Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KRALİÇE MARGARET’İN MAĞUSA ZİYARETİ

Bilir misiniz hâlâ İngiliz topluluklar Birliğinin (Commonwealth) bir üyesi olan Kıbrıs’ı geçen hafta 96 yaşında ölen  İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth hiç ziyaret etmediydi..

Fakat  KRALİÇE Elizabeth’ten önce ölen kız kardeşi “altes” Margaret yanılmıyorsam 1967 yılının soğuk ve yağışlı bir   kışın yaşandığı  Mart ayında    Kıbrıs’ı ziyaret ettiydi..

İNGİLİZ KRALİYET ailesi oluşundan dolayı  “altes” olarak önünde referanslar yapılan, eli öpülen bir kraliyet mensubunun adayı ziyareti bir ilk olmalıydı.

Ziyaretin gerçekleşeceğini o zaman “Komiser” dediğimiz “Kaymakamlık” haber verdiydi. “Mağusa surlar içini de ziyaret edecek ve surlar içinde yeni inşa edilen   Othello Halk Gazinosunda karşılanıp ağılanacaktı..

TELAŞ BÜYÜKTÜ.. Çünkü gelen her ne kadar skandalları ile haberlere konu oluyor, zaman zaman Kraliyet sarayının başını ağrıtıyorsa da  koskoca bir İngiltere Kraliçesinin kız kardeşiydi…

HAZIRLIKLAR  on beş gün önceden  başladıydı. Rahmetlik Necdet Fenercioğlu karşılama heyetinin protokol  görevlilerinden biriydi.  Kendisi Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde dış temsilciliklerde Ankara’da falan görev yapmıştı protokol düzenlemelerini iyi bilirdi..

MARGERET’i karşılayıp ağırlayacak olan ilgili zevat içinde  “Mağusa Kadınlar Birliği” de vardı. Şimdilerde hepsi de rahmetlik olmuş Bihter hanım, Şifa hanım  Müzehher hanımlar…                                                                           Fenercioğlu altes Margeret’in  nasıl karşılanacağını, önünde nasıl referans yapılacağını, elinin nasıl sıkılacağını, izaz ikramları falan söz konusu hanımlara uygulamalı olarak anlatıp pratik denemeler yaptırmıştı..                                                                                VE ZİYARET GÜNÜ; Soğuk vardı, hafiften yağmur çiseliyordu. Gazi okulunda görevliydim. Tüm ilkokullardan,   liseden öğrenciler  öğretmenleriyle karşılama seramonisi için o kırcı soğukta Othello Halk Parkının giriş kapısı etrafında toplanmışlardı..

…VE O YILLARDA çok lüks olması gereken siyah büyük  bir arabada  geldiydi Margaret…  şatafatlı üniformalı askerler ve polisler eşliğinde… Alkışladık ama sessiz ve merakla.. Zaten  ekabir diyeceğim zevat ile misafirler alelacele gazinoya geçtilerdi biz de ayrılıverdiydik.. Margaret’e çay ve pasta ikram edildiydi.                         KISACA MAĞUSA’dan İngiliz Kraliyet ailesinin bir ferdi, altes Margaret gelip geçmişti.. Galiba sessiz ve önemsiz! Çünkü Kıbrıs siyasi sorunu Türk Rum kavgaları adanın huzur ve sükûnunu çoktan bozmuştu!                                                                                          ***

AKLIMDA KALAN bir anı, anlatayım dedim..

Çünkü “ne olacak bu hallerimiz” demekten bıktım usandım..

Usandım bıktım  domatesle patatesin fiyatından yakınmaktan! Tek kelimeyle bozuk düzenlerden, siyasi açmazlardan, politikacıların  bitmeyen makam kavgalarından, KIB-TEK sorunundan..

Ki bu ülkeden Kraliçeler, altesler, Krallar da gelip geçitler!

ŞİMDİ  Güneyi de Kuzeyi de tankları topları, füzeleri bombaları, hatta savaş uçakları ile koskoca bir askeri kamptır! Allah acısın bizi!                                                        Diyorum ve kaç yıldır kendi kabuğumuza kıvrık salyangoz hayatlarımızla sürüne eriye “Devlet oluşumuzun” vecibelerini yerine getirmeye çalışırken nasıl sorunlar üzerine sorunlar bindirip yeni yeni sorunlar yaratmaktan öte gidemediğimizin talihsizliğine bir kez daha  kahrediyorum…

Ve geçen haftaya değil zamanlara yıllara bakıp bakıp hayıflanıyorum..                                                                                                 ***

GEÇEN HAFTA DA BERBATTI: “Hayıflanmak” çaresizliğin son tesellisidir! Mütevekkil bir toplum olduk.. En harcıalem sorunlar karşısında bile artık tepki göstermiyoruz.. Tutun ki hamalın zoru çatlayana kadardır. Ondan sonrası ya hey!

Kİ BU toplum çoktan çatladı patladı.. Nitekim hemen her gün sanki medya felaket tellalıymış gibi manşetlerinde KKTC’nin  hayatiyetiyle varlığını teşkil edecek ne kadar olumsuzluklar varsa hepsini de manşetinden ayazlatıveriyor…

Ki son günlerdeki baş oyuncu  sadece bunlardan biri çok özel  pahasıyla da gündemden düşmeyen Domates  fiyatları oluyor!

ANLIYORUZ ki bu ülkede hâlâ ne sistemlerden ne de  kurumlaşmalardan nasibimizi alamamışız! Hâlâ dedelerimizden kalma hantal anlayışlarla vaziyetleri idare etmeye çalışıyoruz!  Nitekim hatırlayalım:

NEYDİ OLAY? Tarladaki 7 buçuk TL’lik domatesi çarşı pazarlarda eriyiği çürüğü ile 35 TL’ye satın alıyoruz!  Yarısını da yiyip kullanamadan atıyoruz!

PEKİ NEDİR nedendir? Neden hâlâ tarlalar, seralar,  bahçeler  bağlar, ağıllar ile çarşı pazarlar arasında fiyat dengeleri kurulmadı?

NEDEN hâlâ üreticiile Türketici mağdur olurken aracılar tefeciler ta fi tarihinden beridir çapalamadan, ekmeden, terlemeden hatta hasat bile etmeden kazanırlarken; “eken biçen, satın almak zorunda kalanlar kaybetmektedirler!”

NEDEN  ürünü üretildiği yerden satın alıp çarşı pazara sürenler kazanırlarken asıl kazanması gereken bilumum  üretim erbabı kaybetmektedir…

Dolayısıyla neden “tükeci halk” resmen fahiş fiyatlarla kazıklanmaktadırlar?                                                                                                               ***

ÇÜNKÜ BU ülkede  Kooperatifçilik  yoktur! Hiç olmadı, başarılamadı, hâlâ olmuyor başarılamıyor…

Kİ bu ülkede ne toprak ekenindir ne su kullananındır!

BAZI  “üretim birlikleri vardır ama (mesela Patates Üreticileri Biirliği yada seracılar falan) fakat  onların da her zaman muhatapları işte o “tefeci, aracı” dediğimiz toptancılar  taifesidir…

Bazen daha ürün olgunlaşmadan, üreticinin alın teri daha alnında kurumadan, üreticiye parayı bastırıp tarla da kapatırlar sera da… Tutun ki çarşı pazarın fiyatlarını bu toptancı sınıfı tayin eder…

PEKİ KOOPERATİFÇİLİK? Ki İsrail’de hâlâ çalışan Kibutslar vardır.. Kısaca köy komünleri.. Oysa bizde artık köyler kamu görevlilerinin  ömürlük yaşam sayfiyeleri haline geldi..

SABAH  arabaları ile çalıştıkları devlet dairelerine okullara ötesi iş yerlerine gidiyorlar… Sonra dönüp köylerine değil, huzurlu evlerine, kırsallarına, asude tatil beldelerine dönüyorlar!.

Kısaca Köylerde üretim kalmadı!  Olsa da işte domatesin hikâyesi.. Ancak o hikâye kadar olmakta!                                                            ***

KOOPERATİFÇİLİK mi? Öyleyiz diyenler bile değiller artık.. Oysa haberlerden izliyoruz. Türkiye süratle sisteme dönmeye, üretimle  tüketimi ve tüketicilerle ilişkilerini yeniden organize etmeye başladı… Hem de seksen milyonluk devasa bir ülkede…

BİZSE bir avuca sığacak coğrafyamızla beş on insanımızı yıllardır adı var kendi yok kooperatifçilik sistemine bağlayamadık kullu makka kazık yemeğe devam ediyoruz!!!