Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kıbrıs’ın tarihi kaderi

Filistinle siyasi konumumuz sorunlarımızın da ayni yıllarda başlaması nedeniyle benzeşmektedir.

Nitekim kadim Filistin coğrafyası da önce bir bütündü. Tarihi süreci içinde üç devlet doğurdu.

21 bin 056 kilometre karelik  İsrail’i, bin kilometre karelik Mısır’a ve 9925 kilometre karelik de Irak’a ait bölgeleri.. İsrail’in 7-8 milyon nüfusu var  üç bölgenin tüm nüfusu hadi olsun on milyon..

Biliniyor: 1947’lerde Yahudiler Arapları kovarak bugünkü İsrail’i kurdulardı.  O yıllardan bu yılara kadar aralarındaki kavga bitmedi! Hem Müslümanlar hem Yahudiler hem de Hıristiyanlar için “kutsal topraklardaki Kudüs”  olarak anılan kenti de odağına alan büyük bir kavga sürdürülüp götürülüyor ki şu dönemlerde de devam ediyor!

KIBRIS’a gelince. Kaç asırdır üzerinden  medeniyetler gelip geçmekte. Allah’a şükürler olsun ki “bir zamanlar biz de bu adanın sahibiydik” deyip de mesela Mısırlılar yada Fransız kökenli Lüzinyan’dan dolayı Fransa veya Venediklilerden dolayı İtalya falan, üzerinde egemenlik hakkı iddiasında bulunmuyorlar!.

Yoksa kim bilir ne  arbedeler kopardı! Neyse ki Osmanlı gittikten sonra İngiliz, o da gidiverince adada sadece Türklerle Rumlar kalıverdi.. Buna karşın “kavga” bitmedi devam ediyor.

…ŞİMDİ  durup dururken neden adanın çoktan kadük olan tarihi galerisindeki  medeniyetlerini  hatırlatmak gereğini duydum. Şunun için:

RUM tarafı ile iç içe geçmiş bir federal sistemde çözüm oluşturursak, zanneder misiniz  Kıbrıs huzur ve sükûna kavuşacaktır? Türk ve Rum unsurlar kalıcılıklarını çakacakları topraklarında, dostça kardeş kardeş anlaşarak ve koklaşarak, anayasaya uygunluğunca  istikrar içinde birlikte yaşama iradesi göstereceklerdir?

Eğer olabilseydi Milattan önce Mısırlılarla başlayan ada sahipliği medeniyetlerden medeniyetlere, ellerden ellere geçer miydi? Ki süreç Türk-Rum sahipliğiyle de sonlanmış değildir!..

BAKIN Türk-Rum anlaşmasıyla federal çözüm sağlanabilir belki ama sonrasını kimse bilemez! Şu anda aklın mantığın dediği “iki ayrı devlete dayalı çözümden başkası değildir…”

**********

BİTİRDİĞİMİZ TARIM ÜZERİNE!

“Yakın geçmiş” henüz yazılması erken olduğu için yazılıp “tarih” bile olamadı!        Buna karşın dünya ülkeleri petrol gaz  için dalaşırlarken, bizim şu son günlerdeki “arpa savaşlarının” yarının nesillerine nasıl anlatılacağını doğrusu çok merak ediyorum!

Mesela “işte hükümet arpaya zam istedi de Hayvancılar Birliği karşı çıkarak  eylemleriyle adeta isyanı oynayarak, hükümete geri adım attırdı” mı denecek?

Keşke olaylar bu kadar basit olsaydı! Oysa Hayvancıların  eylemleri sonlanırken yaratılan imaj,   bir toplumsal çöküşün  ispat bulmasıdır!.

Çünkü Kıbrıs Türk halkı eğer “hafızaı beşer nisyan ile malül değilse; tarihinde gördüğü  iki dünya savaşıyla 1974 Barış Harekâtı  ötesinde, “arpa uğruna hiç böylesi bir arbedeyi yaşamadıydı!”

ÇÜNKÜ: Kıbrıs Türk halkı bu adada sadece ithal arpaya dayalı hayvancılık yapmıyordu. Arpasını bizzat kendisi karşılarken,  yanı sıra İtalya’ya bile ihraç  ettiği makarnalık buğday yetiştirirdi.

Hayvan yemi   olan havetta, burçak, viko, tirifil eker, biri olmazsa diğerini hasat ederdi..

Bu adada “kuraklığın zorladığı karma ziraat” vardı hem de “kuraklık primleri” olmadan.. Köylü çiftçi hangi toprağa neyi ekeceğini bilirdi hem de toprak analizi yapılmazken. Susamdan pamuğa kadar da ekim yapardı..

Tutun  ki Türk köylüsü tarımdan bağcılığa kadar Rum’ların bile önündeydi.

UZUN lafa gerek yok.  On altı üniversite kurduk ama bir tarım okulumuzu ayakta tutamadık! Yenileyip ekol haline getiremedik!

“Susuzluk” dedik Türkiye’den gelen suya bile  karşı çıktık!

Geçmişte uçsuz  bucaksız meralarımız vardı. Hayvanlarımız sabahtan akşama kadar otlanırlardı. Şimdilerde artık o meralar yok! Rant ekonomisiyle sattık savdık, üzerlerinde siteler apartmanlar kuruldu, kısaca  tarlaları ovaları körlettik!

Et kombinası yaptık, bir gün sonra kapısına kitli vurduk! Şimdi deniyor ki yeniden faaliyete geçecek de hani?

Eskiden millet kurban bayramlarında kurban keserdi. Şimdi et alamıyor!

BU durumlara düşecektik! Tabi ki “tarım  sektörü batacaktı!” Çünkü biz bırakın tarım yapacağımız toprakları ekip biçip değerlendirmeyi! Müzakere masalarında pazarlığa sokarak çözüm uğruna Rum’a peşkeş çekmiyor muyuz? Hâlâ da öyle geçmiyor mu müzakereler!

“Vatan toprağıdır” denilmesinden bile kaçınılırken  zaten “bizim değildir” dediğimiz..

Bir gün Rum’a iade edilecektir denilen  toprakları kim eker biçer! Neden ekip biçsin ki!

TARIM’ı öldürdük! Ki bu memlekette kooperatifçiliği geliştirecektik! Aracıyı tefeciyi ortadan kaldıracaktık. Oysa asıl saltanatı sürenler hâlâ onlar. Toptancılıkla stokçuluk da hâlâ onlarda! Kooperatifler beklesin diyoruz!

Daha çok bekleyeceğiz çokk!

**********

KISACA TAKILDIKLARIM:

…Eee ama! Hiçbir şeyimiz yoksa,  esamemiz okunmuyorsa da adı sanı büyük dünyasal   pahalılığımız vardır! Şöhretse şöhret işte!

…Kaç zamandır eylemlerinin   rekorunu Hayvancılara kaptırdığı için çivi üzerinde oturur gibi bir türlü rahat huzur duyamayan Tel-Sen nihayet dayanamayıp “bugün greve” gidecek! Neden mi? Bu ülkede dileyen eyleme gider. Nedeni önemli değil ama tutun ki peynirin göbeğinde oturan Aksa’nın saltanatına son verilmesini istediğinden! Şimdiden “gazaları mübarek olsun” diyorum!

…Geri sayım başladı ama hadi bağısına girelim: “Okullar pazartesi açılacak mı açılamayacak mı?”