Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıManşet

MÜZAKERE İŞGÜZARLIKLARI! (VE İŞTE GERÇEK ÇÖZÜM)

Yoksa BM’ler Genel Sekreterinin Kıbrıs’la ilgili çok özel danışmanı bayan Lute Sn. Cumhurbaşkanı Tatar ile tanışmaya mı geldi?

Yoksa müzakerelerin Crans Montana’da koptuğu yerden yeniden başlatılması için zemin yoklaması mı yaptı?

Bilindiği gibi 2017 Haziran’ında Montana’daki müzakereler fiyasko ile sonlandıydı. Üstelik Rum tarafına Annan planının üzerinde ödünler verilmesine karşın..

Fakat dünya değişirken ve koronavirüse yenilip insanlar kitleler halinde ölürlerken BM’ler Genel sekreteri ile Anastasiadis’in değişmeyen akıl izanları Crans Montanda takılıp kalmış olacak ki bayan Lute’i hem de  virüs sarmalının tüm dünyada canlar almaya devam ettiği bir dönemde seferber ederek, Kıbrıs’a postaladılar!

Sonuçta geldi ve sadece şunu öğrendi:

Türk tarafı yani Sn. Tatar “çözüm olacaksa iki devletli  olacak” derken, Anastasiadis de “Grans Monntana’da kaldığımız yerden müzakerelere hazır olduğunu” söyledi.

Doğrusu bayan Lute’nin bunları öğrenmesi için sağlığını da rizikoya atarak ta New York’tan kalkıp Kıbrıs’a gelmesi gerekmezdi! Açardı telefonu her iki Cumhurbaşkanının niyetlerini öğrenirdi!

***

TUTUN  ki “ziyaretin” esprisi benim yazdığımca bu kadar sulu değil! Fakat müzakerelerin yeniden başlatılmasına yönelik bu ziyaret de  o kadar ciddi değil!

Çünkü hem Güney’in hem Guterres’in anlamak hatta görmek istemedikleri bir gerçek vardır.

Bu adada 1974 Barış Harekâtıyla birlikte büyük bir değişim yaşandı. Ada Türk ve Rum halklarının artık sonrası ve “ilelebet” denecek bir  tarihi gerçekte Kuzey-Güney olarak ikiye ayrıldı.

Elan devam eden sorun da bu iki devletin “meşruiyet” sorunudur. Bunu çözmeden i960’ların Kıbrıs Cumhuriyeti gibilerinden  “yeni bir federasyon denemesine” girişmek, dün de yazdım abese iştigaldir hatta barışçı da değildir, çatışmacıdır!                                         ÖTE yandan   Rum-Yunan kafası Lozan anlaşmasıyla Ege’de, Doğu Akdeniz’de kurduğu “adalar imparatorluğuna” Kıbrıs’ı da katmak sevdasındır.. Bu sevdasını gerçekleştirecek en büyük güç de adada Yunanistan’ın “Truva Atı” görevini yüklenen şu andaki tüm Kıbrıs’ın tek tanınmış devleti olarak siyaset sahnelerinin tümünde rol alan Güney’deki Rum Devletidir..

Ve dikkatinizi çekerim. Bugüne kadar olagelen tüm müzakere safhalarında Rum tarafı Türk tarafının “siyasi eşitliğini” kabul etmemiştir çünkü bunu kabul ettiğinde “devlet” olduğunu da kabul etmek zorunda kalacaktır.                                                          Böylesi bir tanınma  Kuzey’in devlet olarak “meşruiyetini” çakmakla kalmayacak, adada “İki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı (İki devletli)  bir federasyonu da mümkün hale getirecektir..

İŞTE Rum-Yunan ikilisinin  kabul etmediği bu “iki devletli çözümdür!” Çünkü böyle bir çözüm olursa Kıbrıs’ı “adalar imparatorluğuna” katamayacaktır!  Aksine Türkiye’nin de Kuzey Kıbrıs Türk Devleti  üzerinden Doğu Akdeniz’de  daha çok güç kazanmasına vesile olacak ki en korktukları olasılık da budur!      Ne var ki “korkunun da ecele faydası yoktur! Bir gün metazori kabul edeceklerdir!                                                                                              ***

KISACATAKILDIKLARIMDIR: (SORUNLAR ARASINDA BUNALIYORUZ!)

Öteden beridir  KKTC’e “sistemi yönünden” yakıştırdığımız tanım şudur: “Merkeziyetçi, bürokratik, hantal bir devlet!”

Şöyle ki bir gecede yıkabildikleri koalisyon hükümetini şimdi  tekmili bir yere gelmesine karşın uzlaşıp “kuramıyorlar!”

Tutun ki bir toplumsal hasletin yansıması! Ki adına “seçim hükümeti” dediler ama anayasada değişiklik yapacak kadar kalıcılıkla ciddiyet çakmaktalar!

Hatta şartları bile var! Giderayak bir iki yurttaşın kellesini gövdeden ayırmaktan tutun da Saray önünde kurulacak halk mahkemesinde bazı insanları yargılamaya kadar.

Yani ne? Sandıktan çıkardığımız vekillerimiz, bakanlarımız pislikten yürünemeyen  memlekete temiz toplum kazandıracaklar!

Ki bu nedenlerden olacak 44 yılda 27 hükümet geldi gitti! Yani şöyle böyle her bir buçuk yılda bir hükümet kuruldu! Onlar da “iş yapmamak için koalisyon hükümetlerinden oluştu!”

Ne var ki memleket eğer “özel sektör’ün  çabalarıyla girişimleri olmasaydı, “hantal ve merkeziyetçi tutumu nedeniyle devletin elinde yok olup gidecekti..”  Galiba da gidiyor!

Çünkü bir devleti yeni bir yıl girerken bütçesiz bırakacak kadar siyasi hırsın tavan yaptığı ülkede; artık KKTC’nin bekası değil, siyasilerin ikbal ve çıkarları icraat haline gelir!                                                                                                             ***

YA (BAZI) İNSANLARIMIZ? Sorunlarımız karşısında  Koro halinde “yakınıyoruz” ama Bremen mızıkacılarından farksız! Çoğu “ses” kakafoni!

Nitekim zaman zaman Mecliste sorunları derinliğine analiz ederken aykırılıklarla usulsüzlükleri bircik bircik ortalara seren YDP Başkanı Erhan Arıklı bir araştırmasının sonucunu açıklarken KKTC’de bin 800 ü aşkın sivil toplum örgütü ve dernek olduğunu  söylediydi.

Bazıları  ayni meslek gruplarında olmalarına karşın kendi içlerinde bölünerek   çok sayıda dernek oluşturmuşlar! Ne var ki bunlardan sadece 100 tanesi faaliyette bulunuyorlar.. Bunlar da yine kendi içlerinde bölünüyorlar. Tutun ki “vatan millet memleket Türkiye” diyenler 20 STÖ’ünü geçmiyormuş! Fakat 90’nının bir ayağı Güney’de…  TC ile değil, Rum tarafında kendi kafa yapılarına uygun derneklerle istişarelerde bulunuyorlar!

Tabi Günü de geldiğinde el ele kol kola Türkiye’nin adadan çekip gitmesi için yollarda sloganlar atarak yürüyor, bildiriler dağıtıyorlar.

SÖZ KINUSU bu ikinci grup  “insanlarımız” çok muteberdirler.. Çok da “fikirleri vicdanları hürdür!” Nitekim ne zaman titreyip kendilerine gelseler, “vicdani ret” kartını açarlar!

Öyle de olunca en büyük dostları Güney’deki AB ile  ABD misyon şefleri olmakta. Kıbrıs’ın siyasi kaderini onlarla istişare etmekte ve her defasında şu sonuca varmaktalar: “Bu adadan Türkiye çekip gitmedikçe çözüm olmaz!”

ÖTE yandan galiba 9 da siyasi partimiz var..  Bazıları sadece adlarından ibaret.. İcrai sanat eyleyenler zaten şu sıralarda hükümet kurmaya çalışıyorlar…                                   (Yoksa batıp gitmekte olan devlete bir an evvel batsın diye delik üstüne delik, yara üstüne yara mı açıyorlar bilinmez ne kadar aykırılık varsa hepsinin resmi geçidini yapıyorlar..)

…Karagöz de sahneye girerken “yar bana bir eğlence” der tefe vururdu!  Millet günlerdir “hükümeti kim nasıl kursun” dizisini izliyor. Her gün bir bölüm. Son bölüme katılması istenen oyuncu Teberrüken Uluçay olduydu. Ben yazımı Havadis’e postaladıktan sonra ne oldu bilmiyorum.

(Pazartesi gene bu sütunlarda buluştuğumuzda “kurulan hükümetimizi” konuşuruz     inşallah..)