Köşe Yazarları

Kırlangıç sevinci






Mevsim yaz,




Sabah kalkarsınız,
Beklenmedik serin rüzgarlar girer pencereden,
Sanki mevsim değişmiş,
Bir ferahlık,
Hani şair olsa kalemine sarılacak:
Ne sıcak,
Ne soğuk,
Serin rüzgarlar ve ben
Bahtiyarım…

Akşamları da öyleydi,
Öğle sıcakları geçtiğinde,
Serin rüzgarlar kalktığında,
Kapı önleri sulanıp sandalyeler dışarıya çıkarıldığında,
Ve Lefkoşa tekmil kuş seslerine boğulduğunda,
Dışarıya çıkılır,
Bir pastaneye gidilirdi…

Tavuk göğsü ya da kazandibi.
Yanında milkshake.

O saatlerde rüzgar Kanlı Dere’den eser,
Yel değirmenleri döner,
Bisikletliler çoğalır,
Sokaklarda bir mutluluk,
İçi içine sığmaz insanın,
Kırlangıç sevinci diyelim,
Hani şair olsa kalemine sarılacak:
Bu Kanlı Dere,
Bu rüzgar,
Ve kanatları bulutlara değen kırlangıçlar,
Başka bir şey istemez,
Bahtiyarım…

Başka bir şey istemez…

Küçük şeylerle mutlu olurdu insanlar.
Bazen bir mektup,
Uzaklardan gelen bir kartpostal,
Bazen bir bakış,
Bazen bir elin sıcaklığı,
Bir bisiklet,
Bir dolma kalem,
Bitap diyelim,
Ya da kenarları işlenmiş bir mendil…

Bu kadar…

Sonra akşamın tadını çıkarmak,
Boğaz’da diyelim,
Ayrancının telaşlı olduğu vakitlerde,
Güneş son kızıllığında,
Serinlerden serin bir vakit,
Mevsim sonbahara dönmüş gibi,
Bir köy otobüsü Kırnı yolunda arkası köfün yüklü,
Bir koyun sürüsü dönüş yolunda toz duman içinde,
Ve bir ağacın gölgesinde,
Yüzünüz batıya dönük, sırtınız bir ağacın gövdesinde, Öyle dağlara bakıp, Hayalleri ufka yazmak.
Hani şair olsa kalemine sarılacak:
Ne demeli şu dağa,
Şu ufka,
İçimdeki müzik neyin nesi,
Her yaprak kıpırdadığında,
Doğrusu,
Bahtiyarım…

Böyle zamanlarda gece geç gelir geç gider,
Hisar üstleri tenhalaşırdı.
Barikatlar şeher içindeydi polisler devriyede ama vukuat yok.
Serin rüzgarlar ne kadar sürecekti bilinmez.
Akşamcıların keyfi yerinde tekmil Lefkoşa kapı önlerinde.
Sıcak yaz günlerinde böyle havalar her zaman nasip olmazdı,
Diyelim gecenin on biridir ayak ayaküstünde Çocuk Bahçesinde bir kanepede,
İnsan bir kırlangıç sevincine kapılırdı doğrusu, Hani şair olsa yazacak:
Şu Lefkoşa var ya şu eski şehir,
Güneş yanığı gibi yüzümde,
Osmanlı’nın kan parası,
Varsın böyle olsun,
Esmeye görsün rüzgar,
Ne mal ne mülk,
Gör sen,
Nasıl bahtiyarım…







Başa dön tuşu