Köşe Yazarları

Ne üretici, Ne toptancı… Kazığı yiyen tüketici..


Domates, şu kriz günlerinin sembolü oldu.

Önce domates demeye bin şahit isteyen ürün, markette 15 liraya kadar çıktı…

İthalat yapılmasın diye direndi üretici…

Bakanlık “aman üretici zarar görmesin” diye çekingen davrandı.

Sonra baktılar olacak gibi değil, ithalat izni çıktı, ‘domates’ gibi domatesi 7-8 liradan aldık.

Yerli ürünün fiyatı otomatikman düştü.

Bu defa da, “ithalat yaptırdınız ürün tarlada kaldı” feryadı başladı.

Biz ta başından ithalatı savunduk. Düşündük ki, hem kalitede hem fiyatta rekabet olur…

Toptancının kaça alıp, kaça sattığına dair bir araştırma yaptık, nasıl kazıklandığımızı gördük.

Şimdi elime iki fatura geçti.

Ağustos sonu ve Eylül’ün ilk haftasında, yerli ama kalitesiz domateslerin tarladaki satışına ilişkin, yani üreticinin tüccara kaçtan verdiğiyle ilgili bu faturalar.

Birinde kilo fiyatı 4,5 lira, diğerinde 4,80…

İkisi de yüzlerce kilo…

Anlaşılan domates üreticisi de,  kısa günün karı kampanyasına katılmış, fiyatlarını üçe dörde katlamış.

Bu defa toptancı, piyasada  birinci sınıf kalitede satılan bir ürün varken, elindeki ürünü kaça alırsa alsın, onunla yarışamayacağını görmüş, kar marjını düşürmüş mecburen.

Ama bugün bakın Türkiye’den gelen domatesle arasında bir lira fark ya var, ya yok.

Lafın kısası, her halukarda zarar eden ne üretici, ne toptancı, biziz, biz…

Çöp bile olmayacak kalitede ürünü fahiş fiyata almak zorunda kalan vatandaş.

Ha bu arada, “o ‘tarlada kaldı’ diye bağırdıkları ürün ne” diye sorduk bilenlere…

Dediler ki, “Bugünlerde artık tarla domatesinin hasat sonudur. Sezon bitti. Bunlar her yıl tarlada kalan üründür. Satışa gelmez”…

Devletin rolü işte tam da burada. Öncelik vatandaşın alım gücü müdür?  Piyasaya kaliteli ürünü düşük fiyattan sunmak mıdır?

O zaman o denge, devlet tarafından sağlanacak.

İşte kimin ne yaptığı ortada…

 

 

 

ŞİMDİDEN YOLUNU YAPIYOR…

Yeni bir müzakere süreci başlar mı, başlamaz mı diye nabız yoklamaları yapılmaya başlanır başlanmaz, Anastasiadis hemen müthiş bir “öngörüyle” sonuca vardı.

Resmen şimdiden başarısızlığa kılıf hazırlıyor…

“Müzakerelerde yeni bir başarısızlık, biz istediğimiz için değil ama, muhtemelen ilgili taraflardan farklı bir düşünce gelmesi nedeniyle, herhangi bir diyalog temelini radikal olarak değiştirecektir. Bu da en kötüsü olacaktır”…

Ne bu şimdi? Nereden bahsediyor?

“Ayrılık”tan tabii…

Sözde “korktuğu” bir şeymiş gibi gösteriyor ama aslında yatıp kalkıp dua ettiği bu. Bir fırsat çıksa da bu müzakereler bitse, kesin ayrılık olsa….

Müzakereleri devam ettirmeye çalışan BM’ye söylüyor bunu.

Yani ‘artık bunu da düşünmeye başlayın’ der gibi…

YERİN KULAĞI VAR

GEZİCİ TEYİD ETTİ:

Dün UBP’nin önemli bazı isimlerinden aldığımız bilgileri sizlerle paylaşmış ve 27 Ekim’de yapılacak kurultayla ilgili Ersin Tatar’ın önde olduğunu yazmıştık. Gezici araştırma şirketi de bizi doğrular nitelikte bir anket yayınlayarak, Tatar’ın şu an için %28.2’lik oy oranı ile yarışı önde götürdüğünü açıkladı. Gezici, anketi yorumlarken,, Sucuoğlu’nun “Ankara beni destekler” imalarının ters etki yaptığı  ve bunun tabanda hoş karşılamadığı yorumunu yapıyor ve oy oranının şu an için %12.6 olduğunu açıklıyor…

 

YARIŞ TATAR İLE ATUN ARASINDA:

Gezicinin anketine göre UBP kurultayının iki turlu olacağına kesin gözüyle bakılıyor. Genel kanı yarışın Tatar ile Sucuoğlu arasında geçeceği yönündeydi ancak Gezici’nin anketine göre UBP tabanının %27.3 desteğini alan Sunat Atun’un, ikinci turda  Ersin Tatar ile başkanlık yarışına gideceği görülüyor. Sanırım sonucu, parti tabanında hala sözü geçen Eroğlu’nun işareti belirleyecek…

 

BU İMZALAR ÖNEMLİ:

Doğu Akdeniz’de İsrail, Mısır rezervlerinden ve Rum Yönetimi’nin muhtemel kazılarından çıkacak doğal gazın Avrupa’ya Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden taşınması konusunda imzalar atıldı. Adına “EastMed” denilen boru hattının yapımı anlaşmasına Mısır ve Güney Kıbrıs imza koyarken, AB de bir temsilcisi ile taraf oldu. Güney Kıbrıs, enerji konusunu öne çıkararak, Türkiye’ye karşı bir “güvenlik” sistemi oluşturmaya, bunun içine de dünyayı sokmak istiyor. Bu çok ciddi bir adım. Rusya askeri tatbikat yaparken, ABD denizde operasyon başlatıyor. Daha başımıza gelecekler var…

 

NEYE GÖRE UCUZ:

Kıbrıs Türk Ticaret Odası yaptırdığı araştırmalarla kuzeyin güneye göre yarı yarıya daha ucuz olduğunu savunuyor. Böylece bazı vurguncuların fırsatçılık yapıp, vatandaşı soymasını haklı göstermeye çalışıyor. Yani ölümü göstererek bizi sıtmaya razı etmek istiyorlar. Keşke biraz da kendilerine bakıp, fırsatçılığa müsaade etmeyeceğiz diyebilselerdi. Sonra, Güney’de hayat sadece bize  göre pahalı. Kuzey’deki asgari ücrette artış söz konusu olunca kıyameti koparan da kendileri.

 

UZAKTAN GAZEL OKUMAK:

Takvim yazarı Ergün Diler, Kıbrıs’ın geleceğine yönelik yazdığı yazısında, “İstanbul geleceğe damga vuracak şehir. New York gibi olacak. Ancak her şeye rağmen hiç aklınızdan çıkmaması gereken bir yer daha var ki orası da KIBRIS! Kıbrıs’ta ne kadar küçük büyük hakkınız varsa hepsine dört elle yapışın. Asla ve kat’a vazgeçmeyin. Kim ne derse desin, vazgeçmeyin. Düşünmeyin bile” diyor… Zaten birinin vazgeçtiği de yok da, dört değil, on elle sarılmış durumdalar. Bu gidişle esas yerlileri olan bizler vazgeçeceğiz kendi adamızdan…

“TURİST AKINI!”:

Turist vizesi ile KKTC’ye giriş yaptıktan kısa bir süre sonra, Çatalköy’de ve Ozanköy’de binlerce lira değerindeki ziynet eşyalarını çalan Soner Aydaş geri kalan tatilini, “cezaevi palas otelde” geçirecek. Şaka bir yana, daha birkaç gün önce adli yılın açılışında Yüksek Mahkeme Başkanı Şefik, tam da bu denetimsizliklerden şikayet etmiş ve artan suç oranlarını dile getirmişti. Kendi ülkesinin sınır kapılarında gerekli önlem ve denetimi yapamayan, ülkeyi sorma gir hanına çeviren bu sistem ne zaman değişecek…

 

ZİRVEDEKİLER

Başaran Düzgün: “Başbakan’ın kucağında nurtopu gibi bir kablo krizi vardır. Başbakan bugüne kadar, bu krizi göz ucuyla izleyip de görmezden-duymazdan gelmeye çalışıyordu. Artık o şansı kalmadı. Çünkü partisinin atadığı bakan ile hükümetin atadığı yönetim kurulu arasında kıyasıya bir kavga vardır. Başbakanın bu kavgaya kayıtsız kalması artık mümkün değildir”…

DİPTEKİLER

Nihat Altınbudak (Oda Tv Köşe Yazarı): “Her daim Türkiye’nin kol kanat gerdiği, Yavru Vatan Kıbrıs da bu ortamda taşın altına elini koyarak, Türkiye’ye sembolik de olsa imkânları ölçüsünde destek vermelidir… Maraş Bölgesini yerleşime açarak zor şartlarda yaşayan Suriye’li sığınmacı kardeşlerimize yardım etmelidir” buyurmuş.  Bırakın da bu ülkenin geleceğiyle ilgili ne yapacağımıza, nasıl bir ülke istediğimize biz karar verelim, yeteri kadar diyet ödedik zaten…



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı