Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

MASA DARALIYOR, RİSKLER ARTIYOR. PEKİ GUTERRES NEDEN GELİYOR?

Muhtemelen siz bu yazıyı okuduktan birkaç saat sonra Antonio Guterres adaya ulaşmış olacak. Haberin duyulmasından sonra pek çoğumuz bu ziyareti konuşuyoruz. Kimine göre çözüm için yeni bir fırsat, kimine göre ise görev süresi bitmeden yapılan sembolik bir veda ziyareti. Ben ikisinin de resmin tamamını anlattığını düşünmüyorum. Çünkü Kıbrıs sorununu artık farklı dönemlerde sürdürülen müzakerelerle çözüme ulaşamayan ve yeni denemelerin beklendiği bir mesele olarak değil; giderek artan hukuki baskılar ve bölgesel güvenlik krizleriyle şekillenen yeni bir döneme girildiği bilinciyle okumak gerekiyor. Üstelik tüm bunlar BM Genel Sekreteri’nin yapacağı Kıbrıs ziyareti öncesinde vuku buluyor.
Guterres gelmeden hemen önce Kıbrıs’ın önüne iki dosya düştü. Bugün asıl onlara bakmak gerekiyor.
Bunlardan biri mülkiyet, diğeri ise güvenlik ve aslında ikisi de yeni değil. Yeni olan, her iki konunun da ziyaretin hemen arifesinde sertleşmeye başlaması.
Geçtiğimiz günlerde güneyde yayın yapan The Levant Files’da dikkatimi çeken bir analiz okudum. (Merak edenler için linkini buraya bırakıyorum: https://www.thelevantfiles.org/2026/07/a-diplomat-esdeger-title-deed-and-file.html) Yazının dili doğal olarak “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin hukuk perspektifinden kurulmuştu ama işaret ettiği nokta bence bizim tarafta da üzerinde durulmayı hak ediyor.
Şöyle ki, bugüne kadar Rum tarafının açtığı davalar daha çok müteahhitleri, emlak şirketlerini ya da yabancı yatırımcıları ilgilendiriyordu. Şimdi ise eşdeğer tapulu bir taşınmazı alıp bir başkasına satan ve bu sektörlerin dışından bir Kıbrıslı Türk üzerinden yürüyen dava konuşuluyor. Eğer bu gerçekten yeni bir tatktikse, bunun sadece bir dava olarak okunması zor. Çünkü eşdeğer meselesi, kuzeydeki mülkiyet sisteminin omurgalarından biri. Detaylarına girmeyeceğim çünkü bu başka bir yazının tamamında ele alınabilecekken ben zamanlamasına ve eski bir tartışmaya dikkat çekmekle yetinmek istiyorum.
Uzun zamandır kuzeyde yapılan yorumlar, bu davaların Ersin Tatar döneminde bozulan siyasi iklimle birlikte hız kazandığı yönündeydi. Şimdi Cumhurbaşkanlığı makamında Tufan Erhürman var. Buna rağmen dosyanın yön değiştirmemesi, en azından bugünkü tabloya baktığımızda, meseleyi yalnızca liderlerin dili ya da müzakere üslubuyla açıklamanın giderek zorlaştığını düşündürüyor. Bana öyle geliyor ki; bundan sonra güneyin mülkiyet dosyasını, müzakere masasından bağımsız ama müzakereyi etkileyen uzun vadeli bir hukuki ve siyasi enstrüman olarak kullandığı yönündeki değerlendirmeleri daha sık duyacağız.
Bu konuda bahsetmek istediğim bir diğer dikkat çekici nokta ise kuzeyde konuşulan bu tartışmaların artık kuzeyde kalmıyor oluşu. The Levant Files’ın yazısı bunun iyi bir örneğiydi.  Benim açımdan burada dikkat çekici olan bir diğer nokta da, yalnızca güneyin hukuk yaklaşımının değil aynı zamanda kuzeyde oluşan siyasi reflekslerin, kamuoyundaki tartışmaların ve medyadaki farklı seslerin de artık güneyde daha dikkatle izleniyor olması.
Guterres’i beklerken önümüze düştüğünü söylediğim diğer dosya ise çok daha büyük ve bölgesel. ABD ile İran arasındaki gerilim yeniden yükseliyor. İran’ın son açıklamalarıyla birlikte İngiltere’nin bölgedeki askeri varlığı ve üsler meselesi yeniden tartışılıyor. Bu durum yarın Kıbrıs savaşın içine girecek demek olmasa da yeniden Doğu Akdeniz’in güvenlik adalarından biri haline geldiğini söylemek hiç de abartılı olmaz. İngiltere, Kıbrıs’ın yalnızca garantör devletlerinden biri değil aynı zamanda adadaki egemen üsleri nedeniyle bölgesel güvenlik mimarisinin doğrudan bir parçası. İran’ın son açıklamaları ve buna karşı Londra’dan gelen “üslerin saldırı amacıyla kullanılmadığı” yönündeki açıklamalar bile, garantörlük rolü ile askeri varlığın artık birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini gösteriyor. Bu da Kıbrıs meselesinin yalnızca siyasi değil, giderek daha fazla jeostratejik bir dosya haline geldiğini ortaya koyuyor.
Tüm bu nedenlerle Guterres’in gelişi yeni bir dönemin başlangıcından çok, eski dönemin artık sürdürülemeyeceğinin kabulü gibi geliyor. Federasyon ya da iki devlet tezleri elbette masada kalmaya devam edecek. Ancak o tezlerin tartışıldığı zemin artık aynı zemin değil. Hepimiz farkındayız ki konuştuğumuz şey yalnızca federasyon, iki devlet ya da müzakere formatı değil. Hukuk değişiyor, bölge değişiyor, denge değişiyor. Guterres de işte böyle bir değişim döneminin tam ortasında adaya geliyor. Ben hala çantasında yeni bir çözüm planı olduğunu düşünmüyorum. Ama kişisel temsilcisi Holguin’in aylardır topladığı parçaları biraz daha yöntemsel bir zemine oturtmaya çalışacağını düşünüyorum. Kişisel temsilcinin görevi yeni bir çözüm modeli yazmak değil, değişen şartlar içinde tarafların yeniden konuşabileceği yöntemi bulmaktı. Eğer bu ziyaretin sonunda başarıdan söz edeceksek, bunu büyük bir uzlaşmayla değil; değişen bölgesel ve hukuki şartlara rağmen anlamlı bir 5+1 toplantısının önünü açabilecek ortak yöntemin oluşturulmasıyla ölçmek daha doğru olacaktır.
Belki bu ziyaretler kazanılacak bir ivmenin neticesinde anlamlı bir 5+1 çıkar. Belki çıkmaz ama bana göre bu ziyaretin başarısı başka yerde aranmalı. Yani uzun zamandır bunca gelişmeye rağmen işlediğini bildiğimiz diplomasi doğrudan çözüm üretmese de çözüm ihtimalini tamamen kaybetmemeyi başarabilir.
Guterres’in bu ziyaretteki gerçek sınavı da bu. Yani ziyaretin sonunda geriye yeni bir çözüm modeli kalmayacak oluşu muhtemel. Ama eğer doğru yönetilirse, o çözümün bir gün konuşulabileceği zemin hala ayakta kalabilir. Bugün için küçümsenmemesi gereken başarının da bu olacağını düşünüyorum.