Hayatım boyunca bu mantığı anlamadım…
Mesela İngiliz, İrlandalı diye birinin ölmesi gerektiğine inanıyor.
Ya da, Hristiyan, Müslüman’ın ölmesi gerektiğine…
Müslüman, bir başka Müslüman’ın yeteri kadar Müslüman olmadığı için ölmesini istiyor.
”En iyi Türk ölü Türk” denirdi bir zaman…
Tıpkı, Türkler Arasında Rumların da ölmesi gerektiğini düşünenler gibi.
Bir insan, bir başka insanın ölmesini ister mi?
Bırakın istemeyi…
Kurşun sıkıp bir başkasını öldüren var.
Hatta tekme tokat giriştiğim tek bir kişi yok bu hayatta…
Ama demirle birine öldürmek maksadıyla saldırabiliyor bir başkası…
Biz alışık değiliz…
Ben alışkın değilim de, ülke alışkın mı?
Kıbrıs Türkü dingin bir hayata alışık.
Sakin…
Akdeniz dinginliğinde…
Cinayetler olağanlaştı, savaşmak yerine bu illetle, kanıksadık…
Trafik kazalarını normal karşılamaya başladık, savaşmak, yok etmek yerine, her ülkede insanlar ölüyor denilerek normalleştirdik…
Bir Babanın evladına tecavüzünü hatırladınız mı? Ama şimdi benzer yaşlardaki çocuklara tecavüzler, rahatsız etmiyor bizi, “öldürülmediği sürece” normal sayıyoruz…
Hırsızlık…
Uyuşturucu…
Şiddet…
Kadına dayak…
Cinayetler…
Günlük yaşamdaki saygısızlıklar…
Trafikte hak yemeler…
Kamuda yolsuzluklar…
Hepsini, “U, vah vah” repliği ile geçiştiriyoruz…
Geleceği de mahvettik…
Maalesef, tüm bu yaşananlar Kıbrıs Türkü’nün kimyasını bozdu…
Bozulduk…
”Bize dokunmayan yılanın” bin yaşamasına duacı olduk.
Geçmişimizi unutursun, sevgi, SAYGI ve bağlılığımızı kaybederken, geleceğimizi de yok ediyoruz, daha da çekilmez bir hayatı dizayn ediyoruz, farkında değiliz…
Bizden çocuklarımıza kalacak miras bu. Maalesef…
Güzel evlerde, güzel arabalarda ama mutsuz nesiller var sırada…
Milliyetçiliğiniz size kalsın
Şimdi…
Neden bunca kelam biliyor musunuz?
Kıbrıs Türkü, adayı “barış adası” yapmak istiyor ya…
Kuzey Kıbrıs’a bir bakınız…
Türk Milliyetçileri ile Kürt Milliyetçileri birbirini yiyor.
Maalesef polis seyrediyor.
Siyaset seyrediyor.
Sıradan bir olay gibi bakıyoruz.
Bize ne sizin kavganızdan?
Maalesef Kıbrıs Türkü de kendini bu kavgada taraf olmak zorunda hissediyor.
Kimisi Kürt Milliyetçiler yanında…
Kimisi Türk Milliyetçiler yanında…
Demiyor ki kimse, “Bu adayı huzur adası olmaktan çıkardınız…”
UKÜ şenliklerinde çıkan kavga diğer okullara da sıçrayacak, bundan korkuyorum.
Her dönemde yaşanan maalesef bunlar.
Türk- Kürt Milliyetçilerin kavgası, ciddi anlamda turizm ve üniversiteler sektörünü tehdit ediyor.
Buna dur deme zamanıdır.
Sağduyulu herkesin bundan rahatsız olması gerekmektedir.
Ben rahatsızım ve kendimi birilerinin Saçma kavgası üzerinden taraf olmak zorunda da hissetmiyorum.
Türk- Kürt sorununun çözüleceği yer, Üniversite’lerin kampüslerindeki kavgalar mı?
Çare olsa, taraf olacağım.
Aşırı milliyetçilik her devrede zarardır.
O toplumu zehirler…
O toplumu çürütür…
O toplumun gençlerine zarar verir.
Biz de bu kritik aşamadayız.
Ülkede ne zaman “barış” umudu yeşerse, milliyetçilik hortlar…
Bu kez de Ülkücüler üzerinden Başlayan bir hareket var.
Önce Mağusa mahkeme önünde, şimdi de üniversitelerde…
Bir merkezden “huzuru bozun” diye düğmeye basılmış olma ihtimali çok yüksek.
Kıbrıs Türkü yargısı, polisi, siyaseti, kendi sistemine sahip çıkıp, Kuralları uygulamadığı sürece, sokak olayları artarak devam edecek.
Maalesef bu saçmalıkları izlemek zorunda değiliz.
Gün, karar verme uygulama zamanıdır…
































