“Kazan kazan” Annan planının müzakeresi sırasında o zaman TC Başbakanı şimdilerde Cumhurbaşkanı olan Erdoğan tarafından söyleniyordu ve bir slogan haline geldiydi!
Siyasi soruna “kazan kazan” olarak yaklaşmanın nedeni belliydi. Öyle bir çözüm olsun ki her iki taraf da kazanırken memnun olsundu! Bugün çok da seslendirilmemiş olmasına karşın zannedersem benzer “görüş” devam ediyor.
MÜMKÜN MÜ? 2004’lerde de bugün de her iki tarafın da “kazanımları nedeniyle memnun olacağı” bir çözüme (inanmam önemli olmasa da) KKTC yurttaşı olarak inanmadım! Nitekim Rum tarafı da inanmamış olacak referandumda “hayır” dedi! Fakat Türk tarafından evet çıktı! Neden?
2004 yılının “hayır ve evet’inin” nedenlerine kafa yormaya değer! En basit “yargılaması” ile şu yönden: Demek ki Rum tarafının “hayır” dediğine Türk tarafı “evet” diyebiliyorsa, Türk tarafının “hayır” diyeceği bir çözüme de Rum tarafının “evet” demesi beklenebilir! Bu da her iki tarafın “kazan kazan” dengesine aykırı bir sonuçtur! Çünkü her zaman ve zaten öteden beridir süregelen gerçeklerde, “iki tarafı memnun edecek “kazanımlar” hiç olmadı!
Buna karşın: Kuzey üzerinde pazarlıklar yoğunlaştı… Anastasiadis gidişattan memnun görünüyor… Çünkü Kuzey’deki “kazanımları” artıyor! Fakat bu durumda Türk tarafı kaybetmiş oluyor! Bu kaziye değil, realitedir! İşte ispatı:
“FACEBOOK’TAKİ ANASTASİADİS: Sn. Akıncı’nın son günlerdeki suskunluğuna karşın Anastasiadis konuşma krizine tutuldu! O kadar ki artık yerlere göklere sığamıyor kendini Feyisbuklara da vuruyor! Çünkü Güney’deki muhalefet cephesi kendisini fena halde eleştiriyor!
Dün “Köşemde” Anastasiadis’in Politis gazetesindeki röportajına değindiydim. Bu kez de dün Türk medyasında da yer alan Anastasiadis’in Feyisbukta’taki mesajına değineceğim. Diyor ki Anastasiadis mesajında “yaşadıklamızdan ders alalım! Bu ülkede savaşlarla ve kanla yaşayamayacağımıza ne zaman inanacağız? Gerginlik ve güvensizlik dönemlerine son verme zamanının geldiğine inanıyorum…”
Anastasidis halkına seslenir, ne kadar barışçı ve niyetli olduğunu anlatırken şunları da söylüyor: “Ben kendi kendime soruyorum. Ve herkesin de bunu sorması gerektiğine inanıyorum: Toprakların geri alınması ya da mülklerin iadelerinin gerçekleşmesinin müzakerelerden başka bir yöntemi var mıdır? Adaya “yerleşiklerin getirilmesine son verilmesi için başka seçenek var mıdır? Kuzey’in (işgal altındaki bölgelerimizin) Türkiye’nin vilayeti olmasını engellemenin başka yolu var mıdır?..”
İŞTE NİYET! Sadece bu üç beş satırı okumak bile “Anastasiadis’li Rum tarafının “Türkiyesizleştirilmiş bir Kıbrıs’ta” Kuzey’e yerleşme hazırlığında olduğunu anlatmaz mı? Ötesine hiç dokunmadan yine şunu yazacağım: “Olası çözümden bu kez Türk tarafı memnun olmayacaktır!” Çünkü “Anastasiadis gidişattan çok memnundur!
**********
HÜKÜMETİN PROGRAMINI UYGULAMA ŞANSI ÜZERİNE..
Bir süredir hükümeti “icraatları” yönünden eleştiriyoruz. Ancak vicdani duygularımızla insafı da yan yana koyarak “4 aylık iktidar için hele yaz mevsiminde icraat beklemek o kadar kolay değildir” diyoruz! Artı, atı istediğiniz kadar kamçılayın neyse kapasitesi ancak o kadar koşar! Gelip giden hükümetlerin “çapı” da bu kadar! Yani:
Halkın beklentilerine göre değil, kendi “imkânları” oranında icraat yaparlar! Hani biz zaman zaman “plan programlarından” söz ederiz ya! Doğruya doğru o planlar programlar bırakın 1974’leri “Kıbrıs Türk Yönetimi” dönemlerinden beridir (tam tamına diyeceğimiz gerçeklerde) uygulanma talihine nail olamadılar! Nitekim geçmişte devletin 5 yıllık kalkınma programları yapılırdı kaldırıldı, çünkü artık 4 yıllıkları bile tutmuyor!
YENİ ATILIM MI? Özgürgün Koalisyon Hükümetinin Tarım Bakanlığı “2016-2020 yıllarını kapsayan KKTC Tarım Stratejisi” plan programını hazırladı, üstelik resmi gazetede de yayınladı ki uygulama başladı demek!
Bu 4 yıllık programı henüz detaylı olarak incelemedim. Ancak “Toprak Ürünleri,” “SÜTEK, “Cypfruveks” gibi KKTC tarımının omurgasını oluşturan bu üç sektörün sadece sorunlarından kurtarılmaları değil; çağın gerekleri içinde “modernize” edilmeleri dolayısıyle dünyadaki gelişmiş emsallerine uygun yapılanmaları kaçınılmazdı, her halde hedef de budur!
Yalnız ilk eleştiri de eski Tarım Bakanı Erkut Şahali’den geldi. Programı inceleyememe karşın, dilimin ucuna yapışan kuşkumu yansıttı. Şöyle ki: “Bu Belge diyor Şahali, strateji değil, niyet içeren bir mektup özelliği taşıyor. Üstelik eksik!”
Kuşkum buydu! Son zamanlarda hükümetler “Kamu, Birlik ve Sendikal baskılardan kurtulmak için uzun yıllara dayalı programlar yapıyorlar, ucuna da kulaklara çok hoş gelen “reform” sözcüğünü takarak ne zaman bir eleştiri ile karşılaşsalar, “işte planımız, vaat ettiğimiz zaman dilimi içinde gerçekleşecek” diyerek zevahiri kurtarmaya yatıyorlar! Fakat dünya alem bilir ki “bu programlar asla gerçekleşmez! Umut edelim ki tarım sektörüne ilişkin bu program bu kez de ayni akibete uğramaz… **********
KISACA TAKILDIĞIM: (AB’NİN EUROLARI YİNE GÜNDEMDE!)
Bu kez “doğruya doğru” diyorum. Çünkü Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş’ın AB Koordinasyon Merkezinin Kuzey’deki Sivil Toplum Örgütlerine dağıttığını iddia ettiği 7 milyon euronun akibetinin (açıklamalarıyla ve halkın öğrenme hakkını da vurgulayarak) açıklanmasını istemesi “iktidar muhalefet” takışması olarak baştan savılamaz.. Ortada, (adları bilinen) bazı kişilerce dağıtılan milyon eurolar vardır. “Azdır çoktur, yalandır doğrudur!” Paranın karıştığı her olay anında sorgulanmalı, Sayıştay, Ombudsman, ilgili denetçiler devreye girmelidirler.. Kaldı Serdar Denktaş euroların dağıtımının belgelerini de açıklıyor. Doğrusu “bize ne” denilecek bir konu değildir çünkü bu yardımların yapıldığı zaten biliniyor. sorgulanacak tarafı “hangi parasal yardımın yasal hangisinin kanunsuz olduğudur!…
































