Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KUŞKULARDA BÜYÜYEN GELECEKLER

Kıbrıs Türk halkı olarak çok kötü yıllar  yaşamış  olmamıza karşın bugünleri yabana atmak da mümkün değildir!                               Tabi eğer iyilik sağlığın ötesinde cebimize giren para oranında yiyip içerken, KKTC sınırları içinde  dolap beygirleri gibi dön baba olmaya, “ne güzel yaşıyoruz” diyorsanız, kabulümdür “oh be ne güzel yaşıyoruz!”

Hayır “müzmin bir kötümser”  değilim. Hatta beni bilenler bilir ağlanacak hallerimize bile gülerim..

ANCAK Kıbrıs siyasi sorununa (bir yurttaş olarak)  tüm iyimserliğime karşın  “gelecek” yönünden umutla  bakamıyorum! Çünkü öylesi bir iyimserlik hissi duyamıyorum. Dolayısıyla  ben de öncesi ağabeylerimiz,  liderlerimiz gibi ölürken, gözlerim arkada kalacak diye korkuyorum.. “Çözümsüz, darmadağın hâlâ nasıl bir çözüme ulaşacağı belli olmayan KKTC’den dolayı!”                                                                     NİTEKİM bu olasılığı Rum’un Enosis hayaliyle başlayan Kıbrıs siyasi sorununu aradan geçen 62 yıldır bizzat yaşayan bir yurttaş olarak düşünüyorum! Ki artık çocuklarıma torunlarıma bile anlatamıyorum: “Ne Rum’un bu adada ne istediğini.. Ne bu istediğini gerçekleştirmek için nasıl Türk halkını catışmalardan çatışmalara sürüklerken nasıl kıyıp göç yollarına sürdüğünü..”

Artık anlatamıyorum: Eğer Türkiye olmasaydı tüm adanın Rum-Yunan tarafından işgal edileceğini.. Ve hâlâ tehlikenin devam ettiğini!

Çünkü artık “anlatıp anlaşılamamak” kadarının da ötesinde   bir toplumsal travma yaşıyoruz. “Türkiye düşmanlığı” desem belki çok tatsız ve insafsız bir ifade olacak. Şöyle diyorum, “Türkiye karşıtlığı..” Ki bizim kuşak bugünleri görmek için yıllarca bekledi..

OYSA yetişen yeni  kuşak bugünleri yıkmak istiyor! Ne için bilir misiniz? Türkiye adadan çekip giderken, yerine Rum’u koymak için! İspatı mı? Hem Annan planı hem Crans Montana’da bizim için biçilen ve onayımızı alan çözüm planları bunlardan başka bir şey değildiler! Ki Kuzey’de sahip olduğumuz topraklarımızı köylerimizi kasabalarımızı da Rum’a terk edecektik!

***

TATAR NEYİ DEĞİŞTİRECEK? Sn. Tatar’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte henüz “tasavvurdan” öte olmayan fakat bugüne kadar “öyle geldi bundan sonra da öyle gidecek” geleneğini bozan bazı “yeni” diyeceğimiz girişim ve değişimler olmaya başladı. Örneğin kapalı Maraş’ın 4. Bölgeden sonra bir bölümünün daha açılması..

Ardından bugüne kadar müzakerelere “nasıl bir federasyon oluşturulmadır” arayışlarında  başlanırken, bundan sonrası  Tatar’lı politikayla “iki bölgeli, iki  egemen devlete dayalı bir çözüm” istemiyle başlanmak istenilmesi..                                            Eğer Rum tarafı böyle bir siyasi olguyu kabul ederse “iki egemen” devletin üzerine bir federasyon şemsiyesi neden açılamasın? Tabi Türk tarafının Doğu Akdeniz’deki haklarını da teslim ederek.                                                                    ***

HENÜZ YOLUN BAŞINDAYIZ: Fakat daha başında olduğumuz bu yolda yürümeye bile başlamadık ki çok kısaca “Türkiye karşıtı” müthiş bir propaganda başlatıldı! Bir kaçını aktarayım:

“Türkiye KKTC’i asimile etmeye çalışıyor!” “Tatar seçimi Türkiye’nin desteğiyle kazandı!” “Türkiye KKTC’nin  laikliğini bozmaya çalışıyor!” “Türkiye Kıbrıs’ı işgal edecek!” (Tabi “Türkiye” yerine “Erdoğan” öznesini  koyabilirsiniz! Öte yandan:

DOĞRU mu bu iddialar? Erdoğan Kasımda KKTC’e gelecek. Hatta bu ziyaret Sn. Tatar’la konuşulurken Erdoğan Maraş’ta piknik yapacağız dedi de bu espri o kadar çok tuttu ki Türkiye’de, bazı Tv. haber kanallarının spikerleri “keşke bizde de parti liderleri  arası ilişkiler böyle esprili olsalardı” falan dediler..

BAŞA dönüyorum: “Hâlâ Kıbrıs siyasi sorununun geleceğine iyimserlikle bakamıyorum! Rum Yunan ikilisinin Kıbrıs’a yönelik siyasetlerinden  korkuyorum, çekiniyorum.. Ve “birlik beraberliğimiz yoktur” ama yeniden oluşturup çok dikkatli olmamız gerekir diyorum..                                                                                ***

KISACA TAKILDIĞIM

Maraş polemiği devam ediyor! Şimdilerde açılan bölgeyi, kapalı olduğu dönemde bir vesileyle gezip görmek imkânı bulduğum için henüz gitmedim. Ancak işittiğimce her gün yüzlerce kişi lunaparka gider gibi söz konusu sahil yolunda yürürler, artık yıkıntı ve virane haline gelmiş evleri dükkânları, otellerin girişlerini falan izlerlermiş!

Fakat şunu söylerler mi  bilmiyorum: “Tellerinden uzanıp içine tükürmemizin bile yasak olduğu bu kenti 46 yıldır kapalı tutup   kaderine terk edip virane hale getirdiğimiz için  hicap duyuyoruz..”

Ben çok söyledim ama! Maraş Kıbrıs siyasi sorunu içinde “yüz karamız olan” tek büyük siyasi  hatamızdır! Dünyada eşi emsali olmamalı. Bir kenti 46 yıl kapalı tutup yıkılıp virane olmasını seyrettik!

PEKALA şimdi ne yapacağız? Sn. Erdoğan’ın ziyareti sırasında (piknik yapılacağı espri olarak söylenmiş olmalı) neler düşüneceğini, bundan sonra nelerin yapılması gerekeceğini planladı mı onu da bilmiyorum. Çünkü Maraş aslında 46 yıldır TC  komutasındaki Güvenlik Kuvvetleri tarafından  kapalı tutulmaktaydı.. Açılmışsa Ankara’nın onayı ile açıldı.

ŞİMDİ hayret ettiğim olay şudur:İnsanlar her gün yüzlercesiyle söz konusu sahil yolunda yürürlerken kendilerini nasıl hissediyorlar? “Çok mesut mu?” “Savaştan muzaffer çıkmış orduların komutanları gibi mi?” Tabi “atalarımızın evleri toprakları” diye düşünecek halleri yok da  “belki bir ev işyeri de biz kaparozlarız” düşüncesinde mi?

…Ben o yolda yürürken yüzümün kızardığını görmesinler diye hâlâ gitmedim!                                        ***

MEĞER KKTC “hükümetsiz”  de yönetilirmiş! Yani ortada bir hükümet yok ama kimse fark etmiyor!

Nitekim suya sormuşlar “seni kaybedersek nerede bulacağız?” “Bir şırıltı sesi duyduğunuz yerde” demiş.

Ateşe sormuşlar “seni kaybedersek nerede bulacağız?” “Duman çıkan yerde” demiş!”

KKTC devletinin “hükümetine”   sormuşlar “Hükümet kaybolursa  nerede bulacağız?” “Hiç bulamazsınız demiş çünkü yıllardır zaten kayıplardayım!”

Her yıl kulüp dernek yönetimi gibi bir hükümet gider öteki gelirse “vardır” der misiniz?