Böyle mevsimlerde açık hava sinemaları hazırlıklarını tamamlar,
Ve perdeler açılırdı.
…
Sinemalarda iki film birden.
Hangisine gitmeli.
Sıradan tutulursa Taksim, Halk ve Şahin sinemaları aynı yolun üzerindeydi.
Yusuf Kaptan sahasının karşısında Taksim sineması başlar, ki şimdi açığı da kapalısı da viran haldedir, ta Çağlayan’a kadar uzanırdı.
Şahin sineması yolun sonunda, Halk sineması da ortasındaydı.
…
Yaseminler, hanımelleri, Pakistan geceleri, sardunya ve gül damlalarının kokuları yayılırdı şehere.
Bir de feslikanın.
…
Hanımellerinin kokusu hanımların ellerine sinerdi.
Gayrısı bir güzellik, bir ferahlıktı…
…
Kimse iki filmi sonuna kadar gözünü kırpmadan seyredemezdi.
Giderek gözler ağırlaşır, göz kapakları düşerdi ister istemez.
Bakarsınız yanınızdaki hafiften sızmış.
Artık filmin sonunu sonradan öğrenecek…
…
Zaten hayat böyle geçerdi.
Kimse hayatın ne getireceğinden emin değildi,
Silahlar ne zaman susacak, hendekler ne zaman kapanacak, görüşmelerde ne olacak, yine mi olaylar başlayacak?
Kim kestirebilirdi?
…
Sinemalarda uyuya kalan muhterem cemaatimiz,
Genellikle filmlerin sonunu sonradan öğrenirdi.
Meğer kız ölmüş…
…
Şimdi gayet güzel ve umut dolu başlayan görüşmeler gibi.
Filmin sonunu bilen yoktur.
İnsan ister ki, güzel bitsin.
Ne kız ölsün ne oğlan.
Kavuşuklu bitsin hikaye…
…
Sinemalarda uyuyan ahali genelde hayatta da böyleydi.
Meseleler karşısında uyur kalırdı…
…
Halk sinemasının locasında uyuya kalanı kimse fark edemezdi doğrusu.
Localar en arkada olduğu için, uyuyan adına pek bir mesele yoktu.
…
Orta sıralarda oturup uyuya kalanlar ansızın kolacının “Bel-Kola, Bubble Up” anonsu ile irkilir, uyumaz gibi yapmak zorunda kalırdı.
Halbuki gözleri ağır.
Kolacı gidecek, o gene yaslanıp kalacaktı…
…
Akşamın sekizinden başlayıp gecenin on ikisine kadar iki film birden oynatılırdı,
Ki karşı kaldırımlarda mevzilenmiş mısırcı, fıstıkçı, sandvüçci son filmin ikinci yarısında toparlanmaya başlarlardı.
Sinema çıkışında ortalık sakin olur, Çağlayan bahçesinden tek tük sesler işitilir, şeherin serini surlardan ara sokaklara yayılırdı.
…
Her şeye rağmen hayat güzeldi.
Bir çiçeğin kokusu bile her şeye değerdi.
Çok şey istemezdi insanlar.
Ne bileyim.
Çoğu zaman uyuya kalsa da,
Güzeldi.
Hele kolacının sesi:
-“Bel-Kola, Bubble Up…”
































