Köşe Yazarları

Kıpırdanın yahu biraz…

Merkez Bankası, donuk kredi oranını Mayıs ayında yüzde 5,7 olarak açıkladı.

Hatırlarsanız 2000 bankalar krizinin ciddi nedenlerinden biri de bu oranın yüzde 20’lere varması olmuştu. Önce döviz krizi, arkasından ödenemeyen krediler.

Yine o zaman yapılan en büyük hata, bankaların, ödeme güçlüğü çeken kredi sahiplerini yeniden yapılandırmaya teşvik etmemesiydi…

Sonuçta, bankaların çoğunun ellerinde korkunç miktarda ipotek mal kalmıştı. O zaman, 100 bin sterlinlik ipotek evi, 30 bin sterline satmak zorunda kalmışlar, dolayısıyla da zarar etmişlerdi.

Bugünlerde bakıyorum, bankalardan yine ses yok. Bankalar yasası değişti, devlet güvencesi geldi falan

ama, sistemin çalışması, özellikle de paradaki değer kaybının bir yılda yüzde 50’yi bulduğu bir ortamda iş yapabilmek için, paydaşların da birlikte bulacağı çareler var.

Sadece bankalar değil, yap-satçılar, üniversiteler, ev sahipleri…

Olaya kısa dönemin karı olarak bakanlar her zaman vardı, yine var…

Oysa günün sonunda, borçlular kadar alacaklıların da zarar gördüğünü hepimiz gördük, yaşadık…

                                           *****

Olayın diğer bir yönü, hükümetin yapabilecekleri…

Vatandaşın alım gücünün düşmesini engelleme adına alınan önlemler, pek bir işe yaramadı. Dün Cemal Özyiğit de “Tedbirler devre dışı kaldı” diyordu.

Ne akaryakıtta Fiyat İstikrar Fonu’ndan yapılan fedakarlık, ne süte getirilen sübvansiyon, ne de devletin gelirlerinin TL’ye çevrilmesi, bu büyük depreme çare olamadı. Zamlar yine önüne geçilemez hale geldi…

O zaman da yazmıştım.

Bizim ülkemiz, kendisinin dışındaki bu gelişmelerden, paranın yöneticisi Türkiye insanından çok daha fazla ve direkt etkileniyor. Bizde sözde geçerli para TL ama, piyasa sterlinle, euro ile dönüyor. Döviz borçluları Türkiye’de orta gelir grubunun üstündekiler. Ama KKTC’de, en alt gelir grubundaki insanlar da döviz borçlusu…

Kriz başladığında, yani 2018’in ilk aylarında bankalar döviz kredisi olan  müşterilerine, hükümetten gelecek yaklaşımı beklediklerini söylemişlerdi. Yani diyorlardı ki, “hükümet bugünlerde dövizin sabitlenmesi önerisi getirebilir, biz de buna uyacağız” falan.

Bankalara o teklif hiç gitmedi…

Üniversitelerden bir kısmı kendiliğinden yaptı.

Şimdi artık derenin suyu boyumuzu aştığına göre, hükümetin bankalarla oturup, birlikte bir çıkış yolu araması gerekiyor.

Diğer taraftan esnaf battı, gider. İflaslar, kepenk kapatmalar yoldadır. Ekonomi bilimi, böyle bir durumda, piyasaya para pompalanması gerektiğini söylüyor. Oysa Maliye Bakanı bütçe açığının her geçen gün arttığından bahsediyor. Yani pompalanacak para yok…

Gene dönüp dolaşıp aynı noktaya geleceğim.

Yabancı yatırımcı için “vergisiz cenneti”ne dönen bu aülkede, varlık içinde yokluk yaşamak, işte bizi bu hallere düşürüyor…

Bu devlet, ekonomik akılla değil, neredeyse tabulaşmış paradigmalarla yönetildi bugüne kadar.

Gelene ‘geç’ dendi.

Kemikleşmiş, semirmiş, bir de üstelik kazandığı yüklü parayı yasa dışı yollardan yurt dışına çıkartmaya çalışan sektörler orada dururken, devlet kuruşa kurşu atar durumda. Vatandaş da…

Aradan 8 ay geçti. Siyasiler kendi maaşlarından, devlet gelirlerinden vazgeçmekten başka bir şey yapmadı. Oysa yapılacak şey belli, devletin gelirlerini artırmak. Bağımlılığı azaltmak. Ancak bu yönde tek bir yasal düzenleme yok.  Niyet var mı? Onu da bilmem…

Hala “Bu ülke bizim, biz yöneteceğiz” lafını duymuyor muyum, deli oluyorum…

 

 

Not: Okuyucularımdan bir haftalık bir ara istiyorum. 20 Ağostos Pazartesi günü yeniden buluşmak dileğiyle…

 

YERİN KULAĞI VAR

UBP İKTİDAR OLMALI Kİ:

Son günlerde özellikle sosyal medya kahramanları ve bazı köşe yazarları açıkça yazmasalar da, “krizden çıkmanın tek yolu UBP’nin hükümete gelmesidir” algısı yaratmaya çalışıyorlar. Doğrudur, UBP iktidar olmalı ki, elimizde kalan üç-beş sahil şeridini de birilerine peşkeş çekebilsin, ülkede kaçak olarak bulunan binlece kişiye bir günde golifa gibi vatandaşlık verebilsin. Bir ilahiyat koleji yetmiyor, her ilçede bir tane açılabilsin. İzin için bekleyen onlarca casinoya izin verebilsin. Dışa bağımlılık bir o kadar daha artsın. İşte bu nedenle bu arkadaşların dediği gibi UBP yeniden iktidar olmalı. Yanına da bonus olarak YDP’yi koyun ki tam olsun, tadından yenmesin…

 

BİR DENEYİN BAKALIM:

Ekonomik örgütlerin, sendikaların açıklamalarını okuyorum, hepsi de hükümetin daha yapabilecekleri olduğunu söylüyorlar. Maliye Bakanı ise sürekli olarak “yapacak bir şey yok” demekte. Ankara kapılarında randevu bekler durumdayız. Hadi ben ekonomist değilim de, bu insanların içinde iyi ekonomistler var, onlar da aynı şeyi söylüyor. Nedir yahu bu ölü toprağı, kıpırdayın, bir deneyin bakalım…

 

DELİRİYOR  MUYUZ:

Bir kaç küçük esnafla konuştum. Bu kriz ortamında lüks tüketimin acaip bir şekilde arttığını söylüyorlar. Normalde Ağustos’un ölü ay olduğunu söyleyen bir arkadaş, bu yıl restoranının dolup taştığından bahsediyor. Bir diğeri, bunun bilimsel bir gerçek olduğunu söyledi. Böyle zamanlarda insanlar, psikolojik olarak tasarrufa değil, tüketime yönelirmiş. Delirmekten önceki son aşama bu olsa gerek…

 

FARKINIZ NE:

Müteahhitler bağırdılar, çağırdılar, alacaklarını aldılar. Yabancıların 2 müstakil, 3 apartman dairesi alabilecekleri düzenlemesine gidiliyor. Peki bundan devletin kazancı ne olacak? Ortalık beton duvarlarla örülürken, trafik kaosa dönerken, sosyal yapı tümüyle değişirken, bunun bir bedeli olması gerekmez mi? Bu serbesti verilirken, inşaat ve emlak vergileri, özellikle yabancılar için artırıldı mı? O zaman bu hükümetin öncekilerden farkı ne..?

 

YALAKALIĞIN BÖYLESİ: :

Millet can derdine düşmüş ama muhalefet kafasını din derslerinin seçmeli olmasına takmış. Yahu memleket ateş almış, insanlar borçlarını ödeyemez duruma gelmiş, sizin tek derdiniz din derslerinin seçmeli oluşu mu? Vatandaş kan ağlıyor ama onlar birilerine şirin görünmek adına olmadık işlerle uğraşıyorlar… Yalakalığın bu kadarına da pes doğrusu…

 

DEMAGOJİ YAPAN ONLAR:

Vatandaş zamlı elektirik faturalarının şokunu yaşarken, ne yazık ki kurum çalışanları bu eleştirileri “demagoji” olarak yorumluyor. Herkes elektriğe yapılan zammın yüzde 30 olmadığı konusunda hemfikir ama, onlar bunu kabul etmiyor ve kendilerince savunma yapıyorlar. Ama bir tanesi de çıkıp da biz de haklarımızdan, “bol sıfırlı maaşlardan, bedava elektirik hakkından vaz geçiyoruz” deyip dmiyor.

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Sami Özuslu (Yenidüzen): “Son iki yıldır ‘kırmızı alarm’ veren TL, tarihinin en değersiz noktasına geriledi. Her şeyiyle dövize endeksli Kıbrıs’ın kuzeyi Türkiye’deki ekonomik felaketi katmerli yaşıyor. Henüz Akdeniz kıyılarına hafif dalgalar vuruyor. Tsunami ise yolda, geliyor! Büyük dalga geldiğinde makro ve mikro anlamda KKTC ekonomisi çok büyük hasarlar alacak. Okullarda çocuklara ‘Türk öğün, çalış, güven’ şiarı öğretilir hep… Oysa aslı şudur: ‘Öğün, çalış, çabala ve bat!’…”

 

DİPTEKİLER

Ahmet Hüdaoğlu ( Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı): Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Hüdaoğlu, elektrik ücretlerine zammın bu ay yapılmayacağını ancak normalde yapılması gerektiğini ifade ederek, dövizdeki artışın devam etmesi halinde zammın kaçınılmaz olduğunu açıkladı… Şaka yapıyor herhalde…

 

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı