Köşe Yazarları

“KIBRIS TÜRKÜ’NÜN EGEMENLİĞİ YOK” DİYEN Mİ VAR?






 “Egemen eşitlik temelinde iki ayrı devlet” tezinden bahsediliyor şimdi.

Heyecanlı hatipler bunu, “Rum egemendir, biz de egemen olacağız” diyerek anlatmaya başladılar.

Bunun konuyu bilmeyen tabana yönelik bir propaganda olduğunu düşünsem de, mesela yıllarca müzakere masasının bir parçası olmuş olan Oğuzhan Hasipoğlu’ndan duymak beni resmen incitiyor…

Müzakerelerin hemen her döneminde, Kıbrıs Türk tarafının kurucu ortak olacağı, “egemenliği”nin bir kısmını merkezi yönetime devredeceği konuşulmadı mı? Yani kimse çıkıp da “siz egemen değilsiniz” demedi ki…

Şimdiki tez, iki devletliliktir. Yani ayrılık. Gerçi bunun nasıl olup da o BM masasında görüşüleceğini aklım almasa da tez bu…

Daha fecisi, Hasipoğlu bütün bunların Rumları motive etmek için yapıldığını da söylüyor.

Neye motive edecekmiş?

Çözüme.

Nasıl yani?

Buna Maraş’taki açılımı, Türkiye ile Kıta Sahanlığı Sınırlandırma anlaşmasını falan da ekliyor ve “Müzakere masası dışında atacağımız adımlar önemlidir. Rum tarafını zorlayıcı hamlelerimizin olması lazımdır” diyerek detaylandırıyor. Yani bu tez de, diğerleri de pazarlığı artırmak için mi ortaya atıldı? Onu mu demek istiyor? Eğer öyleyse, Hasipoğlu bu sözleriyle elindeki kartı baştan açmış oluyor.

Bu hamaset çoğunda var. Ve bu basit kahve konuşmaları, her ne yapacaklarsa, ona bile hizmet etmiyor.

“Rum lider masadan kalkınca cumhurbaşkanı sıfatını korurken, bizim liderimiz, toplum lideri oluyor” diyor. Evet, çünkü iki tarafın masadan kalkarken eşit olabilmesi için bir anlaşma gerekiyor. O anlaşma olmadığı sürece, tanınmış olan taraf, tanınmaya devam ediyor…

Bu tezle o anlaşma sağlanır mı, sağlanmaz mı konusundan ayrı olarak, her şeyi “Biz egemeniz, egemenliğimizi tescil ettireceğiz” konusuna bağlamak, var olan egemenliği yeniden tartışmaya açtırıyor.

Nitekim Rum Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulides de hemen üstüne atlıyor, “egemen eşitlik kabul edilemez, çünkü bu kuzeyin ayrı bir devlet olarak tanınmasına yol açar” deyiveriyor. Kırk yıllık kazanım, tartışılıyor…

Diyeceğim o ki, teziniz ne olursa olsun, böyle ayağa düşürmeyin, taban toplayacaksınız diye popülizm yapmayın. Kaş yapalım derken göz çıkartmayın…

ASTRA ZENECA’YI YAPMAYA DEVAM EDERKEN, “ALMAYACAĞIZ” NE DEMEK?

KKTC’ye güneyden aşı, en son 31 Mart’ta geldi. 4 bin 680 doz Pfizer/BioNTech, 4 bin 800 doz Astra Zeneca…

Bakanlık’tan aşı tarihi için bildirim alan arkadaşlar, açıp sormuşlar. Gemikonağı, Lefkoşa ve Girne’de Astra Zeneca yapıldığını öğrenmişler, diğerlerini bilmiyorum.

3 merkezde halihazırda Astra Zeneca yapılırken, Sağlık Bakanı Ünal Üstel televizyonda “Güneyden gelen Astra Zeneca’ları almasınlar diye görevlilere talimat verdim” diye övünüyor…

Bütün dünya bu aşıyı yeniden yapmaya başlamışken, biz kendimiz de yaparken bu ne şimdi? Hem de bu aşısızlıkta…

İnsanların kafasına kuşkular girdi. Yani ‘eğer kötüyse, bize niye yapılıyor’ diyorlar. Hatta bir çok kişi, aşı olurken “Astra Zeneca” lafını duyar duymaz, vazgeçmiş, aşıyı yaptırmamış.

Öte yandan, Astra Zeneca’yla hemen hemen aynı miktarda gelen Pfizer’in akıbetinin ne olduğu, kimlere yapıldığı belli değil.

Sağlık Bakanı’nın görevi insanlara güven vermek midir, yoksa kuşku yaratmak mı? Söylediğiyle yaptığı birbirini tutmuyor…

YERİN KULAĞI VAR

BU BAŞARISIZLIKLA SEÇİME GİDER Mİ?:

Partisinin milletvekillerine Meclis Başkan adayını seçtiremeyince kafa tutsun diye kürsüye gelip, muhalefete seçim çağrısı yapan Ersan Saner, çoktandır bu söyleminden caydı. Bir yıl sonrasına gün vermiş… Tüm muhalefet buna derhal tepki gösterdi. Tamam da Saner zaten iki gün önce seçim kararını konsensusla almaktan da vazgeçti, ortaklarına soracakmış. Bakanlıkların önündeki eylemleri biz takip edemez olduk, memleket kaosa sürüklenirken, Nisan’a kadar nasıl dayanacak göreceğiz…

SAYENİZDE ANAMIZ AĞLIYOR:

HP’den istifa eden üçlüden bağımlı bağımsız Hasan Topal, “Memleket kan ağlıyordu, istifa etmeyip de ne yapsaydık. Bırakın ortalık yansın mı diyecektik?” dedi. Duyan da istifalarıyla memleketin güllük gülistanlığa döndüğünü zannedecek. Şimdi istifa edip, destek verdikleri hükümet nedeniyle hepimizin anası ağlıyor…

KAMUYU İYİDEN BİTİRİYORLAR:

Çalışma Bakanlığı’ndan sonra, Turizm Bakanlığı da istihdamlara hız vermiş. Memurun cebine dadanmış bir hükümet, bırakın özel sektöre destek olacak tasarrufu sağlamayı, kamunun yükünü artırdıkça artırıyor. Daha birkaç gün önce “Ben istihdam yapılmasına karşıyım” diyen Başbakan, cümlenin sonunda “Ama ortaklarımızla da iyi geçinmek zorundayız” dememiş miydi? Yansın o zaman memleket. Gelecek senenin Nisan ayına kadar tüm örgütlerini tatmin edecekler, seçime öyle gidecekler. Tam bir utanmazlık…

KOPYACILIK(!): 

KKTC’de faaliyet gösteren 21 üniversitenin Rektör ve Rektör temsilcileri, Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’ın ortaya koyduğu, egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye dayanan çözüm önerisini desteklediklerini bildirmişler. Üniversite demek, rektör demek midir? Hangi birinde bu tez tartışıldı, hangi akademik sonuca varıldı ki? Yaptıkları tam bir kopyacılık, göz boyama. KKTC’de üniversitelerin özerkliği bir o kadar daha tartışılır hale gelmiştir.

 

ELİNİ DEĞMEDİ Kİ, TEMAS NE DEMEK:

1,5 senedir çocuklara öğrettik virüsün nasıl bulaştığını. Onlar bile havadan geçtiğini biliyor. UBP milletvekili Yasemin Öztürk “Elini tutmadım ki, temaslı ne demek” diyor. Kendi de pek ala biliyor ama, Komite’ye katılmazsa neler olacağını da biliyor, onun için temaslı da olsa katılmış. Bravo Meclis çalışanlarına. Bugüne kadar yapılmış en anlamlı eylemi gerçekleştirmişler. Bu kafalarla bu salgından  zor kurtuluruz biz…

 

SONUNDA BU DA OLDU:

Kafe işletmecileri, mekanlarının açık olduğunu ancak nargile, okey ve tavla gibi oyunların oynanmasına izin verilmemesi nedeniyle Sağlık Bakanlığının önüne kurmuş oldukları ‘mini kafe’ ile nargile içerek, tavla oynayarak eylem yaptı. Bu ülke bugüne kadar çok eylemler gördü ama, ilk kez Sağlık Bakanlığı önünde nargile içilen bir eylemi ilk kez görüyor. Bu gidişle daha neler göreceğiz…

 







Başa dön tuşu