Köşe Yazarları

Masal olan şeyler…


1571 fethinden sonra da adada mülk sorunu çıkmıştı.

Ama kim Osmanlı kılıcına hesap sorabilirdi ki?

Fra Angel Calepio fetih sırasında Lefkoşa’daki Dominik Manastırının başrahibi idi ve Lefkoşa ile Mağusa kuşatmalarını detaylı bir şekilde kaleme almıştı.

Anlatılanlara göre,

O yıllarda büyük bir kıtlık olmuş, toprakla uğraşan yerli insanlar,

Hayatlarını idame ettirmek için seyyar satıcılığa başlamışlar.

Ya şarap, ya da elbise ve buna benzer küçük şeyler satarak hayatta kalmaya çalışıyorlarmış…

Şimdiki gibi.

Toprakla uğraşan kalmayınca,

Köylüsü de işçisi de öteberi satmakla meşgul…

Mülk konusunda da şimdiki gibi dramlar yaşanıyordu.

Calepio şöyle der:

“Mağusa sakinleri, halihazırda evlerinde kaldılar fakat birçoğu o eve oturmak için gelen ve sonradan da sahiplenen Türkler tarafından dışarı atıldılar…”

Mülk konusunda fetihçiler bir de kural getirmişti.

Şöyle:

“Rumlara, Türklerin kendilerinin sahiplenmedikleri evlerin verilmesine ilaveten, Türkler satmak istemediklerinde, her birinin elinde ne varsa onunla yetinmesi, fakat Türkler bir ev satmak istediklerinde de Mağusa sakinlerinin öncelikle satın almak hakkı olması imtiyazı tanındı.”

Şimdikinden pek farkı yok gibi…

Kiliseler, manastırlar, şapeller ise, külliyen ahır veya buna benzer şeyler için kullanılırdı.

Şimdi de böyle…

Kuzeyde 500 kadar Hıristiyan ibadet yerlerinden 300’den fazlası perişan durumdadır.

Diğerlerinin bir kısmında da zeybek falan oynanırken, en azından korunmuş oluyorlar…

Kılıç gidip top gelince hemen hemen aynı şeyler oldu.

Calepio yaşasaydı yine aynı şeyleri yazacaktı…

Neticede görüşmeler sürüyor.

Calepio’nun söyledikleri bakalım hâlâ geçerli olacak mı?

Bunları anlatmaktaki gayemiz Kıbrıs’ta olup biten bütün kötülükleri adanın kuzeyinde yaşayanların sırtına yüklemek değildir.

Biliniyor ki, komşunun öteden beri Kıbrıs meselesi ile ilgili izlediği siyasetin sütten çıkmış ak kaşığa benzediği yoktur…

Altmışlı yıllarda adaya ünlü Yunanlı müzisyen Theodorakis gelmişti.

Kıbrıs’ı gözlemledikten sonra Kıbrıslı Türklerin ezilen taraf olduğunu söylemiş.

“Miş” diyorum çünkü bunu duydum, herhangi bir yerde okumadım…

1986 yılında Theodorakis ile Livaneli İstanbul’da AKM’de bir konser vermişlerdi.

O konsere katılmış, Livaneli’nin yardımı ile Theodorakis ile kısa bir söyleşi yapmıştım.

O söyleşide Kıbrıslı Türkleri “azınlık” olarak nitelemiş, yanında güzel mesajlar da vermişti…

Kafamda soru işaretleri ile dönmüştüm memlekete…

Diyeceğim,

Kıbrıs meselesi Elen dünyası için başka şeyler ifade ediyor.

Kocaman bir “ülkü”dür birçoğu için.

Rum komünistler de bunu kıramamışlardı…

Şimdi ne olacak bilemiyoruz?

Fetih dönemlerini okurken bugünü neden görelim ki?

Birçok ülkede masal olan şeyler bizde niye hâlâ gerçek olsun?




Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı