Bu ülkede herkes de bal gibi bilir ki, kimse buralarda Türkiye’nin fenalığını istemez. Bu bir.
İkincisi; Türkiye ile birlikte var olan ortak çıkarların bal gibi farkındadırlar.
Üçüncüsü; kimsenin şu anda KKTC ortadan kalksın diye bir derdi yoktur. Bilinir ki, bu şartlarda KKTC’nin göreceği her türlü zarar, kabak gibi ortada kalacağımızın resmidir…
Şimdi bakıyorum da, bu yüzyılda hala daha hamasetle, yalanla, kışkırtmayla seçim kampanyaları yürütülmeye çalışılıyor.
Geçen 40 küsur senede öyle veya böyle yürütüldü bu politikalar. “Kıbrıs konusu kritik aşamadadır” denilerek kazanıldı seçimler.
Ama artık kimse bu masalları yutmuyor. Hayır, sadece nesiller değişti diye değil. İşte bizim yaştakiler. Bizden de yaşlılar. Bu buram buram hamaset kokan, korkuya dayalı, aslında bir nevi tehdit olan bu propaganda türünden nefret ediyor…
Kimse geçmişi unutmuş değil. Kimse etrafta olup bitenden umursuz da değil. Herkes her şeyin farkında.
Ve en önemlisi kimse aptal değil…
Söylenenlerin ne anlama geldiğini, aslında meselenin ne olduğunu, maksatları, niyetleri gayet iyi biliyor.
Halkın çoğunluğu, içte ve dışta çıkarlarını en iyi bir şekilde koruyacak, o yönde akıllı işler yapabilecek, sadece göstermelik değil, özünde de yeteneği olan insanlar görmek istiyor ülke yönetiminde.
Dayatmayla, zorlamayla, şunla, bunla insanları zorlayamazsınız artık.
Açıkça söylenmeyen, gizli ajandalarınız varken, halkı boş laflarla ikna edemezsiniz.
Bir dostum geçenlerde “Bundan sonra seçimlerde ‘akıl’ yarışacak” demişti.
Bence çok doğru bir tespit.
Akıl yolundan giden, söylediğiyle yaptığı birbirini tutan, maceralara kapılarını kapattığı bir bakışta anlaşılan adayların şansı var.
Gerisi, geçen yüzyılın taktikleriyle devam edebilirler…
NEDEN ADAY OLDU?…
Kim ne derse desin Serdar Denktaş’ın adaylığını açıklaması bugüne kadarki tüm hesapların sil baştan yapılmasına neden oldu. Kimse “Serdar kazanmayacağını bildiği bir yarışa girdi” demesin. Çünkü sağ oylarda yaşanan dağınıklık, aday konusunda sıkıntı yaşayan, hatta sandığa gitmemeyi düşünen sağ seçmen için bir alternatif oldu. Kendi adayı için, “elim kırılır da falancaya oy vermem” diyen birçok kişiyle karşılaştım. İşte Denktaş bunlar için yeni bir çıkış yolu oldu. Aslında sadece sağ seçmenden değil, diğer ılımlı sol seçmenden de oy alabilecek bir kişiliğe sahip. Bugüne kadar mevcut adaylara baktığımızda, farklı görüşteki partililerden de oy alabilecek isim sadece CTP adayı Tufan Erhürman’dı. Şimdi buna Denktaş da eklendi. Onun için Denktaş’ın adaylığını kimse sorgulamasın. Belki de bu seçimin kazananı değil ama sonucunu etkileyecek isim Serdar Denktaş olacak…
Daha şimdiden Tatar’a muhalif bazı “önemli” UBP’li isimlerin telefon ve ev ziyaretlerine başladığı ve güvendikleri kişilere “oyumuz Tatar’a değil, Serdar Denktaş’a” dedikleri duyumları bize geliyor. Siz bakmayın kamuoyu önünde Tatar’a methiyeler düzenlere. Bu iddialar ne kadar doğru bilemeyiz ancak parti içinde Tatar’a karşı önemli bir bloğun olduğu da bilinen bir gerçek.
Seçimi kazanmasının zor, hatta imkansız olduğunu kendisi de biliyor. O zaman da sorulması gereken soru, neden aday olduğudur.
Birisine seçimi kaybettirmek için mi, yoksa ikinci tura kalan iki aday karşısında elinin güçlü olması için mi? Bilemeyeceğiz. Ama her zaman için kilit rol oynayan DP’yi toparlayacağı kesin.
YERİN KULAĞI VAR:
ATIŞ SERBEST:
Biri Fransa’ya posta koyuyor, bir başkası KKTC’yi tanıtmaktan bahsediyor. Bir diğeri ise “bölgede oyun kurucu” olduğumuzu söylüyor. Yıllardır ayağımıza değmeyen top ile yedek bile olamadığımız bölgede nasıl oyun kurucu olduk anlamıyorum ama, dedik ya seçim var atış serbest. Bu daha başlangıç, seçim yaklaştıkça daha neler duyacağız biraz bekleyin…
3-5 OY İÇİN DEĞER Mİ:
11 Ekim’de yapılacak seçim için adayların oy uğruna sarf ettiği sözler, ileride kapanmayacak yaralara neden oluyor. Özellikle de “sağ adayların” bu seçimi “Türkiye’yi sevenler” ile “Türkiye karşıtları” arasında geçeceğini söyleyerek oy avcılığı yapmaları… Unutmayın ki, seçimden sonra da hangi adaya oy vermiş olursanız olun, yine birlikte bu ülkenin daha iyiye gitmesi için mücadele vereceğiz. Ayırımcılık bölücülük suçlamaları yapanlar, ülkeyi karpuz gibi ikiye bölenler değil mi?
BAHANE HAZIR:
Bu salgın bazılarının kurtarıcısı oldu adeta. “Ekonomi kötüye gidiyor”, ya da “ülke kötü yönetiliyor” dersiniz bahaneleri hemen hazır. “Ne yapalım salgın var, ancak bu kadar” diyorlar. Bir başka örnek de hükümet konusunda. Aylardır kör topal giden, ha gitti, ha gidiyor denen ve pamuk ipliğine bağlı hükümet ortaklığı için en çok savunduğu ilkeleri kurban eden Özersay’In kılıfı da bu; “Salgın döneminde ülkeyi hükümetsiz bırakmak olmazdı”…
BU KAFAYLA:
Bu hükümet edenlerin matematik bilgisinin olmadığı, en basit toplama çıkarma işlemini bile yüzlerine gözlerine bulaştırdıklarını gördük. Ama daha da kötüsü 50 tane kumarcı için 50 bin öğrenciyi feda edeceklerini tahmin edemezdim. Önümüzdeki ay yurt dışından öğrencilerin gelme zamanı ama, ülkede resmen pozitif vaka patlaması yaşanıyor. Bu durumda öğrencilerin buraya korkusuzca gelmesini nasıl beklersiniz. Ne yazık ki bizim hükümet ülke ekonomisine büyük katkı sağlayan öğrenciden gelecek milyonlarca dolar yerine, casino sahiplerinin cebini doldurmasına göz yumuyor…
İNANALIM MI:
Sağlığımızın Bakanı Pilli, 200 yataklı ve 100 odalı şekilde yapılacak olan Pandemi Hastanesi’nin Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Hastanesi’nin büyük otoparkının yanında bulunan, Ortopedik Özürlüler Derneği’nin arka kısmında yapılacağını söylemiş. Kusura bakmasın ama bu kaçıncı, bugüne kadar Pllli’ye inansaydık 5-10 tane pandemi hastanemiz olması gerekirdi. Her işinde olduğu gibi bu konuyu da yap boz tahtasına çevirdi. Şimdi “her şey tamam 45-60 gün içinde bitecek” diyor. Hani insan geçmiş açıklamalarını hatırlayınca inanmakta zorlanıyor. Daha Pilli’nin açıklamasının mürekkebi kurumadan Maliye Bakanı Amcaoğlu, “100 kişilik pandemi hastanesi 10 günde dolardı” diyerek, 530 kişilik pandemi merkezinin Dikmen’de Özok Öğrenci Yurtları olacağını açıkladı. Dedim ya, bunların bir söylediği, diğer söylediğini tutmaz…
HANGİSİ DOĞRU:
YDP’nin Cumhurbaşkan adayı Erhan Arıklı, “Türkiye’nin seçimlere müdahil olmasını istemiyoruz. Türkiye’nin de böyle bir niyeti yok. Ama Akıncı’nın yandaşları küfür ve hakaretler yağdırarak Türkiye’yi ısrarla bir şekilde sahaya çekmek istiyorlar. Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz” diyor. Ama daha bir hafta önce katıldığı bir tv programında, Türkiye’nin geçmişte KKTC’de yaşanan olaylara müdahil olduğunu hatırlatarak “Türkiye’ye Cumhuriyeti’nin birtakım hayati menfaatleri söz konusu. Bu nedenle çalışmalar yapacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin birtakım hayati menfaatleri de söz konusu. Bu hassasiyet nedeniyle bir takım çalışmalar yapılacak. Geçmişte yapıldı, yine yapılacak” diyordu…

































