Köşe Yazarları

Kredi kartına dikkat!..







Hayatımıza girdiği günden beridir en büyük kolaylık, ama aynı zamanda büyük bir “bela” da olabilen kredi kartlarının bilinçsizce kullanılmasının sonuçlarını okuyor, duyuyoruz…




Geçtiğimiz gün Havadis Gazetesi konuyu manşetine taşıyarak, hem kredi kartındaki yeni uygulamaları, hem de olası tehlikeleri okuyucularına aktardı… Merkezi İstanbul’da bulunan Bankalararası Kart Merkezi’nin KKTC ile ilgili yayınladığı raporda, 2012 yılı itibarıyla “KKTC’de 262 bin 145 aktif kredi kartı bulunuyor” ifadesi vardı (2014 yılı itibarıyla bu sayının çok daha fazla arttığını tahmin etek mümkün).
Nüfusun ortalama 300 bin olduğunu varsayalım. Kredi kullanma yaşı, aynı zamanda seçmen yaşıdır. Yani 18’dir… KKTC’de 18 yaşın üstü 165 bin civarında. Buna göre kişi başına yaklaşık 2 kredi kartı düşüyor… Kredi kartının hayatımıza getirdiği kolaylık ve rahatlığa diyecek sözüm yok. Cebinizdeki nakdin çalınma tehlikesi yok. Cebinizde olmayan paranın üzerinde bir alışveriş imkanı tanıması da tamam. Ancak kredi kartları ile bilinçsizce ve biraz da açgözlülükle “bizim olmayan” paraları çok kolay harcadığımızı çok geç anlıyoruz… Yine verilere göre, KKTC’de 2012 yılının ilk 8 ayında, kredi kartları ile 86 milyon 380 bin TL (eski para ile trilyon) harcanmış… Yani kullandığımız kredi kartlarının aylık ortalaması, 11 milyon TL… Kredi kartıyla ilgili bir başka gerçek ise, bu 262 bin küsur kart sahibinin büyük bir çoğunluğu, ay sonları ilgili bankalara harcadıkları miktarı değil, “asgari ödeme tutarını” yatırıyor. Bu geri kalan bakiye faiziyle birlikte bir sonraki aya aktarılıyor. Zaman içerisinde içinden çıkılmaz bir duruma düşen kart sahibi, ya mahkemeye düşüyor veya elde ettiği bir başka kredi kartı ile alışkanlıklarını sürdürme adına, Ali’nin külahını Veli’ye giydirerek daha da batağa saplanıyor. Kullandıkları kartlar nedeniyle, 30-40 binlerle ifade edebileceğimiz bakiye borçları bulunan kart sahiplerinin binlerle ifade edildiğini biliyoruz…
2000 yılında ülkemizde yaşanan ve büyük yıkımlara neden olan bankalar krizini ve sonuçlarını birlikte yaşadık. Onlar, bankaların zafiyetinden kaynaklanıyordu. Ancak bu kez ekonominin zafiyeti nedeniyle yaşanabilecek bir krizin sonuçları, çok daha vahim olabilir… Tüm bu tehlikeler ışığında, hükümetin kredi kartıyla ilgili hazırladığı, “Banka Kartları ve Kredi Kartları Yasa Tasarısı” vatandaşın kredi kartları yüzünden borç batağına sürüklenmesini ve de ülke genelinde yaşanabilecek sosyal bir patlamayı önlemesi bakımından oldukça önemlidir. İnşallah bu yasa tasarısı da, diğer birçokları gibi denetimsiz kalmaz…
Yasalar ne içindir..? Sistem tıkır tıkır işlesin diye. İşlemediğine göre, demek ki ya çıkardığımız yasalarımızda sorun var, ya da çıkardığımız yasaları uygulamada… Hem yürütme, hem yasama yeni yasalar çıkartmakta zorlanıyor ama, işin gerçeği hükümetler de mevcut yasaları işletemiyor veya işletmiyor…
Bir yasa çıkarılırken avantaj-dezavantaj değerlendirilmesi bir tek şey gözetilerek yapılır; “Toplum çıkarları”… Oysa bizde bırakın yeni yasayı, mevcudun uygulanmasında bile bir tek kriter var; “Bana zararı olur mu”… Tek kaygı bu…
Kıbrıs’ın Kuzey’inde yaşayan insanlar olarak, her şeyden önce, cesur yüreklere ihtiyacımız var…



YERİN KULAĞI VAR
YA ÜNİVERSİTE ADASI, YA KUMAR: Milliyet yazarı, üniversite sektörünü yakından bilen Abbas Güçlü, KKTC’de öğrenci sayısı 70 bini bulurken, öğrencilerin karşısında bet ofislerin büyük bir tehdit olarak durduğunu, bu ikisinin birlikte yürümeyeceğini söylüyor. İşte biri daha gerçeğimizi yüzümüze vuruyor. Ya üniversite adası olacağız, ya kumar adası. Benim anlamadığım, bu konuda en büyük mücadeleyi vermesi gereken üniversitelerden ses çıkmaması. Bir tek DAÜ rektörü sesini çıkartmıştı, o da görevden alındı. İlginç değil mi…
BAKIM YAPILSA BÖYLE OLMAZ: AKSA’nın yangınla ilgili açıklamasına baktım; “Pompa bölümü gevşemiş… Tamiri 1,5 ay alacakmış”… Teknikten anlamam ama sürekli bakımı yapılan bir pompanın gevşeyip, yangına neden olmayacağını da bilirim. Demek ki, sözleşmesinde belirtilen yatırımları yapmayan AKSA, aynı zamanda elindeki ekipmanın bakımını da tam yapmıyor. Geçtiğimiz yıl denizleri kirleten petrol olayı da aynı ihmalden kaynaklanmamış mıydı? Eğer hükümet bu açıklamayı yeterli buluyorsa, o da suça ortak olur. Çalışma Bakanlığı mı, Enerji Bakanlığı mı artık sorumlusu kimse, adam gibi bir soruşturma açmalı, ihmal varsa hesabını sormalıdır…

UBP KURU GÜRÜLTÜ: UBP Genel Başkanı’nın gündelik açıklamaları kuru gürültüden öteye gitmiyor. Ya Eroğlu aday olsun diyor, ya da bu hükümet miadını doldurmuştur, gitmelidir diyor. Bunların dışında gündelik sorunlarla, hükümetin icraatlarıyla ilgili tek bir somut eleştirisi yok. “Şu yanlıştır, şöyle olmalıydı, şunun halka böyle zararı var, doğrusu budur” gibi açıklamalar için bir çalışma gerekiyor. UBP’de ise, aynen iktidar zamanında olduğu gibi, hamasetten öte bir faaliyet yok. Gelişmeleri en azından basın kadar takip etseler, söylediklerinin bir anlamı olacak…

AYNI HAMAM AYNI TAS: Çevre ve Doğal Kaynaklar eski Bakanı Hamit Bakırcı, yaklaşık bir yıllık bakanlık süresini Türkiye’den gelecek suyla geçirdi. Bakırcı gitti, Hakan Dinçyürek geldi. Ama değişen bir şey yok. Yeni bakan da umudunu suya bağlamış. Dinçyürek de, “Suya kavuşacağımız günü büyük heyecanla bekliyoruz. Kıbrıs Türk halkı olarak suya kavuşmamızın hemen sonrasında gerek ekonomik gerekse tarımsal alanlarda çok daha güçlü olacağız” demiş. Türkiye suyu getirmese ne konuşacaklar çok merak ediyorum…

İNANALIM MI: Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş, KKTC’nin kendi havayolu şirketinin mutlaka olacağını söyledi. Denktaş, “Zor olacak ancak olacak. Havayolu şirketi kurulacak. Çalışmalarımız sürüyor” demiş. Tabii bu açıklamalara artık toplum olarak ihtiyatla yaklaşıyoruz. “Uçtu, uçacak” diye öyle çok hikaye duyduk ki…

BİR TERSLİK VAR: Öğretmen sendikaları şok eylemler yapıyor, narenciye üreticileri durur mu? Onlar da şok eylem yapacaklarını açıklamış. Sanayi Odası hellim konusunda ayağa kalktı. Ticaret Odası durumdan rahatsız. Kısacası memlekette herkes huzursuz ama hükümete bakıyoruz Sayın Başbakan ekonominin iyiye gittiğinden söz ediyor, rakamlar veriyor. Bu işte kesin bir terslik var…

ZİRVEDEKİLER
GİAD: Serdar Denktaş, Genç İş Adamları’nı kabulünde, “Daha çok ses çıkartın, her şeyi Ticaret ve Sanayi Odaları’na bırakmayın” diyordu. Rahatsızlığı, Ticaret Odası’nın popülizm karşıtı son açıklamasından kaynaklanıyordu herhalde. Ancak GİAD önceki gün aynen Ticaret Odası’nınki gibi bir açıklama yaptı ve “Kamu kurumlarının ve KİT’lerin, özelde ise KTHY’nin hangi sebepler ve kimler tarafından batırıldığı saptırılıyor, gündem başka noktalara taşınıyor” dedi. Sendikaların, KTHY’yi batıranlardan hesap sormamasını da eleştirdi. Aklın yolu bir. Siyasiler batırıyor, yükü devletin sırtına bindirip, işin içinden sıyrılıyor. Nereye kadar…

DİPTEKİLER
Ciddiye Alınmayan Şark Çıbanı: Şu anda sağlık konusunda öncelik şu yeni çıkan Şark çıbanı hastalığı olmalı. Hastalık, bizim küpdüşen dediğimiz, Türkiye’de tatarcık denilen hayvanla bulaşıyor. Ölümcül olduğu söyleniyor. Ancak öldürmese bile, bıraktığı hasar korkunç. Kesinlikle iz kalıyor. Yıllarca Türkiye’de Antep, Diyarbakır bölgesi insanlarının yüzlerinde görülen lekeler bu hastalığın sonucuydu. Bizde de küpdüşenin miktarı malum. Yayılmanın önlenmesi için ilaçlama başlatılması gerekiyor hem de derhal. Kaybedilecek zaman yok. Sağlık Bakanı ise hala tespit yapmaktan bahsediyor…









Başa dön tuşu