Geçtiğimiz hafta içindeki iki gelişme beni sevindirdi. Birincisi, evde kullandığımız doğal gazı satın aldığımız şirket fiyatlarını düşürdüğünü açıkladı. İkincisi, Demokratik Kongo Cumhuriyetinin küçük bir köyündeki projeye finans desteği sağladım. Bu iki şeyin birbiriyle pek alakası olmasa da ilginizi çekeceğini düşündüm.
* * *
1 Ekim’de, New Jersey’in neredeyse dörtte üçünün elektrik ve doğal gaz ihtiyacını karşılayan PSE&G isimli şirket, evlere servis ettiği gazın fiyatını %17 düşürdüğünü ilan etmişti. Aynı şirket 24 Ekim Cuma günü yaptığı açıklamayla doğal gazın birim fiyatını önümüzdeki üç ay için %31 daha düşürdüğünü açıkladı. Şimdi diyeceksiniz ki bu nasıl olur? Piyasanın dörtte üçünü kontrol eden, neredeyse tekel gibi çalışan kâr amaçlı özel bir şirket niye fiyatlarını bu oranda düşürür?
* * *
PSE&G’ye göre gaz maliyetleri 2009 yılından beri düzenli bir şekilde düşüyor ve müşterileri de bu düşüşten faydalanıyor. Şirket fiyatları düşürülebilmesini, gazı komşu eyalet Pennsylvania’daki Marcellus şist gaz yatağından düşük maliyetle almasına ve gazı taşıma ve depolamadaki imkân ve kabiliyetlerine ek olarak boru hattı kontratlarını hazırlamadaki ustalığına yormuş.
* * *
Maliyetlerindeki düşüşü anında fiyat düşüşü olarak müşterilerine yansıtması ise sektörün tamamıyla hükûmetin denetimi altında bir endüstri olmasından kaynaklanıyor! Anlayacağınız tamamen kâr amaçlı özel bir şirket olsa bile PSE&G bunu yapmak zorunda. Denetleyen kamu çalışanları işlerinin ehli insanlar olduklarından, özel şirket maliyet düşüşlerini kendi ceplerine ekstra kâr olarak atmak gibi bir seçenekleri olmadığını biliyorlar.
* * *
İki yıl önce mezun olan bir öğrencim, kaç zamandır Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde Aru isimli fakir bir köyde gönüllü olarak çalışıyor. Köydeki kadınlara köyün ilk ve tek küçük zanaatkârlar kooperatifini kurmalarına yardım ediyor. Amaçlanan, iç savaş sonrası hayatlarını normale döndürmekte zorlanan bu köylüleri küresel piyasalara entegre edip, an az on aileye yetecek gelir yaratmak. Bunun için de bir proje hazırlamışlar: Bu yılın sonuna kadar 500 tane, her biri diğerinden farklı Afrika’ya özgü el çantası ve benzeri aksesuar üretmek. Bu 500 ürün için gerekli kumaşları yerel piyasalardan almak, çalışan zanaatkârlara adil bir ücret ödemek ve nakliyat masrafları projenin toplam maliyetinin %60’ı olarak hesaplanmış. %16 kooperatifi resmi olarak kaydetmek; %14 pazarlama, web sayfası geliştirme ve benzeri işletme masrafları; %10 ise malları değişik yerel pazarlarda sergilemek için. Toplam maliyet ise 8,500 dolar.
* * *
Ne benim öğrencimin ne de fakir köylülerin 8,500 dolar gibi bir parası yok. Bu proje için konvansiyonel bir bankadan kredi alma ihtimalleri de neredeyse sıfıra yakın. Bulunan çözüm ise kitle fonlaması (crowd funding) denilen, internet ortamında projeye katılımcı finansman desteği sağlamak. Benim gibi 126 değişik şahsın katkı yaptığı proje dün itibarıyla, koyduğu 8,500 dolarlık hedefi aşıp neredeyse 10 bin dolara ulaşmış vaziyetteydi.
* * *
Bu iki gelişme bana iki şeyi gösterdi ve doğal olarak sevindirdi: (1) Hükümetin denetim kapasitesi yeterliyse düşen maliyetlerden bir tüketici olarak faydalanabiliyorum; (2) kitle fonlaması gibi yeni ve yaratıcı yöntemlerin keşfedilmesiyle de küresel düşünüp küresel davranabiliyorum.
* * *
































