Köşe Yazarları

Mülkiyet sorunu: (Hukukçu Hasan Özer’in araştırması)


Çözüm sevinci yaşamak yerine “tedirginlikle korkuları”  yaşamak her halde bize mahsus bir tabiat sapmasıdır! Kıbrıs Türk halkını yine sorduklarına cevap alamayacak bir gizemli siyaset labirentine soktular! Mesela:
Bir süre önce Kuzey’deki bir gazete haberini tekzip etme ihtiyacında açıklama yapan Rum  eski Dışişleri Bakanı Markulli, “Mülkiyet Komitesi’nin bir ay değil,  bir yıldan beridir çalıştığını”   açıkladı. Zaten hemen ardından da  mülkiyette “bireysel başvuru hakkının” esas alınacağı haberleri yayıldı ki bu kez Akıncı açıklama yapmak gereğini duydu. Söylediği ise henüz Anastasiadis’le bu konuları görüşmediği, kimsenin evinden yurdundan koparılamayacağıydı.       OYSA: Konuşup düşüncelerini öğrendiğim insanlar bizdeki mülkiyet sorununun çözümünde  ilk söz hakkının “esas mülk sahibinin” olacağı görüşündeler çünkü gelen haberler öyle!   Ve bu kanaat son zamanlarda  suya atılan taşın oluşturduğu helezonlar gibi  büyüyerek yayılıyor. 
Nitekim tedirginlik nedeniyle her halde eski  “partinin” adını alarak “ve kimseler bizi yerimizden yurdumuzdan sökemez” hedefinde  “Yeni Doğuş Partisi”  kuruluyor.
Bu konudaki tedirginlikler hukukçularımızı da harekete geçirdi. Nitekim geçtiğimiz günlerde emekli “Yüksek Mahkeme Başkanı”  Taner Erginel aradıydı.  Durumun vahametine dikkat çektikten sonra kendisinin de katkıları ile hukukçu Hasan Özer’in bu Mülkiyet konusu ile ilgili uzunca bir  “araştırma yorumlama” yazısını tarafıma postalayacağını söylediydi. Nitekim postaladı da. Önümüzdeki günlerde parça parça alıntılar yapıp Köşeme aktaracağım bu araştırmanın şimdilik sadece “giriş” kısmını “Köşeme”  aktarıyorum:       
   Kıbrıs nereye sürükleniyor?
Gazeteler, müzakerelerde mülkiyet hakkının kabul edildiğini ve mülkiyet sorununun bireysel olarak çözüleceğini yazıyorlar. Bunlar eskiden beri Rum tarafının savunduğu görüşlerdir. Rum propagandası bu görüşlerin uluslararası hukuka uygun olduğunu  öne sürmektedir. Bizim yaptığımız yasal araştırmalar ise Rum görüşlerinin tamamen yanlış olduğunu, uluslararası hukuka göre toplu göç olan yerlerde mülkiyet sorununun hiçbir zaman bireysel olarak çözülmediğini, her zaman toplu  (global) olarak çözüldüğünü ve global  yöntemden ayrılmanın büyük felaketlere neden olacağını gösteriyor.
Öyle anlaşılıyor ki Rum Yönetimi,  büyük devletlerin desteğini alarak ve  Rum sempatizanı Kıbrıslı Türkleri kullanarak dünyanın hiçbir yerinde uygulanmamış insan haklarına aykırı bir yöntemi Kıbrıs’ta uygulamaya çalışmaktadır. Hem de bunun uluslararası hukukun  gereği olduğu yalanını da söyleyerek.
MÜLKİYET HAKKININ TANINMASI NE ANLAMA GELİYOR? Mülkiyet hakkının tanınması kulağa  çok hoş gelen bir sözdür. Ne var ki biraz inceleyince bu sözün altında hiç de hoş olmayan  anlamlar bulunduğu anlaşılmaktadır. İnceleyince görürüz ki burada sözü edilen mülkiyet hakkı Kıbrıs Rumlarının KKTC de kalan mallarının mülkiyet hakkıdır. Bu sözler bu güne değin yasal olduğundan kuşku duyulmayan, KKTC koçanlarının geçersiz olacağı ve iptal edileceği anlamına gelmektedir.  Bir devletin koçanları o devletin varlığı ile bağlantılıdır. Koçanların iptal edilmesi devletin yok sayılması anlamına gelir. Buna göre Kıbrıs’ta yapılmak istenen KKTC’yi yok saymak veya diğer bir ifade ile sıfırla çarpmaktır.    KKTC koçanlarının iptal edilmesi, KKTC’nin kurulmasına zemin hazırlayan 1974  Barış Harekatı’nın da yenilgiyle sonuçlanması anlamına gelecek veya o sonucu doğuracaktır. Özetle mülkiyetle ilgili Rum Yönetiminin öne sürdüğü ve Akıncı ile   yandaşlarının kabul ettiği ilke bir tür “dolaylı teslim anlaşmasından” başka bir şey değildir… “Hasan Özer.” (Uzunluğu nedeniyle hiç hoşuma gitmese de “devamı yarın” diyerek bir süre  bu hukuki araştırmayı aktarmaya devam edeceğim.)
    **********
Kısaca takıldıklarım: (Cumhurbaşkanımızın acelesi ve işte su!)    
  

     Tabii ki bundan sonra icraatlar ve olanlar konusundaki referansımız  “Hükümet Programı” olacaktır. Geçmiş hükümet, “programını” uygulamayı hem başaramamıştı  hem de isteksiz davranmıştı! Zaten sonunda dayanamamış “kamuda istihdamlarla”  oynayarak sahneyi viran eylemişti!
Yeni hükümetin iki kanadı UBP ve CTP ise “programı uygulama”  konusunda o kadar iddialılar ki süre de koymuşlar.  Mesela “Kamu Hizmeti Komisyonu’nun oluşumunu, yapısını ve işlevlerini düzenleyen yasa değişikliği en geç 9 ay içerisinde yapılacaktır”  denmektedir.
AKINCI’NIN ACELESİ!  Geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanı Akıncı Başbakan Ömer Kalyoncu’ya Kamu Hizmeti Komisyonu’yla ilgili bir yasa taslağı sundu. Amacının da “kurumun çoğulcu, demokratik, bir yapıya kavuşturulması olduğunu” söyledi.
Sn Akıncı Programda “9 aylık süre içinde yapılacaktır denilen  Kamu Hizmeti Komisyonu’nun iyileştirilmesi yahut “demokratikleştirilmesi” için neden acele ediyor?
Çözüm olasılığından kaynaklı olduğunu sanmıyorum çünkü çözüm halinde memleket tu baştan yeniden yapılandırılacaktır. Geriye şu ihtimal kalıyor:  “Yoksa yine eski istihdamlar atamalar  mı geldi gündeme?” Hiç biri değilse Sn. Cumhurbaşkanı neden “Hükümet icraatı” içinde yer alan Kamu Hizmeti Komisyonuna  “demokratikleşme”  gibi bir kulp da takarak “yasa taslağı” gönderdi! Yoksa yeni bir “yetki paylaşımı” sorunu mu yaşanıyor? (Lefkoşa dükalığı biliyor ama sır veriyor ser vermiyor!) Yakında anlarız!            ***
O su geldi!  (Aktığı gün büyük bayram  olacak)        Asla gelemez dendiydi. Gelse bile çok pahalı olacak lafları uçurulduydu. “Türkiye KKTC’yi su ile esiri yapacak” gibi iddialar da cabasıydı!
Ne söyledilerse nasıl karalar çaldılarsa TC’den gelecek suyu akan kan damarda durmaz misali engelleyemediler!      Olay dünya çapında  gurur duyulacak bir olay. Her şeye karşın Türkiye’nin nelere muktedir olduğunun ispatı. Üstelik Güney’e akıtılması vaadi de var, Ankara bu konuda “söz bir Allah bir” diyor. Bu da olayın “barış” ve “paylaşım” yanı.
Asıl büyük bayram suyun baraja akmaya başlaması ile yaşanacak. O günü de bekliyoruz.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı