Denktaş ile Kleridis birbirlerini çok iyi tanıyan iki liderdi. Kıbrıs siyasi sorununu çözüme götürecek en uygun müzakerecilerdi…
Kader onları Kıbrıs siyasi sorunundan dolayı yıllarca bir araya getirdi. Konuştular, tartıştılar hatta “pipolu, şiş kebaplı toplantılar” bile yaptılar…
Fakat Kıbrıs sorununu çözemediler…
Talat’la Hristofyas birbirlerini çok iyi tanıyan iki liderdi. Kıbrıs siyasi sorununu çözüme götürecek en uygun müzakerecilerdi.
Kader onları Kıbrıs siyasi sorunundan dolayı yıllarca bir araya getirdi. Konuştular tartıştılar hatta yemekli toplantılar bile yaptılar.
Fakat Kıbrıs sorununu çözemediler…
Eroğlu ile Hristofyas tabii ki Kıbrıs sorununu çözecek misyonun liderleri olamazlardı. Fakat Eroğlu ile Anastasiadis olabilirdi… Öyle mi?
KUŞAKLAR FARKLILIĞINA BAKALIM: Yukarıda tarihi kesiti içinde Kıbrıs sorununu yüklenen Türk ve Rum “liderlerine” baktık… 1974’lerden önce başlayıp günümüze kadar gelen süreç içerisinde bu liderler, araya giren öteki Rum liderleri ile birlikte Kıbrıs sorununa hep çözüm aradılardı… Şimdi yeni bir arayış, yeni bir müzakere safhası vardır. Ancak:
GEÇEN ZAMAN İÇİNDE “BUGÜN” DEĞİŞTİ: “Kuşaklar değişimi!” Her iki tarafta da Kıbrıs sorununun “dününü” bilmeyen, öğrenmek için çok istekli olmayan yeni bir nesil yetişti… Nitekim eğer kamuoyu yoklamalarındaki gibiyse hâlâ Güney’den Kuzey’e hiç geçmeyen yüzde 40’lık bir genç nesil vardır… Bunlar ne Kuzey’le Güney’in birleştirilmesini istiyorlar ne de Türklerle oluşturulacak ortak devlet! Aksine mevcut bölünmüşlüğü en hayırlı çözüm şekli olarak görüyorlar. Bunun nedeni de tabii ki yetişirlerken gerek okullarında gerekse kiliselerinde kendilerine telkin edilen ve beyinlerine bir virüs gibi sokulan Türk düşmanlığıdır…
YANILMIŞ OLABİLİRİM. Ancak bütün zorlamalara, iki toplumlu etkinliklere, AB’nin çabaları ve saçtığı paralara karşın mesela Kuzey’e gelen Rum gençlerinin sayıları hâlâ önemli değildir…
Buna karşılık Kuzrtey’den Güney’e giden Türk gençleri “çoğunluğunca” kelimesiyle ifade edilebilir…
ŞU ANDA YAŞANAN GERÇEK: Yıllarca Savaşan, göç yollarına düşen, Kıbrıs sorununun siyasi ve ekonomik sorunları ile boğuşurken ocakları yakılıp yıkıldığı için vatanlarını değiştirmek zorunda kalan Türkler ve Rumlar artık alabildiğine azınlıktadırlar… Ya ölüp ölüp gitmişlerdir yahut yaşlanıp etkisizleşirlerken köşelerine çekilmişlerdir…
Kıbrıs’ın siyasi kaderini artık bu insanlar tayin edemezler. Mesela bu kuşağın son temsilcilerinden Eroğlu aradan çekilse yerine en basitinden Özdil Nami yahut Özersay gibi genç kuşak “temsilciler” gelir…
Ki bu yeni Türk nesli “barıştan” Anastasiadis’in tek devletinden yanadırlar çünkü “Kıbrıslılık” gibi bir motivasyonla yetişmişlerdir! Rumlarla bir arada yaşayacaklarına inanmaktadırlar! Dolayısıyla Türkiye’nin Kıbrıs’ta artık yerinin olmadığı kanaatindedirler!
Dahası “Rum’dan yana tavır koyan” bir başka genç nesil daha vardır ki hem memleketin iktidarıdırlar hem muhalefet erki ile tüm devlet kademelerindedirler…
Bunlar için Kuzey-Güney gerçeğinin hiçbir anlamı yoktur! Hele iki ayrı devletin hiç! Tam aksine bunlar “1974 Barış Harekâtı sonucunda mağdur duruma düşen Rum halkından özür dilenmeli, başta Maraş olmak üzere kaybettikleri iade edilmelidir” Diyenlerdir! Ve geçmişte olduğu gibi Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların bu adada kardeş kardeş yaşayacakları savındadırlar!..
ANNAN PLANI’NDAN KALMA SAPLANTI: O dönemlerde Rum tarafına güvenmeyenlere, bu adada en iyi çözümün mevcut iki bölgelilik esasında iki ayrı devlet olarak kurulacak federasyon olduğunu savunanlara “statükocu” diyorlardı! Bazılarının iddiası, çözüm istemeyenler 1974’te Rum mallarını kaparozlayıp kaybetmek istemeyen Kuzey’deki Türkler’di. Aslında bu insanlara karşı duyulan husumetle haset “paylaşım kavgasının” sonucuydu. Biri yerken diğerinin bakması bunun kuşaklar arası intikaliydi! Nitekim hasetle husumet o kadar koyulaştı ki gün geldi 1974’ler savaşımını verenleri sanal ortamlardan da olsa suçlu sandalyelerine oturttular!
HİÇ ABARTMIYORUZ: Hâlâ Türk Türk’ü suçlamaya, Rum’u aklamaya devam ediyor… Fakat eyvah! Bazıları bunun için ödeniyorlar da!
…Yine de inşallah insanca, hakça bir çözüme ulaşırız diyoruz…
**********
GENÇLER ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN, İŞSİZLİĞİN KURBANI HALİNE GETİRİLDİLER
KKTC’de “gençliğin” büyük sorunları vardır… Olduğu içindir ki yukarıda yazdıklarımızın “sorumluları” durumuna getirildiler! Çünkü bugüne kadar kendilerine kimseler “güvenli gelecekler” vaatlerinde bulunamadılar!
“Gençlik” yalnızca seçimler dönemlerinde hatırlandılar. “Aş iş” vaatlerini sadece bu dönemlerde işittiler… Ekmek aslanın ağzında iken bu dönemlerde siyasi partilerin kuyrukçuları oldular! Bu dönemlerde çözüm umuduyla siyasi partiler tercihleri yaptılar…” Kısaca gençler seçim dönemlerinde kullanıldılar aldatıldılar!
Nitekim KKTC’de sekiz binlerde seyreden işsizlerin büyük kısmı hâlâ “gençlerden” oluşmaktadırlar… Ve her gün işsizlere yeni yeni işsizler eklenmektedir…
BUNCA İŞSİZ İNSAN NE YAPAR? Tutun ki artık “partizanlıkla popülizme” de son verildi ve dendi ki “iş aş isteyen gençler açılan münhaller için sınavlara katılacaklar…” Nitekim öyle olmaya başladı gibi. Beş on istihdam için yüzlerce genç sınavlara katılıyor. Sonuç sükût tabi!
Bir ara müracaat edecek gençlere ekip biçmeleri için devlet toprak dağıtacağı açıklamasını yaptıydı. “Ne oldu” diye sordukta tıs çıkmadıydı ki belli ki o iş de yaş.! Çapa tutmasını bile bilmeyen genci toprak sahibi yapsanız ne yazar!
Eee, bu gençler ne yapsınlar? İşi gücü olmayanların işlerini mi? Mesela adlarına “kafe” denilen yerlere gitsinler? Akşamları kendi aralarında eğlendikleri mekânlarda mı oyalansınlar? Gece kulüplerinde mi sabahlasınlar? Ve bet ofislerin müdavimleri mi olsunlar? Evet öyle oluyor öyle takılıyorlar! Sorunlar üzerine sorunlar dikerek!
DAÜ’NÜN BET OFİSLER KAMPANYASI. Daha önce de yazdım. Memleket gençliğini bet ofisleri kapatmakla kurtarmak mümkün değildir… Ancak bet ofislerin gerekli olduklarına da inanmıyorum ve “kapatın gitsin” diyorum…
Nitekim DAÜ Rektörü Abdullah Öztoprak ve üniversite senatosu kendine sorun yaptı, bet ofislere savaş açtı… Geçtiğimiz gün de Başbakan Yorgancıoğlu’nu ziyaret ederek “kapatılmalarını” istedi… Başbakan, “Doğrudan kapatamayız ama üniversitelere yakın mesafelerden uzaklaştırıp öğrencilerin girişlerini yasaklamak gibi tedbirler alabiliriz” falan dedi…
Belli ki yasalar kapatılmalarına cevaz vermiyor ve belli ki devlete vergi olarak katkıda bulunuyorlar…
PEKALA NE OLACAK? Son zamanlarda bunu hangi sorunun ardından soracak olsak, önce kendimiz cevap veriyoruz: “Ne bileyim ben!”
Hükümet de bilmiyor zaten… Çünkü sıra “bet ofislere” gelene kadar cevabı verilmesi gereken asıl soru “ne olacak bu gençlerin işsizliğidir!” Ne yapacağız bunca işsiz genci?
Ve ta yukarıda yazdık. “Bu gençlere çözümden başka umut kapısı gösteremeyenler” o çözümün “nasıl olursa olsun” sonuçlamasını da önleyemeyeceklerdir… “İş aş sorunu” başka hiçbir soruna benzemez…
**********
KISACA TAKILDIKLARIM
MAĞUSA BELEDİYESİ YİNE KAYALP’İNDİR: Gazeteci refiklerimizin “köşelerinde” yazdıklarına bazen çaktırmadan göndermeler yapsam da düşüncelerine ipotek koymam, zaten böylesi tutum haddimi aşar…
Fakat geçtiğimiz gün refikim Hüseyin Ekmekçi, Mağusa’nın UBP patentli olası belediye başkan adaylarının adlarını ayazlattığında dayanamadım…
Çünkü o “adların” bazılarına baktığımda gözlerimin önünde yaşanan “Oktay Kayalp”li Mağusa Belediyesi gerçeği yansıdı… Sn. Ekmekçi, kimseler duymasın, eğil kulağına fısıldayım. “UBP Mağusa’da treni yine kaçırdı!” Ve öteki tüm siyasi partilerle bir kez daha Belediye Başkanlığını Oktay Kayalp’e hediye ettiler…
VE BİR GAİLE DAHA: Şimdi de “ya çözüm olursa Rum’un ekonomisi karşısında Türk’ün ekonomisi ne olacak sorularına cevaplar veriliyor. Bir süre önce refikim Mehmet Moreket olayı “köşesinde” değerlendirirken geçen gün de Ünal Akif yorumladıydı…
Belli ki olası bir çözümde ki “Türkiyesizleşirken AB’li olacağız… AB’li olurken öncelikle Rum’la ekonomik ilişkilere gireceğiz… Ve de bu ilişkilerde Rum’la ya yağlı ballı olacağız yahut da kanlı bıçaklı!”
ÇÜNKÜ: Ezeli ve ebedi gerçeklerde bilinmektedir ki Türk ve Rum halkları bu adada yan yana geleli beridirler Rum ekonomisi her daim Türk halkını esir’i perişanı yapmıştır! Her bir devrede Türk ekonomisi Rum becerisi karşısında dikiş tutturamamıştır! Ve Türk halkı her zaman Rum’un en kabadayısından komisyonculuğuna kadar yükselebilirken en temizinden işçisi olmuştur… Bakalım bu defa ne olur, hele çözüm ola!
































