Biz eskiler için “kırk” rakamı sihirlidir. Laf ola bir insana kırk defa deli dersen deli olacağına inanırdık!.. Çocuk doğduktan kırk gün sonra selamete çıkacağına inanır, kırklanmasının şerefine ziyafetler verirdik… Güzellikler karşısında da “kırk bir kere maşallah” derdik… Mesela Ninemin anlattığı masalda oğlanın kızı kaçırması varsa, “kırk gün kırk gece yürüdüler” derdi! Ben de hep merak ederdim: Neden otuz veya elli falan değil diye! Her neyse… Belli ki bu “kırk” mübarek bir rakam… Üstelik her derde deva! Mesela:
Kıbrıs siyasi sorununun çözümü için tutun ki Barış Harekâtı’ndan bu yana kırk yıl geçmesi gerekirmiş. Nitekim henüz kırk yıl olmasına on yıl kaldığından Annan planı referanduma gittiği halde çözüme gidemediydi!
Fakat kırk bir kere maşallah şimdi bakıyoruz zaman olgunlaştı… Anastasiadis büyümüş olacak akil adam oluverdi… Bir devrelerin heyecan fırtınası gibi esen Akıncı uzun yıllar Amerikalarda kalmanın o büyük tecrübe ve bilgilerinde akidelendi bir müthiş devlet başkanı oldu…
Hep şu kırk yıllık “maya” meselesi! Demek ki neymiş? Kıbrıs sorununun kırk yıl mayalanması gerekirmiş ki “çözüm” tutsun…
NİTEKİM: Sorunun artık gitti gider kırkıncı yılındayız. “İsa, ana kutsal ruhun” üzerindeki o ilâhi büyüklüğün sırrına erişilmez mucizesi sayesinde olgunluğa erişmiş Anastasiadis ile göz tutmaması için en erken zamanda kesinlikle bir nazar boncuğu alıp boynuna asması gereken Akıncı, geçtiğimiz cumartesi düşmanları çatlatan, dostların gönüllerini ferahlatan birliktelikleri ile Büyük Han’da kahve de içtiler, Uzun Yol’da beribadolarını da yaptılar, Türk Rum halkları ile de hasbihallerde bulundular… Kırk bir kere maşallah! Eğer bu kez de çözüm olmazsa bilin ki bu dünyanın dingili koptu artık iflâh olmaz, zaten tüm insanlıktan umudu kesmeli çünkü yolcudur Abbas.
GELELİM ESHAHA! Tabii ki liderlerin birbirlerini anlamaları, dostça konuşabilecek insancıl ortamlar yaratmaları hatta birbirlerine yeri zamanı geldi miydi özel sorunlarını bile anlatacak empatiyi yaratabilmeleri çok önemlidir. En azından “eski olaylar” nedeni ile birike birike kararıp tortulaşmış sorunları kazıyıp ak pak yeni bir Kıbrıs yaratmak fırsatı yakalanmış olur. Husumetlerin yerini sevgilere dayanan dostluklar alır. Dahası eğer ezelden ebede bu adada iki halkın şu veya bu şekilde yan yana yaşaması silinemez bir alın yazısı ise işte bu yazgıyı çözüm haline getirirler…
Bakalım artık! Masa başı ne gösterecek ne verecek. Çözüme ulaşıldığı için “kırk bir kere maşallah” mı dedirtecek yoksa kırklandığının hemen ertesinde “zavallı çok çektiydi! Bu nedenle çekti gitti ki bir daha iflah olmamak üzre” mi dedirtecek! Göreceğiz…
**********
Alışmışız bir kere: (Her yokluğa meşakkate dayanırız, erken seçimsizliğe asla!)
Keşke bütün derdimiz Kıbrıs siyasi sorunu olsaydı dediğimize nazire yine erken seçim kokuları sardı memleketi… Ki her bir yoklukla darlığa katlanırız fakat erken seçimsiz olamayız… Bu bir “zan” işidir! Siyasi iktidarları değiştirmekle sorunların biteceği zannedilir! Oysa nedir erken seçim? Ne zaman göreve yeni iktidarlar taşısa biline ki beterince geçici istihdamların artması demektir! Bir ordu müşavir giderken yerlerine iki orduluk müşavirlerin gelmesi demektir! Devlet hazinesi zaten her zaman “tam takırdır,” seçimler dolayısıyla “kuru bakır” da olmasıdır!
Memleketteki “imkânsızlıklar” beyinlere 4. Murat’ın gürzü gibi vursa da her seçim arifesinde o imkânsızlıkların “vaatler” haline gelmesidir!
İş aş sahibi olmak için sürekli erken seçim gözleyen, artık işsizlik sayıları yüzde onları orsa etmiş gencecik insanların seçim kampanyalarında siyasi partilerin kuyruklarında konvoy ve kampanyaların da kuyrukları olmaları demektir!
Ayni işsiz gençlerin seçim sonrasında aş iş denilerek kandırıldıklarını hüsranla anlamaları ve “tuh Allah cezanızı versin” dedikleri demektir!
Her seçim sonrası TC’ye giden seçilmişlerin tekmil alıp geri döndükten sonra olanca olumlu işlerin başarılarını hanelerine, olumsuzları da TC’nin kamburuna yığmaları demektir!
Ve her seçim sonrası asla “kurumlaşamayan” Kurumlar bir kez daha hallaç pamuğu gibi atılırlarken kadrolarının “a”dan “z”ye değişmesi demektir!
Her seçim sonrası yenilgiye uğrayan siyasi partilerin birbirlerini daha rahat yemek için olağanüstü Kurultaylara gitmeleri demektir!
VE İŞTE YİNE O ERKEN SEÇİM HAVALARI ESİYOR: S. Denktaş Koalisyondan bir ayağını çekmiş tam ötekini de çekecek, öylece havada asılı kalmış! “Eğer Talat CTP’ye başkan olursa her ikimiz de dışta kalmak şartıyla ortağı olurum” diyerek! Ki yıllardır S. Denktaş’lı DP “aman da aman demekte!” “Ne zaman erken seçim olacak da ikbale konacağız” beklentilerinde! Tutun ki tuzsuz yağsız yemek olur, DP’siz hükümet olmaz…
Fakat diyor S.Denktaş bu kez Talat’ın yirmi beş maddelik “manifestosu” var ya! İşte ona katılırım. Sonuçta ne olur dersiniz? İki ihtimal var: Bir kez daha memleketi ya batırırlar ya batırırlar! Bugüne kadar bir “uçuranını” görmedikti, bundan sonra KKTC’yi Kapadokya’nın balonlarından biri yapsalar, tavuklar gibi sıçrar kanat çırpar ama asla uçamaz, çünkü hiç vaki olmadı!
**********
Kısaca takıldığım: (Kaderinin kurbanı malül Gazimağusa…)
Gelin Gazimağusa Belediye’sinin yıl 1, sayı 1 ve 2, Aralık 2014 ile Ocak 2015 tarihli “Express” adlı aylık yayın organı iki gazetesine bakalım:
Birinci sayfada manşet haber şöyle: “Drenaj çalışmaları hızla devam ediyor” ve “Hedef 2015’de büyük başarılara imza atacağız…”
İç sayfalarda yeni seçildiği için Sn. Belediye Başkanı Arter’e yapılan kutlama ziyaretlerinin haberleri yer alıyor… Bir de artık belediyenin asli ve rutin işlerinden olduğu için aslında haber yapılmasına gerek olmayan temizlik gibi çalışmalar… Başka? (“Eh” dedik “henüz iki aylık bir Belediye başkanı, patlama bekle!)
MAYIS 2015 GAZETESİ: Adı olumlu bir kararla “Gazimağusa” olmuş. Yıl 1, sayı 6, Mayıs 2015… Aradan aylar geçmiş. Gazetenin manşeti “Çalışmalar devam ediyor, nefes alınabilir Gazimağusa.” İç sayfalarda yine Başkan’ın aylardır bitiremediği hoşamadili görüşmeleri, ziyaretleri, “ziyaretçileri” ve ilgili haberleri…
Mesela Kayalp’tan beridir kimselerin ne işe yaradığını çözemediği sırrı ile Bandabuliya’nın şu veya bu konuda bazı STÖ’ne verilen dersler için düzenlenmesi.. Göletlerin sivrisinek nedeniyle ilaçlanması… Ve bir nostalji, “Mağusa’da eskiden var olan Tren…” DAÜ’den Haberler… (Malum Sn. Başkan aynı zamanda DAÜ Vakıf Yönetim Kurulu’nun da başkanıdır!)
Başka? Hiçbir şey! Ne 2015 yılı vaatlerinin v’si ne yol ne kaldırım ne trafik ne ışıklandırma ne tertip ne de Mağusa’ya “kent görünümü kazandırmak için bir umut belirtisi!” Artı: Surlar içi virane! Kanalizasyon sorunu ise berdevam…
İşte Gazimağusa! Hani 2015’te büyük işlere imza atılacak denen kent!
































