Köşe Yazarları

Köşemden: Bir düzeltme ve özrüm!





Geçen hafta 23 Şubat tarihli yazımda rahmetlik Dr. Küçük’ten sonrası Cumhurbaşkanlarımızı “lider ve liderlik” yönleriyle “Köşemde” yorumlarken, Sn. Akıncı’nın uzun süre Kanada’da kaldığını, KKTC’ye döndükten sonra da kendini Cumhurbaşkanı olarak bulduğunu yazdıydım..

Cumhurbaşkanı sözcüsü Barış Burcu telefon ederek, Sn. Akıncı’nın Kanada’da değil, zaman zaman Amerika’da evli olan kızının yanına gidip geldiğini, kara çalmaya meraklı bazı kişilerle Sn. Akıncı’yı yıpratmaya matuf kirli odakların yaydığı bu “Kanada olayının” gerçeklerle uzaktan yakından ilgisi olmadığını söyledi..

Çıfıt çarşısına dönmüş toplumda, türlü çeşitli “kirlilik” içinde boğulurken, bu tip söylenti ve “çal karayı, yapışmazsa izi kalır” soysuzluklarının dışında kalma titizliğime karşın, söz konusu yazımda nedense kulaktan dolma dedikoduları “gerçeği” araştırmadan aktarmışım!

Sn. Akıncı’dan özür dilerim. (Bu vesileyle belirteyim, “Sn. Akıncı’nın Kanada’ya hiç gitmediğine” yönelik açıklamasını aktarırken  benim gibi yanılmış olanları da bu özrümle  en azından uyarmış olmalıyım..)

 

**********

GÜNEY NE İSTEDİĞİNİ BİLİYOR

Dün Sn. Akıncı ile Anastasiadis görüştüler.. (Ben yazılarımı erken hazırlarım. Bu nedenle görüşmeyle ilgili eğer yeterli açıklamalar yapılırsa yarına yorumlarım..)

SADECE ikili görüşmeden önce Sn. Akıncı’nın Anadolu Ajansına yaptığı açıklamadaki bir “cümlesine” takıldım. Diyordu ki “müzakerelerin yeniden başlaması için ortaya bir netliğin çıkması gerekir.. Biz Kıbrıs Türk tarafı olarak ne istediğimizi biliyoruz. Rum tarafı farklı mesajlar veriyor…”

ACABA öyle mi? Gerçekten Rum tarafı ne istediğini bilmiyor da Türk tarafı mı biliyor? Sadece “siyasi eşitliğe dayalı federasyon isteriz” demek midir ne istediğimizi bilmek?

Kaldı ki Rum tarafının neyi isteyip neyi istemediği de gün gibi aşikâr değil mi? Türk halkını Kuzey’e hapsederek adanın tanınmış devleti oluşunun dünyasal avantajını kullanarak sorunu maskaralığa çevirmesi mi şaşırtıyor bizi?

TÜRKİYESİZ bir Kıbrıs çözümü istediği.. yeniden belirli nüfusuyla Kuzey’e dönmek istediği.. Garantilerin kalkmasını istediği.. Siyasi eşitliği kabul etmediği.. Çözümün azınlık çoğunluk esasında olabileceğini ve de Doğu Akdeniz’deki enerjiyi bizimle paylaşmasının ancak istediği böylesi bir çözümle mümkün olabileceğini.. Bilmememiz mümkün değil! Mücadelemizi de (her halde) bu bilinçle yapmalıyız!

 

**********

HELLİM İHRACATI MI?

Türkiye’den haber geldi. (Her ne hikmetse hâlâ hellim peyniri diyorlar) hellimimizi alacakmış.

Zaten alıyordu. Mağusa’daki bazı üreticilerle konuşurken öğrendiydim. “Alıyor ama biz parasını alamıyoruz! Bazan ayları yılı buluyor, çatlıyoruz yani” diyorlardı!

BUNA karşılık “malın var da alan mı yok” felsefesine sığınarak yazayım. Türkiye koca bir devdir?

Bu nedenle olay “sattım da aldı” düşüncesi gibilerinden  basit değildir! Hatırlayın, patatesimiz ilaçlı ve hastalıklı olduğu için kaç kez Mersin gümrüğünden döndü! Her zaman tekrarladığımızca ticari anlaşmalarımıza karşın kaç kez ihraç mallarımız Mersin gümrüğünü aşmayı başaramadı!

KALDI ki asıl sorun, seksen milyonluk bir çarşıya beş on hellim üreticisi firmanın “rekabet, kalite ve sürekliliğiyle” birlikte hellim ihraç edebilmesidir… Sadece TC’nin Güney çarşılarında (ki turizm beldesidir,) “milyonlarca alıcı için çıkılacaktır” görücüye!

“Bugün var gönderirim,” “yarın süt yetmediği için hellim yapamıyoruz gönderemem” demek yok!

Eğer TC-KKTC bağlamında bir “hellim ihracatı” söz konusu olacaksa bunun bir de “ticari anlaşması” olacak! Bunlara hazır mıyız?

medarı iftiharımızdır dediğimiz 10’nu aşkın üretici birliğinin katılımıyla oluşmuş “sütçülük kooperatifimizin” maşallahı var! “Hellimi kaliteli güzel de pahasından satın alınamıyor!” Ki Kooperatifçilik demek ayni zamanda aracısız tefecisizlikte  ucuzluk demek de olmalı ama anlıyoruz ki “birliği” oluşturanlar önce “biz doyalım” diyorlar!

KISACA doğrudur. Türkiye ürünlerimizi satın almakta çok hasis davranıyor. Ancak bizim de “yeterli oranda ve kalitede üstelik süreklilik içinde seksen milyonluk bir ülkeye mal yetiştirecek ekonomik donanımla üretim zenginliği içinde olduğumuz söylenemez! Büyümemiz, gelişmemiz gerekir. Hellim ihracatı bu konuda bir basamak görevi yaparsa ötesi gelecektir..

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (ÖLÜMLER DEVAM)

İnşaatlarda çalışanlar düşüp düşüp Allahın rahmetine kavuşuyorlar ki “çalışma bakanı Çeler, “sizin içiniz cız eder benim içim ağlar” diyor!

Yetmez! Eğer iş kazaları sonucu ölümler artıyorsa icraatta “yanlış” var demektir, istifa eder, ağlamaktan kurtulur!

Kaldı ki asıl gözyaşları trafik kazalarında akmakta! Ha diyorsanız ki “henüz milletin anasını ağlatmadık hâlâ pilav su kaldır..” Ölümlere devam, ağlamaya selam!

 








Başa dön tuşu