Geçtiğimiz günlerde Sn. Başbakan tatar, Türkiye Belediyeciler Birliği başkanı Mehmet Ali Süren’i kabulünde siyasi soruna da değinirken, “Rum tarafının çözüm istemediğini, Maraş kartını bunun için oynama noktasına geldiklerini” söylediydi..
Zaten Maraş’ın Ecevit döneminden beridir olası bir çözüm için “koz” olarak “elde tutulduğunu” bildiğimizden, anında bir çağrışım refleksiyle, “yoksa bu ‘koz’ gündeme mi geldi” diye düşündümdü..
Ardından şunu da düşündümdü ama: “Yoksa Maraş’ı açacağız” dedikten sonrası tepkiler üzerine bu siyasi kılıf mı uyduruldu.
Çünkü 45 yıldır “tellerinden uzanıp içine tüküremediğim bu kadavra şehir, ne Annan planı öncesi müzakerelerde yeterince siyasi koz olarak kullanıldıydı ne de Crans Montana’da!
YANİ Maraş 45 yıldır siyasi sorunun mihenk taşına vurmadan, “koz” olarak kullanılmadan, faydalanılmadan Mağusa’nın yamacında işte şurada leş gibi yatmaktadır!
Üstelik hatırlatayım: Maraş sadece “kapalı olan sahil bölgesiyle” sınırlı değildir. Derinya’ya kadar uzanan 1974’den hemen sonra iskâna açılmış “Dördüncü Bölge” dediğimiz büyük bölümüyle bir bütündür! Pazarlık masasına geldiğinde sadece Oteller bölgesi değil; Bafllılar’ın, Limasollular’ın, Mağusalı’ların, Karakeşliler’in, Mersinliler’in, Antalyalılar’ın, Adanalılar’ın, Veyselliler’in de ikamet ettiği semtleriyle birlikte konuşulacaktır!
Hele Annan planında olduğu gibi Türk bölgesi Kuzey’le Rum bölgesi Güney’i birbirinden ayıracak sınır çizgisi eğer Mağusa Lefkoşa Anayolu olarak yeniden kabul görürse biline ki Maraş 4. Bölgesiyle birlikte, olduğu gibi iade edilecektir..
İŞTE burada Sn. Tatar’a dönüyorum:
Peki Maraş kartını açtınız, dolayısıyla “koz” oluşunun kozunu oynayacaksınız. Karşılığında ne isteyeceksiniz?
Doğu Akdeniz’deki enerjiden pay mı?
Federal değil, konfederal sistem mi?
Maraş’a karşılık Rum’ların Kuzey’e dönemeyecekleri “iki devletlilik” mi?
Yada kesinlikle siyasi eşitlik, kesinlikle iki bölgelilik ve kesinlikle Türkiye’nin garantisini mi?
ÖTE yandan eğer Maraş’ı gerçekten “açılmaya” hazırlıyorsanız, tabi ki Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı ile istişare ve planlı programlı çalışmak da gerekecektir.
Yoksa bir yanda Sn. Cumhurbaşkanı, öte yanda Hükümet ve tabi görüş ayrılıkları olursa, olmaz! **********
SÜRGİT SORUN!
Hükümet değişikliği ile birlikte gene görevden alınanlarla yerlerine görevlendirilenler seramonisi başladı. Her bir, bir buçuk yılda Hükümetlerin değiştiği memlekette.. Amiyane ifade olacak ama safralarını atan gemiler gibi.. Müdürlerini müşavirlerini.. Kısaca üst kademe bürokratlarını.. Güle güle diyerek kapı önüne koyarken.. Yeni gelenlere” hoş geldin Sefalar getirdin teamülü gene başladı!
Yani yıllardır çözülemeyen sorunuyla “emekli müşavirler, müdürler ordusuna astronomik maaşlarıyla yenileri katılıyor..
ÇÜNKÜ sistemi oturtamadık! Oturtamadık ki Devletin dinamosu, beyni, yöneticisi olması gereken “üst kademe bürokratlarını;” hükümetler gelip gitseler de görevleri başında “kalıcılıklarıyla” tutabilelim..
Çünkü “cemaat döneminden” kalma siyasi partilileşmenin eseri olarak yaratılan “partizanlık” Devlet olmamıza karşın aynen devam ediyor!
NİTEKİM tüm üst kademe “Kamu görevlileri” Devletin “müsteşarı, Müdürü hatta “kaymakamı” değil; önce “UBP’nin, CTP’nin, DP’nin, HDP’nin partili üyeleridir, seçimlerde partileri için çalıştıkları oranda Devletin üst kademelerinde görevlendirilerek ödüllendirilirler!
Yaş baş, akıl liyakat da çok önemli değildir. Partiye sadakat ve seçimlerde fiilen rol oynamak yeter…
Türkiye’de de durum farklı değildir. Fakat İngiltere’de Bürokrasi her zaman kalıcıdır. Hatta derler ki İngiltere’yi Krallar Kraliçeler, Başbakanlar değil, o kalıcı Bürokratlar yönetirler!
KKTC’de de olur mu? Niçin olmasın! Devlet kademelerinde ayni zamanda mevcut partilerden birini de tutan 18 bin 500 kamu görevlisi yok mu? Yani bir partiye mensup olmak Devlet görevlisi olmanın engeli midir?
Ve asıl gerçek şu değil mi? Devlet kamu görevlilerinin liyakat ve doğru çalışmaları sonucunda kalkınır..
Ama bizde rayına oturmayan da işte budur. Siyasilerin oy beklentileri ile Kamu Görevlilerinin “makam” dolayısıyla daha çok “maaş” ve “itibar” beklentileri; “Devletin çıkarları” üzerinde “kişisel çıkarlara” dönüşünce yozlaşma kaçınılmaz oldu, oluyor!
Umut edelim ki Yeni Kamu Görevlileri (değişiklik) yasası bu kısır döngüyü ortadan kaldırır.
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (YAZIKLAR OLSUN SİZE! Geçtiğimiz Salı günü KKTC’nin “Doğu Akdeniz Üniversitesinden 51 farklı ülkeden 2 bin 123 ön lisans ve lisans mezununa törenle diplomaları verildi..
Tören Tv. aracılığı ile tüm dünyada izlettirildi. Deniyor ki DAÜ bugüne kadar 60 bin mezun verdi..
…Ey BM’ler! Ey AB! Hiç mi vicdanınız sızlamıyor? Üniversitelerinde 40 ülkeden gelen öğrencilerini mezun eden bir KKTC’yi “tanımadığınız” bir yana, ambargolar altında ezmekten, Rum baskısı altında zulüm görmesinden hiç mi rahatsız olmuyorsunuz? Tanımak için daha nasıl bir dünya Devleti olmasını istiyorsunuz?
Ayıplar ve yazıklar olsun sizin Dünya Birliğiniz de AB birliğiniz de!
































