Köşe Yazarları

Köprüden önce son çıkış olabilir mi…


Güney Kıbrıs’ta Kathimerini gazetesi, hafta sonu ilginç bir haber yayınladı.

Gazete doğal gaz konusunda 6 aylık bir moratoryum ilan edildiğini öne sürdü. Yani 6 ay süreyle sondaj, tespit, teyit, araştırma yapılmayacak.

Haberde bunun, “müzakerelerin akıbetiyle ilgisiz olmadığı” vurgulanıyor.

Bundan sonraki gelişmelerin de, siyasi sorundaki gelişme ve çalışmalara bağlı olduğunu belirtiliyor.

Bu süre içinde Türkiye’nin, Rumların ilan ettiği bölgelerde sondajı ileriye götürüp götürmeyeceğine, yabancı şirketleri engelleme olasılığına, gerilimi tırmandırıp tırmandırmayacağına bakacaklarmış.

‘Eğer Türkiye devam ederse, müzakereler başlamaz’ dediler ya, sırf onun için.

Resmi bir açıklama değil. Ancak kullanılan ifadeler, iyi kaynaklardan bilgilendirildiklerini gösteriyor.

Bu yapılanın da, iki lider arasında görüşme ve olası 5’li konferans öncesi, “bakın biz durdurduk” gerekçesi olduğu görülüyor.

Çok da inandırıcı değil.

Çünkü zaten 2, 3, 8 ve 9’uncu parsellerin konsorsiyumuna giriş izinleri verilmesiyle birlikte, Şubat 2016 yılında açılan enerji planlamalarına ilişkin “bir tur” tamamlanmış.

Öyle de olsa, Türkiye’nin çıkışının etkili olduğu açık.

Belki Rumlara kalsa moratoryum falan da ilan etmezlerdi ama, uluslararası aktörlerin ve şirketlerin bir “es” vermek istedikleri de anlaşılıyor.

Kafalar karışmış.

Özellikle İtalya ve Fransa’nın bundan sonra nasıl bir tavır takınacaklarını merak etmekteler.

Şimdi iyimser bir görüşle, acaba diyorum, bu aşama köprüden önceki son çıkış olabilir mi?

Daha da gerginleşmeden uzlaşma yoluna gidilebilecek, kaçırılmaması gereken bir fırsat…

Keşke olsa….

 

 

YORMAYIN BU MİLLETİ…

Cumhurbaşkanlığı seçimleri ufukta göründüğünden beri, birilerinin içinde de ateşler tutuştu.

“Neden olmasın” diyenler, “ben zaten siyasete bunun için girdim” diyenler, “benden iyisi mi var” diyen şişik egolular… Hatta özgeçmişine “cumhurbaşkan adayı oldu” yazdırmak için yarışa girenler…

Öyledir. Her dönem bir arap atları vardır; bir de kah ideolojik olarak, kah kişisel tatmin için çıkanlar.

Demokrasidir; anayasa, koşullara uyan her bireyin aday olmasına fırsat veriyor…

Ama bu sefer, daha bu kadar süre varken yaşanan aday adayı bolluğu dikkat çekiyor.

Kimi “artık gençler aday olmalı” derken, kimi “tecrübe” diyor…

Zira, konuşulan konu, falanca bakanlığın filanca dairesinin müdürlüğü değil, cumhurbaşkanlığı.

Yani diyeceğim, bu aşırı iddialar biraz fazla kaçıyor.

Biz eğleniyoruz, sorun yok.

Ama sonuçta, o listede birbirinden değerli ve en önemlisi ciddi oy potansiyeli olanların yarıştığını görmek de istiyoruz.

Zaten bu ülkenin temel değerlerinden tutun, sorunlarına kadar hiçbir şeyi ciddiye aldığımız yok da, bunu olsun sulandırmayalım.

Günümüzde siyasal iletişim denen bir kavram ve onun uygulamaları var. Siyaset sahnesine çıkanlar, kitleler üzerinde etkin olabilmek için, iletişim kurmak zorunda. Bu bilim ona hizmet ediyor. Bir kere hedef kitleyi ikna etmek gerekiyor. Ona mesajlarla ulaşmak, desteğini almak.

İşin bir yönü bu, diğer yönü, kitlelerin nabzını tutabilmek. Bu da oyunun bir parçası. Hatta öncelikli olanı. Kaç seçmen var, bugüne kadar seçmenlerin eğilimleri ne olmuş, ne kadar sürprizcidirler; seçim yaparken çoğunluğun kriteri nedir, bu seçimin ana teması ne olacak, bunların dökümü yapıldıktan sonra, adayın durumu için yoğun bir anket kampanyasına ihtiyaç var. Sürekli…

Öyle eskiden olduğu gibi, “bizim örgütler, bizim gommalar” hikayesi artık geçmiyor. O devir kapandı.

Mehmet Ali Talat’ın da, Mustafa Akıncı’nın kendi cenahlarının dışında, sağ oyların desteğiyle kazanmış oldukları ortada.

Benim tavsiyem hem partilere, hem de bu arkadaşlara, gofa gelmesinler. Biraz paraya kıyıp, adam gibi anketler yaptırsınlar. Örgütçülerin, örgütlerin, “adamcıklar”ın sözleri yola çıkmak için yeterli değil. Partiler bile örgütlerini tam olarak kontrol edemiyor artık. Zemin kaygan…

Ciddi olmayanlar bir yana ama, mesela UBP gibi bir partinin bu aday bolluğuyla yıprandığı ortada.

Sonra kendini vazgeçilmez görenler de yaptırsınlar bir anketçik, ama tarafsız. Sonucuna baksınlar.

Yormasınlar milleti…

YERİN KULAĞI VAR

SEÇİM BİZİM:

Bu adada bir kimlik olarak var olmak istiyorsak tüm şartları zorlayarak çözümü bulmak zorundayız. Yok eğer çoğunluk, UBP-HP hükümetinin dediği gibi, ‘federal bir çözüme ne gerek var, biz böyle eyiyik’ der noktaya gelirse, gayrı meşru bir alt yönetim olarak yaşamaya devam ederiz. Kıbrıs Türkü olarak şimdi bununla karşı karşıyayız. Ya zorlayacağız, ya da kendimiz çalıp, kendimiz oynamaya devam edeceğiz. Seçim bizim…

EN ÇOK UBP’DE:

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha dokuz ay gibi bir süre var. Diğer partiler bu konuda henüz ser verip sır vermezken, UBP’de ise resmen aday enflasyonu yaşanıyor. UBP’nin eski genel başkanlardan tutun da, işinsanı ve vekil olan bazı ismler cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmak için oldukça hevesli. Geçmişten farklı bir yapı var. Ama değişmeyen, kim aday olursa olsun, onursal başkan Eroğlu’nun da oluru ve desteğini almak zorunda. Zaten birçoğunun şimdiden, kapısını aşındırdıklarını, desteği için aracılar koyduklarını duyuyoruz…

 BU NEYİN KAFASI:

Başbakan Ersin Tatar: “Rumlar Annan planına ‘Evet’ deseydi bu gün adada Türkiye olmayacak, biz de AB içinde kaybolacaktık. Şimdi egemeniz” demiş. Bunları söylerken kendileri bu söylediklerine inanıyor mu doğrusu merak ederim. Bir tarafta sıcaklar, diğer tarafta hükümetin hergün çıldırtan açıklamaları. Bu sıcaklarda hiç çekilmiyor…

HAZIRLIK:

Başbakan’ın Bankalar Birliği ile faiz toplantısı bana ilginç gelmişti. Kabullerden fırsat bulup da bu işlere bakmalarına şaşmıştım. Aslında neydi olacak olan, Türkiye’de açıklanan oranlar üç aşağı beş yukarı burada da uygulanacak, bitecek. Asıl haber günün ilerleyen saatlerinde geldi. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak bugün adaya geliyor. Hem de günübirlik ziyaret için. Yani, çalışma ziyareti. Bizimkiler ‘hazırlıksız yakalanmayalım’ demişler herhalde… Malum yerli bankalar yeni faiz oranlarını uygulamakta isteksiz.

 

KİM BUNLAR?: 

Daha düne kadar dörtlü hükümetin bozulması için demediğini bırakmayan, felaket tellallığı yapanlar, bugün kendi yarattıkları UBP-HP hükümetine veryansın ediyorlar. Belli ki beklentileri olmamış. Kimdir bunlar diye sormayın, yazmayacağım. Ama son bir yıl ülke gündemini takip eden herkes, bunların kim olduklarını çok iyi biliyor…

 

BIKTIRDI ARTIK:

Özellikle hafta sonları Metehan sınır kapısında yaşanan tıkanıklığın sürekli haber yapılması artık sıktı. Bölgenin durumu ortada, iki ayrı devletin geçiş noktası ve doğal olarak kontrol yapılıyor. Alternatif kapılar açılmadığı sürece, oraya on kapı da açsanız bu sıkışıklık da sürecek. Bu işin tek çözümü, adada kalıcı bir anlaşmanın olması. Ama hem anlaşma istemeyeceksiniz, hem de hergün şikayet edeceksiniz, işte bu olmadı…

ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “‘Vatan Haini’ damgası yemek de,  ‘Milliyetçi-Vatansever’ olmak da çok kolaydır bizim buralarda. Oldukça  ucuzdur. Özellikle ‘vatan hainliği’, o kadar ucuzlatılmıştır ki,  ‘Vatan Haini’ damgasını yiyenler için bu damga, şimdilerde, neredeyse bir övünç kaynağı bile olmaya başlamıştır”…

DİPTEKİLER

Erhan Arıklı: “Sayın Cumhurbaşkanı Akıncı, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini de düşünerek, adeta yalvarır gibi Anastasiadis ile bir araya gelmek istedi. Kıbrıs Rum tarafının tavrını ve ne düşündüğünü tüm taraflar net olarak biliyor. Sayın Cumhurbaşkanı da bunları bildiği halde hangi gerekçe ile bu görüşme girişimlerini yaptığını anlamak çok güç”…

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı