Birbiri ile ilintili dünkü yazılarımın “ana başlığı” şuydu: “15 Kasım 1983’te Devlet Olduyduk.” Bazı okuyucular, “ne demek olduyduk, yani artık devlet değil miyiz” diyerek bu di’li geçmiş zaman ifadesine takıldılardı…
Demek ki anlatamamışız! Oysa anlaşılsın diye şimdi de KKTC’yi ilga edecek yeni planlardan söz edildiğini, sonuncusunun Ban Ki-moon planı olduğunu hatırlatıyorduk. Yazının sonunda da şöyle diyorduk: “Annan Planı ile gitti gider derken en azından Rum’un sayesinde ayakta kalan KKTC’nin, bu kez adı batacak mı yoksa yaşamaya devam mı edecek? O zaman kutlarız!”
Birbirimizi neden kandıralım: 1974’ten sonra Otonom Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni de kurduktu, Kıbrıs Türk Federal Devleti’ni de… Hepsi de gelip geçerken “nasılsa” dediğimizce KKTC elimizde kaldı.
Ancak dün Başaran Düzgün de değindiydi. Birbirimizi aldatmaya gerek yoktur. Bugün taraflar arasında görüşülmesi istenen de öncesinde görüşülenler de KKTC’nin yaşatılması değildir. En azından ben bu konuda “teslim oldum!” Öyle “ilelebet yaşayacaktır” gibisinden hamaset nutuklarına değil, müzakere masasına getirilmeye çalışılan “federal çözümü” gözlüyorum.
Ve KKTC’nin 30. yılında soruyorum: “Masaya Rum’la nasıl bir federal sistemi paylaşmak için oturacağız? Var mı bir bilen? Fakat Anastasiadis müzakere masasına niçin oturacağını hem biliyor hem söylüyor. En azından çerçevenin içini “asla iki devlet veya konfederalizm olamaz” diyerek dolduruyor… Fakat Eroğlu dışında Ankara ile bizim cepheye baktığımızda Rum liderliğinin bu önerisine karşı öneri getireni göremiyoruz! Bu tutumla da KKTC günü geldiğinde kendini “ilga etmeye” hazır bir konuma giriyor! Vicdanım acısa da bu nedenle “devlet olduyduk” diyorum…
**********
Beşir Atalay ne düşünüyor ne diyor? Kıbrıs Türk halkı ne bekliyor?
Bizden sorumlu politikacılara güvenimiz kalmamışsa nedeni bizatihi “kendileridir.” Çünkü:
*Gün geldi bu halkın önüne Rum’un parasını sıfırla çarpıp ekonomisi ile finansmanını darmaduman edeceğiz diyerek “36 TL eşittir 1 Kıbrıs Lirası’nı” koydular!
*Gün geldi Rum’un Kuzey’deki mülkü deniz yemeyen domuz dediler, ganimeti rant ekonomisi yaptılar, yetmediği yerde “onlar” da yesinler, alsınlar, satsınlar diyerek TC’den binlerce evsiz barksız, işsiz güçsüz insanlar getirdiler!
*Gün geldi devlet kurdular sonra yıkmak için karşısına Annan Planı’nı diktiler!
*Gün geldi çözüm beklenirken bu halka AB ambargolarını yedirdiler!
*Gün geldi sizin ekonominiz liberal ekonomi, serbest ticarettir falan dediler, Serbest Limanlar yaptılar fakat Kıbrıs Türk ihraç ürünlerinin Mersin’den öteye geçmesinin önüne bir sürü “mevzuatlarla” güçlükler koydular!
*Canları her sıkıldığında, “biz parayı veririz siz yersiniz” de dediler, “aklınızı başınıza alın vermeyiz ha” da dediler!
Uzun lafın kısası: Kuzey Kıbrıs ta Ecevit döneminin Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu’dan beridir TC Hükümetlerinin tayin ettiği “Bakanlarından” sorumludur… Son “koordinatörümüz” Beşir Atalay’dır ki 30. kuruluş yıl dönümünde Lefkoşa’daydı…
Mesajlarında “Çözümde kararlıyız” dedi, son günlerde siyasi çözümle ilgili hareketlenmeler olmaktadır dedi, başından beri hakkaniyete dayalı çözüm istiyoruz dedi… Ve ekledi: “Eğer çözüm olmazsa Türkiye başka adımlar atabilir. İlelebet bu sorunların sürüp gitmesini istemiyoruz…”
İşte o her zamanki “vaziyetleri idare eden beylik ifadeler…” Ki bu lafları duyduktan sonra bekleyeceksiniz ki Anastasiadis’in kıçından dumanlar çıkarken, “aman hemen Masaya oturalım çünkü Ankara çok kararlıdır, başımıza bir iş gelebilir” diyerek Eroğlu’na koşturup görüşme tarihi istesin!
Oysa durum öyle değil! Binali Yıldırım da biliyor ki adamlar AB’de Türkiye’nin “başlıklarının” açılmasından tutun da Doğu Akdeniz’deki gazın borularla TC üzerinden akıtılmasına varıncaya dek siyasi inisiyatifi ellerinde tutmaktadırlar… Üstelik adada tanınmış devlet oluşlarına karşılık Kuzey’in tanınmamışlığı açmazları da cabası!
O zaman tek çare kalıyor: “Ki Yunanistan’dan sonra Güney’i de saran ekonomik ve mali kriz Kuzey için şans olmalıdır” dediğimizi hala tekrarlıyoruz…
Fakat görüyoruz ki sanki bilinmeyen bir takım güçler, adadaki Türk-Rum ekonomik dengelerinin bozulmaması ve öyle geldi böyle gidecek kaderini asla kırmaması için Kuzey’i yine çaresizliği ile baş başa bıraktılar! Kısaca Rum krize düşerken Kuzey’in ekonomik atılımla öne geçmesini bekledikti… Oysa ortada kriz yokken Güney’i de aşan krizler üstüne krizler yığdık!
Eğer komplo teorilerine inansaydık diyecektik ki “Türk halkının dayatılan çözüm modellerini kabul etmesi için gizli güçler Kuzey’in ekonomisi ile oynamakta, yaşam standardını etkileyecek ne kadar olumsuz işler varsa başlara sarmaktadırlar…”
Değil! Ankara’nın “nasılsa Kuzey bizimdir” deyip yeni politikalar üretmemesidir bir, KKTC’de gelip giden iktidarların ya Ankara’ya sığınması yahut karşı cephe almasıdır iki! Öyle de olunca Binali Yıldırım da laf ola beri gele nutkunu sallar, giderken de “aklınızla davranın ha” diyerek nasihat çeker…
**********
Siber ve Eroğlu ne dedi?
Çok düşündüm. Ve yukarıda da vurguladım. “Yöneticilerimizin” söylediklerine mi bakalım yoksa yaptıklarına mı? Tutarlılık ararsanız nafile! İşte Kadri Fellahoğlu, “Ben belediyeyi kurtaracağım” dedi, başkan oldu. Sonra döndü “Enkaz devraldık” diye yakındı! Lefkoşa Belediyesi sallan yuvarlan gidiyor…
İşte Elektrik Kurumu: El-Sen’le birlikte “Tahsilatı bana verin, bakın kurumu nasıl kurtarırım dedi.” Sokak lambalarına bile sahiplik koydu, devlet içinde devlet devlet gibi davrandı, kesti biçti, sonunda dedi ki “battık! Ya elektriğe zam yaparsınız ya karanlıkta kalırız!”
Gelelim Sn. Eroğlu’na: Yıllardır Cumhurun söylediğini bu kez Cumhurbaşkanı olarak söyledi: “KKTC’de hukuk ve adalet eksiktir…” Bin defa doğrudur deriz…
Meclis Başkanı Sn. Siber ne dedi?: “Olası bir çözümde bizi güçlü kılacak olan halkımızın özgüvenini yüksek tutacak kurumsal yapımızın güçlü olmasıdır…”
Koyun Sn. Siber’le Sn. Eroğlu’nun söylediklerini yan yana. İşte sorun işte çözüm dersiniz…
O zaman artık beklemeyin. Kırk yıldır söylenip de yapılmayanları artık bir lase “laftan” indirip “icraata” koyun… Ve kesinlikle reformlara kamu görevlileri kademelerinden başlayın ki devleti yeniden düzene sokacak olan onlardır…

Önceki Haber
Sonraki Haber

























