Mavroyannis ne dedi? (Ben Türkleri çok severim demedi!)
Rum müzakereci Andreas Mavroyannis de Kıbrıs sorununa her Rum politikacısı gibi sınırları belirlenmiş görüşlerle yaklaşır.
Mesela “Türk halkı ile rakip değil ortağız” der…
Yahut nereden nasıl ve hangi kaynaktan öğrenmişse, “KKTC’nin Türkiye’ye 17 milyar euro borcu olduğunu eğer TC bu borcu silmezse çözümün imkânsız olacağını” söyler!
Veya nasılsa dili çözülür açıklamaması gerekirken her halde bizim gibi fanatikleri sinirlendirmek için olmalı “masada bireysel mülkiyet hakkı kabul gördü, mülk sorunu 2-3 yıl içinde çözülür” deyiverir!
Garantiler konusunda Fincancı katırlarını daha fazla ürkütmemek için de “TC’nin garantörlüğünün aşamalı olarak kalkabileceğini” söyler!
Türk ve Rum halklarının adadaki fiili ve fiziki varlıklarının oranlarını hatırlatıp Kuzey’i işaretlerken de “çözümden sonra ancak bu kadar olacaksınız hatırlatmasında “şu anda Kıbrıs’ta 4’e 1 nüfus oranı var. Bu oran bozulmadığı sürece hiç kimse “kim TC’li kim Kıbrıslıdır diye sormayacaktır” diyerek Güney’in ne kadar alicenap olduğunu ispatlar!
Ve çok önemli bir nasihatte bulunur: “Çatışmayı düşünülmez hale getirmeliyiz!
BUNLAR LAFOLA DEĞİLDİR: Çözümün her yönü ile pahalıya mal olacağını biliyoruz. Yazık ki 1974’den sonra hem siyasi hem de sosyoekonomik yönden büyük hatalar yaptık “Mazlum ve mağdur halk” oluştan; Rum ahaliyi Güney’e göçe zorlayan, geride bıraktığı mülkünü gasp eden “işgalci Türk” konumuna düşürüldük!
Ve bir büyük hata daha yaptık: “1974 sonrasını oldu bitti olarak gördük. Geçen zaman içinde Rum’un hem siyasi hem ekonomik yönden kaybedeceğini zannettik. (Bizler değil! Ecevit’ten Demirel’e, Çiller’den Özal’a, rahmetlik Denktaş’a kadar. Bir farkla ama: Denktaş gelişmelerin sarpa sardığını ve çözümsüzlük uzadıkça kaybetmeye başladığımızı gördüğünde Ankara’yı işaretleyerek şöyle derdi: “Bize söylesin, bu adada kuş muyuz deve kuşu muyuz?”
BİR GÜN ÇÖZÜM OLURSA: Acaba diyorum, “çok büyük hata” yaptık mı diyeceğiz yoksa “neden çözüm için 42 yıl bekledik mi diyeceğiz!” Kazanacak mıyız, kaybedecek miyiz? Şah mı olacağız, şahmaran mı?
Gördüğümüz gerçek şu: Mavroyannis’in söylediği gibi masada Rum’la ortak Türk olarak oturmuyoruz. Adamın bizzat söylediği gibi nüfusumuza bile şerh konmuşluğunda sürekli azınlıkta kalacak bir toplum olarak oturuyoruz. Ve o masada, onların büyük ödünlerde bulunması hatta bize yaptıklarından dolayı mahkemelerde sürünmeleri gerekirken; Rum tarafına 42 yılın hesabını veriyoruz! Bu kadar basit! Üstelik ne diyoruz: “Eğer dünya siyaseti ve hukukunun içinde yer almak istersek bu sorunu ne pahasına olursa olsun çözeceğiz!”
TEK ÇARE: (KOOPERATİFLEŞMEKTİR!)
Tüketici bağırıyor. Narenciye ülkesinde limonun fiyatı 8.5 TL’e çıktı!
Üretici bağırıyor. Bizi yaktılar, elimizden 60 kuruşa aldıkları limonu çarşı pazarda dokuz buçuk liraya satıyorlar!
Marul üreticileri bağırıyor: “Yirmi bin adet marul elimizde kaldı!
Süt üreticileri bağırıyor: Sütler elimizde kalıyor!
TEK KELİME İLE: Siyasi kaderimizi değiştiremedik! Buna eskiler “makûs talihimiz” derlerdi! Ki 1974’den çok önceleri başladı tartışma. Bu memleketin üreticisini “toptancılar, aracılar, tefeciler sömürdüler!”
Narenciyecinin elinden limonunu ya beleş alıp baskın pahaya satan “toptancılardır!” Üretici ile tüketici kaybederken kazananlar da toptancılardır!
Marulun maydanozun da bir kaderi vardır. Yarın “elimizde kaldı” şikâyetlerinde karpuz davası başlayacak! Patates’in derdi hiç bitmedi!
ÇÜNKÜ KOOPERATİFLEŞEMEDİK! Oysa 1974’den önce de hemen sonrasında da Kooperatifleşme seferberliği fırtına gibi estirildiydi. Öncesinde “Koop Merkez Bankasına bağlı ilk ulusal sanayi tesislerimiz oluşturulmuş, yemeklik yağdan hayvan yemine kadar üretim yapılmıştı. Barış harekâtından sonra köylerde kentlerde hem üretim hem de tüketim kooperatifleri kurulmuş, üreten de tüketen kazanmıştı.
Bilir misiniz? Kırsal kesimlerde oluşturulan Tarımsal Kooperatifleri, ürünlerini daha fazla ve peşin ödeme yaparak satın alan toptancılar batırdılar! Batırdıktan sonra da “tekel” oluşturarak hem üreticiyi hem de tüketiciyi sömürdüler, sömürü hâlâ devam ediyor…
Bilir misiniz eğer kapılar açılmasaydı Kıbrıs Türk halkı Kapalı toplum ekonomisi ahkâmlarında beş on tüccarın astronomik kâr hadlerinde pahanın da pahasını ödemek zorunda kalan bu nedenle vizileyen bir toplum durumuna düşecekti!
ÇARE: Aramaya gerek yoktur. Kooperatif bilinç yaşatılırsa “sistem” odur! Üretici, sanayici, kırsal kesim “sistemsizliği” suçlayarak bir yere varamaz. Fakat Kollektif bilinçle yeşertilecek Kooperatiflerle bu ülkede büyük başarılara imza atmak mümkündür. Hele TC’nin suyu topraklarımızı sulamaya başlarsa…
KISACA TAKILDIĞIM: (AH 19 MAYIS!)
Ne yaptın ettin “yaktın milleti!” Nitekim geçen Perşembe memleketi tatile sokup çıkageldiğin gün, insanlar elinden kurtulmak için yangından kaçar gibi Güney’e göçerlerken, 5 bin araç konvoy kuyruğu haline geldi! İnsanlar perişan oldu!
Ve haber şöyle yansıdı: “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı dolayısıyle devlet dairelerinin tatil olması birçok yurttaşın Güney’e akın etmesine neden oldu! Yapacağını yaptın mı “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı!” Buna karşın:
NEDİR BU AZAP! Kıbrıs Türk yurttaşı kaç zaman daha sınır kapılarında çile çekmeye devam edecek! Neden Derinya, Aplıç kapılarını açmıyorsunuz? Hemen açın! Bu yurttaşın Güney’e geçmek için daha çok kapılara ihtiyacı vardır! Güney’den daha çok alışveriş yapmak için daha çok tatile ihtiyacı vardır! Rum tarafına geçtiğinde utanıp sıkılmadan adam gibi istediğini satın alması için maaşlara daha çok zam yapılması gerekmektedir… İvedilikle öneririz efendim!
































