Köşe Yazarları

Nato zirvesi ve “biz!”


Geçtiğimiz günlerde NATO’nun 70. Yılı dolayısıyla Londra’da gerçekleştirilen “zirve toplantısı”  artık her yıl yapılması kararıyla arkasında dedidokularını   da bırakarak sona erdiydi.

Bizlerin sizlerin ne kadar ilgisini çekmişti bilmiyorum.  Ki  o sıralarda biz “Kıbrıslı Türkler”  Vakıflar İdaresinin battığını, İmar Planının direkten döndüğünü, Otellerin doluluk yönünden  bir kez daha çuvalladıklarını, süt ve süt ürünlerinin neden pahalı olduklarını öğreniyor; artı Anastasiadis’li Rum tarafının Kuzey’e geçecek Rumlar’a kısıtlamalar getireceğinin falan haberlerini alıyorduk..

Yani Küçük adanın  küçük insanları olarak kendi küçük oyunlarımızla iştigal ediyorduk.

BUNA karşılık Londra’daki NATO Zirve Toplantısında, adamızın öncelikle ve hâlâ Kıbrıs Cumhuriyeti ahkâmlarından miras kalmış “Garantörümüz” ülkeler yani ev sahibi İngiltere, Yunanistan ve Türkiye, “dolaylı” da olsa Londra’daki zirvede bizi de temsil ediyorlardı ki nitekim Doğu Akdeniz’deki sorunları seslendirirlerken  kulağımızı çınlatıyorlardı!

…NATO’nun 70. Yaş Yılı Zirve Toplantısını mümkün olduğunca ve merakla izledimdi.. Erdoğan’ın gösterdiği performansı takdir etmemek mümkün değildi.. Duruşu, mesajları, eleştirileri.. Fakat en önemlisi “KKTC’nin hakkını da Türkiye’nin hakları kapsamında gündeme getirip Doğu Akdeniz’de KKTC ve TC Hakları konusunda asla taviz verilmeyeceğini söylemesi.. Söylediklerini her fırsatta kulislerde de  deklare ederken  Libya ile oluşturduğu “Kara Suları Anlaşmasından geri adım atmayacağını” beyan etmesi.. Doğrusu cesurane çıkışlardı..

Ki gıyaben de olsa hem Lefkoşa’daki  Anastasiadis, hem de zirveye katılan  Yunanistan Cumhurbaşkanı, aynen Makron gibi  Erdoğan’ın ağırlığı altında ezilmekten kurtulamadılardı..

Ha, Fransa Cumhurbaşkanı Makron’un adını anmışken yazayım:

ZiİRVE boyunca şımarık çocuklar gibi sağa sola koşuşturdu! Trump’ın etrafında pervane oldu fakat gerekli iltifatı göremedi!  “Erdoğan’a “senin Suriye’de ne işin” var dedi hayatında yemediği fırçayı yedi! Doğu Akdeniz’e bulaşmak istedi bu kez de Erdoğan “Kıbrıs’ta senin bir halkın mı var” diyerek bir fırça daha attı!

Nemelazım ama! Her şeye karşın Makron yine de Zirve’nin oynayıp zıplarken ötesi Nato üyesi ülke Başkanlarını epey eğlendirdi!

BİZİM için asıl önemli olanı “Kıbrıs” “haklarımız” ve  “sorunlarımız”  sisilesinde Türk tarafı olarak zirvede zikredilmemizdi. En azından  dünyanın en büyük askeri ve stratejik gücü olan NATO ülkelerinin  kulağını deldik!

*****

“BATAN” VAKIFLAR!                  

Kıbrıs bugünkü coğrafi konumuna gelmek için oluşumundan sonra üç defa denize batıp çıkmış!

Her ne kadar “Allah’ın emri üçtür” lafı bu nedenle söylenmiyorsa da her halde Kıbrıs için rahatlıkla söylenebilir! Sonuçta son şeklini üçüncü kez batıp çıktıktan sonra almış.. Hani şekli şemaili de fena değil!

…Geçen gün Ombudsman (Yüksek Yönetim Denetçisi) Emine Dizdarlı Vakıfların  çok zarar ettiğini  yani battığını açıkladıydı!

Hiç gam değil! Bakın Kıbrıs üçüncü batışından sonra bugünkü coğrafi konumuna kavuştuydu. Oysa Evkafın henüz birinci batışı! İki fırsatı daha vardır ki son şeklini alsın!!

LAFLAMA bir yana! Maraş’taki evkaf malları için mücadele ederken elimizdekilerin ne durumda olduklarını göremeyecek kadar “ulusal varlıklarımıza” bigane kalmışlığımızın faturasını her devrede çok pahalıya ödedik hâlâ ödüyoruz.

Nitekim Geçtiğimiz Çarşamba günü Havadis Gazetesi  Manşetin’de “Vakıflarda Zarar Büyük” derken, Ombudsman’a atıfta bulunuyor ve Dizdarlı’nın ilgili raporundan söz ediyordu. Habere göre onlarca sayfa ve çok sayıda belgeden oluşan raporda Vakıflar İdaresinin nasıl zarara uğratıldığının detaylı anlatımları var” deniyordu..

Gazete haberi verirken “Vakıfların  batma nedenlerinden birisini de işte ispatı diyerek okuyucularına şu olayla aktarıyordu:

“MAĞUSA’da Vakıflara ait bir evi kiralayan (adını ben vermiyor, bir “yurttaş” diyorum) 26 ay boyunca Vakıflar İdaresine kira ödemedi! Oluşan 25 bin 340 sterlinlik kira borcunu Vakıflar Yönetimi ödedi. Kıbrıs Vakıflar İdaresi kirayı ödemekle de kalmayıp söz konusu kiracı yurttaşa evi boşaltması için ek olarak 44 bin 650 sterlin de ödeme yaptı!..”

RAPORDA buna benzer olaylardan örnekler çok.. Havadis sadece iki olayı  aktarmakla yetindi.

Ancak sadece yukarıdaki “kiracı” olayı bile “Vakıfların” “Vakıflar  idaresince  nasıl kötü yönetildiğini hatta “kiracı yurttaş” örneğinde görüldüğü gibi vakıf mallarının tutanın elinde kaldığını göstermesi bakımından yetip de artıyor..

Ki benzer “yağma ve kötü yönetim nedeniyle” mesela Mağusa’da Palm Beach Otele gitmeden denize sıfır   konumuyla flatlardan oluşan “Laguna Beach” de  büyük bir olasılıkla zararlar hanesine kazınmışlığıyla olaylar sisilesine katılmıştır!

ÖTE yandan yeri geldiği için hatırlatayım. 1974’den sonra “Vakıf Üniversitelerimiz” de kuruldu, Rumdan intikal eden bazı  kilise arazileriyle bazı menkuller de Vakıflar İdaresine verildi..

İlgili kiracıları gocundurmak istemediğimden örnekleyip yazmıyorum. Ki yıllar yılıdır Vakıf malları evlerde ya beleş sembolik kiralarla oturanlar vardır..

Fakat:  Eğer sen çalıştırmasını, istemesini, denetimini bilmezsen, arayıp sormazsan yurttaş ne yapsın? Makamlarında oturmaktan öte işleri olmayan Vakıf Yöneticilerinin başlarına vura vura, “neden malınıza sahip çıkmıyor, benden daha çok  kira talebinde bulunmuyorsunuz diyerek yalvar yakar mı olsun?

KISACA: Deveye sormuşlar neren eğri diye. Nerem doğru ki demiş!

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı