Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KUMAR BARONLARI VE İNŞAAT-TURİZM VURGUNCULARI

İki liderin görüşmesinden çıkan kararlar elbette olumludur.

“İşbirliği” yapmak ve nihai çözüme (federasyon)  ulaşmadan önce iki halkı olumsuz etkileyen konularda adım atılması akıl ve vicdan gereğidir.

Günümüzün gelişmiş teknolojik ortamında artık insanların dünyanın en ücra köşelerinde bile haberleşme hakkını kullanabilirlerken, bu küçücük adada telefonsuz ve iletişimsiz kalmak hem akıl dışıdır hem de vicdanlarda açılmış büyük bir yaradır.

“Telefonda bile anlaşamayanlar Kıbrıs sorununu nasıl çözecekler” sorusu, hiçbir vicdan sahibinin yanıt veremediği sahici bir sorudur.

Ve sahiciliği ölçüsünde hem iki liderin hem de çözüm isteyenlerin ayağındaki prangalardan biridir.

Elektrik de öyle.

Her iki taraf da elektrikle ilgili sıkıntılar yaşarken, elektriğe büyük paralar harcayıp da vatandaşlarını yine de memnun edemezken “işbirliği” yapmalarını akıl ve vicdan emrederken, çeşitli bahaneler öne sürerek azap çekme pahasına zıtlaşmaları akılsızlık ve vicdansızlık olurdu.

İki lider, dünkü görüşmelerinde her iki konuda da adım atmak için uzlaştıklarını açıkladılar.

9 mayın tarlasının patlatılmasını da karara bağladılar.

İyi de ettiler.

Fakat daha önemlisini de yaptılar.

***

Kendimize övünme payı çıkaracak değiliz.

Böylesi bir tarzımızın olmadığını herkes bilir.

Bu satırlar konunun önemi ve içinde bulunduğumuz durumun izahı için yazılıyor.

İki liderin sanat ve kültür konusundaki anlaşmaları bizce en önemlisiydi.

1974 sonrası, Rum sanatçıların evlerinden toplanan sanatsal açıdan son derece değerli resimler ve 1960’da her iki toplumun da ortak olarak çalıştığı 1963’te de Kıbrıslı Türklerin dışlandığı Kıbrıs Yayın Kurumu’ndaki (RİK) Kıbrıslı Türklere ait kayıtların karşılıklı iadesi yaralı vicdanlara serpilmiş bir nebze umut iksiri olsa gerek.

Ve bunun içinde Havadis’in yadsınamaz bir payı vardır.

Çünkü Havadis yazarları Mete Hatay ile Öntaç Düzgün, devletin elinde bulunan Rum ressamlara ait resimlerin gerçek sahiplerine iade edilmesi gerektiğini yazıp durdular.

Aynı şekilde ambarlarda çürümeye yüz tutmuş ikonların da.

Ne ilginçtir ki Rum kilisesi ikonların iadesini istemedi.

Garip bir şekilde “oldukları yerlerde iyidirler” şeklinde tavır sergiledi.

Statükoya uygun olarak “hırsızlık” edebiyatı propagandasını sürdürmeyi tercih etti.

Kilisenin başındaki zatın ırkçı ve şoven tavırları göz önüne alındığında statükonun  sürmesinin ancak onların işine geldiği sonucuna varılabilir.

Bu sonuç da yanlış olmaz.

Fakat iki liderin sorunu şudur;

Statükoya mı teslim olacaklar yoksa nihai anlaşmaya varmadan önce iki topluma acı çektiren konuları ortadan kaldıracaklar mı?

***

Medyanın, kumar baronlarının ve turizm ile inşaat vurguncularının eline geçtiği bu günlerde Havadis toplumsal ve ülkesel görevlerini yerine getiriyor.

Takdir etmek gerekir…