Köşe Yazarları

KKTC’NİN BM’LERDE ADIYLA “SÖYLEM” HALİNE GELMESİ ELBETTE ÖNEMLİDİR

Eşref Çetinel yazdı







Bu nedenle olayı görmezden gelemeyiz: Uzun yıllardan sonra ilk kez BM’ler Genel Kurulunda “Kıbrıs sorunu” Kuzey’deki “Türk Devleti’nin tanınması talebi” istemiyle telaffuz edildi. Bu kadarı bile önemli sayılmalıdır çünkü 1974’den beridir onca siyasi gelişim ve değişimlere karşın Kıbrıs sorunu; dünya siyaset çevrelerinde taraflar arasındaki ağız dalaşları ötesinde inadına bir tutumla uyutulmuştur!




BU nedenle geçtiğimiz günlerde 77. Genel Kurulunda Sn. Erdoğan’ın BM’ler üye ülkelerine “Kıbrıs Türklerine yönelik zulme son verip bir an önce KKTC’yi resmen tanımaları” çağrısında bulunması en azından Kıbrıs’ta hâlâ bir “çözümsüzlüğün söz konusu olduğu” gerçeğini açığa çıkartıp hatırlatması yönünden önemlidir…



TABİDİR ki akşamdan sabaha hiçbir ülke “tanıdım gitti” demeyecektir! Olsun ama! Adada hâlâ bir siyasi sorunun devam etmekte olduğunu BM’ler ülkelerinin gözlerinin içine sokmak da önemli bir çıkıştır..

Kİ NE ZAMAN bu “tanınma” olayı gündeme gelse yıllardır “tanıdılar aha tanıyorlar” dediğimce aklıma hep Azerbaycan gibi Türk Devletleri gelir.. Kİ bir araya geldiler mi Türkiye’ye yaranmak için “tanıyacaklar” imajını çakarlar ama sonra kıçlarını dönerler çünkü “bağımsız gibi gözükseler de hepsi bir nedenle ya Batıya yada da Amerika’ya bağımlıdırlar!

YANİ şunu demek istiyorum: Sn. Erdoğan’ın BM’lerde bizim çok önemsediğimiz “KKTC’nin tanınmasına yönelik çağrısı” tabi ki gerçekleşmez ama yankısının kulaklara takılı kalması bile kârdır.. ***

BUNA KARŞIN: Eğer bu adada tanınma istiyorsak önce Rum tarafı ile uzlaşıya varmamız gerektiği gerçeğini yadsıyamayız! Yani böyle durduk yerde kimse kimseyi tanımaz da takmaz da!

Kaldı ki bu konuda hem BM’lerin hem de adanın garantörü olan İngiltere’yi harekete geçirecek siyasi devinimi yaratmak da  bizim görevimizdir. Ki bir devrelerde “Türkçe konuşan ülkelerin” bizi tanıyabilecekleri” umudunu yeşertmiştik olmadı!

YANİ Sn. Erdoğan, evet BM’ler çatısı altında Kıbrıs’ta bağımsız ve egemen bir Türk halkı, bir Devlet olduğunu söylerken çok haklıdır ama; mesela bu çağrıyı neden “iki devlet bir millet” dediği Azerbaycan’a yapmadığını anlamak da mümkün değildir.. YADA öylesi bir “çağrıda” bulunmak mümkün değil tabi  bunu da dünya siyaseti içinde ülkelerin kendi uluslararası siyasi ve ekonomik çıkarlarındaki stratejileri olarak kabullenmek zorundayız, zaten Türkiye de bu nedenle olmalı olayın çok da üzerine gitmiyor!

PEKİ ne kalıyor geriye: Söz konusu müzakere masasını önce Kıbrıs’ta Türk Rum taraflarının kurması.. O da şimdilerde uzak bir ihtimal olarak görülüyor, kaldı ki:***

ÇÖZÜMÜ GÜCÜMÜZ SAĞLAR: Fakat askeri yönden değil! Yeniden yaratacağımız, kimseye muhtaç olmadan kendi ekonomimizle sağlayacağımız, ulusal gelirimizin hacimli büyüklüğü ile…

DOLAYISI ile yaratacağımız bayındır ve mamur bir Kuzey Kıbrıs ile… Daha bir gelir artırıcı turizm gibi dünyaya açık sektörlerle.. Kendi içimizde yaratacağımız üretim potansiyelimizle..

İRONİ olacak ama “sahip çıkacağımız” diyeceğim bir umutla “Ercan Hava alanımıza” dünya ülkelerinin uçaklarının inip kalkmasını sağlayacak dışa açık politik ve siyasi temaslarımızla..

YANİ sadece ve ikide birde Ankara’ya koşarak değil! Londralara, New York’lara, Paris’lere, Katar’lara, Arap ülkelerine, aramızda öğrencilerinin fink attıkları Afrika ülkelerine koşarak!…***

BİLİYOR MUSUNUZ? Rumun Kıbrıs siyasi davasını besleyen adadaki kendi becerisi değildir. Dış ülkelerdeki lobileridir!

AMERİKAN senatosuyla Temsilciler Meclislerindeki Rum ve Yunan kökenli senatörleri, vekilleridir!  KIBRIS siyasi sorununun bam telinde çaldığı ülkelerin başkentlerindeki temsilcilikleridir!   Kİ hem Türkiye’nin hem de KKTC’nin aleyhine çıkan ne kadar olumsuz kararlar varsa hepsi de dış dünyadaki bu Rum ve Yunan kökenli senatör ve vekillerin çalışmaları sonucundadır!

NİTEKİM bir TC’li siyasetçimize göre bizim dış ülkelerdeki insanlarımız yalnız para kazanmanın peşinde koşarlar! Ki ne Amerikan Senatosunda ne Temsilciler Meclisinde seçilmiş tek bir Türk görmeniz mümkün değildir.. Keza İngiltere’deki Türk yurttaşlarına karşılık Avam kamarasında da tek bir  Türk kökenli seçilmiş, “siyasetle” iştigal eden soydaşımızı görmezsiniz! Sadece kazanacakları Para da para!

BU NEDENLE davamızda ne kadar haklı olursak olalım, adalet yerini bulmaz, hakkımızı alamayız!

***

NEYSE Kİ BİR TESELLİMİZ VARDIR: “Adada her şey olup bitmiş değildir. Hâlâ çözüm için müzakere umudu vardır.. Hâlâ “Kuzey Güney-Türk Rum Devletleri” gerçeğini çözüm haline getirme umudumuz vardır..

İZLEYECEĞİMİZ tek politika ise Rum’un Kuzey’e dönmekten vazgeçmesi dolayısıyla “Kuzey Güney gerçeğini” kabul etmesidir.. Bunu başarmak ve Rumun Kuzey’e dönme umudunu kırmak için tek çaremiz, en az Güney kadar  sosyoekonomik büyüklüğe ulaşmamızdır! Binlercesi Türkün her sabah Güney’e taşınıp iş aş peşinde terleyip paralanmadan kendi Kuzey yurdunda güven ve istikrar içinde çalışma olanaklarına kavuşmasıdır..

Doğrusu bu konuda Güney’e karşın “gerinin de gerisindeyiz” ve işte adadaki asıl sorun da budur! ***

KISACA TAKLDIĞIM: (YEREL YÖNETİMLER” SEÇİMLERİ VE “BAZI” BELEDİYE BAŞKANLARI!) Yerel Yönetimler seçimleri” yaklaştıkça sadece adayların yavaştan belirlenmelerini değil, mevcut Belediye Başkanlarının uykularından uyandıklarını da görüyoruz! Kİ bazıları için önümüzdeki seçimler saltanatlarının hitama ermesi olacaktır! Çoğunluğunca da seçimlerden sonra giderlerken, gelene bırakacakları tonlarca parasal borç olacaktır!

MAŞALLAH AMA! Bunu bildikleri halde “adaylar” daha şimdiden yolları tuttular hatta propagandalarına bile başladılar! Meğer müflis Belediyelerimize başkan olmak isteyen ne çok kişi varmış! Hem de milyonlarca lira borçları devralacaklarını bile bile! Belediye Başkanı olurlarsa personellerini, emeklilerini ödeyemeyeceklerini dolayısıyla başlarının çok ama çok ağrıyacağını bildikleri halde! Fakat ben bunları yazacak değilim.. Yazacaklarım şunlar: ***KENDİNDEN BAŞKASINI TANIMAYAN BELEDİYE BAŞKANI: Geçen gün yıllar yıllar sonra Mağusa Belediye Başkanı Sn. Arter bir arkadaşıma, “ama Eşref bey artık gazetecilikten vaz mı geçti. Çünkü çok uzun zamandır gazetelerde yazılarını görmüyorum” deyiverdi…

İŞTE O BÜYÜK SORUN: Mağusalı Çetinel gün gele ve nasılsa hâlâ sevip alışmamış da olsa kendini bir “İnternet gazeteciliğinde” bulmuş.. Hasbelkader ve yıllardır yazmaya devam ediyor.. Üstelik ikide birde Mağusa Belediyesini gündeme getirip “köşesinde” eleştiriyor, didikliyor, yararlı icraatları alkışlarken Sn. Başkan Arter’e bazen bravo diyebilecek kadar da haklının hakkını veriyor.. Fakat:

Sn. BELEDİYE BAŞKANI ARTER’İN bunlardan haberi yok! Ki emrinde o kadar çok çalışan var ki ne Belediyenin odalarına sığıyorlar ne oturacak sandalye buluyorlar! BUNA karşın Sn. Başkan en azından Mağusa’yla ilgili yazılanlarla ötesi söylenenleri derleyip toplayıp, araştırıp değerlendirip kendisine iletecek bir “basın müşaviri” gibilerinden birilerini görevlendirmemiş! (Yada var görevini yapmıyor!)

Kİ BİZ bırakın böylesi bir basın masası kurulmasını, Mağusa Belediyesinden yayın yapan Radyo hatta televizyon istasyonları kurmasını da beklerdik! OYSA Sn. Başkanın bizatihi kendisi “Belediyesiyle ilgili haberlerden, yorumlardan bile haberi yok!” Ki sadece ben Mağusa Belediyesi ile ilgili ayda en az  bir iki kez Havadis Gazetesinin İnternetteki köşemde Mağusa belediye sorunlarıyla ilgili bir iki yazı yazar, eleştirir önerilerde bulunurum. Oysa Sn. Başkan’a göre Çetinel yıllardır yok! Ki nerdeyse “yoksa öldü mü” diyecek!***

BİLİR MİSİNİZ ben bazı yöneticilerimizin “kendilerinden başka kimseyi önemsemeyen narsis huylu insanlar olduklarını düşünürüm.. “Ben yaparım ve olur”  diyenler yanı sıra “yapmasam da olur” diyenlerin çoğunlukta olduğu bir bürokratik topluluk var ki çekildikleri fil kulelerinde sadece kendileriyle yandaşlarını seyreylerler!

VE çok da kötü bir huyları var: “Eleştirilerden hoşlanmazlar, eleştirenleri düşmanları olarak görürler!” Yine de yazayım belki okur umudunda: ARTER beyi severim.. Mali yönden Belediyeyi batıracak o istihdamları “yukarıdan” baskılarla yapmak zorunda kaldığını zannederim.. Mağusa’da iyi işler de yaptı.. Fakat artık tıkandı ki ne kendini aşabiliyor ne de Mağusa’ya yatırım yapacak, hizmet verebilecek olanağı bulabiliyor! Bunlara karşın yine de “aday” ise bize de başarılar dilemek kalır..

 

 









Başa dön tuşu