Casinolarında  aklandığına varıncaya kadar…

Sonuçta Kuzey Kıbrıs bundan sonra da eğer “yurdumuz” olmaya devam edecekse, çok geç kalınmasına karşın, “hâlâ sahip çıkılabilir” diye düşünüyorum!