Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Keşke

Önce Güney’den geldi haber…

Rum Müzakereci Mavroyannis, “Türkiye Kıbrıslı Türklerin borçlarını silmez ve 17 milyar Euro dolaylarındaki borcu geri isterse çözüm imkansız hale gelir. Türkiye’nin bu borcu silmeye istekli olduğu yönünde işaretler alıyoruz” diye bir laf attı ortaya.

Bunun üzerine Maliye Bakanı Serdar Denktaş, “KKTC Türkiye’den 17 milyar borçlanmak zorunda kaldıysa bunun müsebbibi Rum tarafıdır… Bizi izolasyon altında yaşamaya zorlayan, Dünya Bankası’ndan, IMF’den temas kurmamızı, borçlanma ve yapılanma imkanını engelleyen, bizi kısıtlı bir yaşama mecbur eden, bize tek kapısını açan Türkiye’den borçlanmak zorunda bırakan Rum tarafıdır. Türkiye’nin bırakın 17 milyarı silmesini, bu 17 milyarın faizini de ödemek zorunda olan Rum tarafıdır” şeklinde yanıt verdi…

Bu tartışmaya, eski Maliye Bakanı Birikim Özgür de dahil oldu. Özgür, “Rumlar engellemeseydi borçlanacağımız uluslararası finansörler söke söke parasını geri alacaktı, Rumlar bizi mecbur etti ve kendi verdiği borca sahip çıkmayan Türkiye’den borçlanmak zorunda kaldık ve dolayısı ile borçlarımız birikti” dedi.

İnsan, hepsini birden okuduğunda ve şöyle bir kırk yıl geriye baktığında, ‘keşke Özgür’ün dediği gibi olsaydı’ diyor…

Keşke, ya yabancı finansörlerden borç alabilseydik, ya da Türkiye borcuna sahip çıksaydı.

Ödeme gününü bilseydik. Ödeyeceğimizi bilseydik. Nasıl olsa arkası gelir demeseydik, diyemeseydik. Gelen paraları, plansız programsız, verimsiz, atıl yerlere atmasaydık, aldığımız borcu ödemeyi sağlayacak şekilde üretime harcasaydık.

Keşke hazıra alışmasaydık, hovardalığa alışmasaydık…

Öyle olsaydı, eminim hem borç ödeyecek, hem de kalkınacaktık. Şartlara uyum sağlayacaktık. Artık turizm mi, hafif sanayi mi, hizmet sektörü mü, her neyse, desteklenecek sektörleri ekonomik akılla seçecektik.

Bir kere tasarrufu öğrenecektik. Gelene geç demeyecektik. Seçim arefelerinde bol keseden hayat pahalılıkları, yan ödemeler üretmeyecektik.

Kaçağın üstüne gidecektik, gitmek zorunda kalacaktık. Kimse şimdiki gibi vergiyi kafasına göre ödeyemeyecekti. Ya da yine seçim zamanları vergi indirimleri, aflar olmayacaktı. Borç ödemesinin kapının arkasında olduğunu hissedecektik.

Biliyor musunuz, o zaman siyasetimiz de, toplumsal ilişkilerimiz de ekonomik ilişkilerimiz de daha sağlıklı şekillenecekti.

En basit bir örnek; sabit telefon borcunu ödemeyenlerin sayısı ve borç miktarı nedir acaba? Birikir, birikir, seçim zamanları ellerinde fatura kapıları aşındırır, ya ödetirler, ya sildirirler. Ama ya cep telefonu borcu olanlar? Ödemek zorundadırlar. Ya da ödeyebilecekleri kadar konuşurlar. Ödemezlerse, telefonları kesilir, bu kadar basit işte aradaki fark…

Ülkeyi yönetenler, sıkıştıklarında uçağa atlayıp, kimi zaman Kıbrıs konusunu, kimi zaman iç siyasi dengeleri kullanarak daha fazla para bulamayacaklardı.

Alacaklıların kapıya dayanmasını göze alamayacaklardı.

Kurulacak sistemin dışına çıktıkları anda, bir sonraki seçimi rüyalarında göreceklerini bileceklerdi.

Hazır para bizi bozdu…

Bu arada Mavroyannis Türkiye’ye olan borç miktarının 17 milyar euro olduğunu iddia ederken, Ersin Tatar ve Birikim Özgür, 3-4 milyar euro civarında olduğunu söylüyorlar.

Şimdi buna da sevinmeli miyiz acaba..? 

YERİN KULAĞI VAR

KALDI 4 GÜN: Ben yine anlamadım. Hani suyun çeşmelerden akmamasının sebebi teknikti? Ara dönemde su başka bir anlaşmaya gerek kalmadan, ihaleye çıkılmadan verilecekti. Şimdi Bakan Çavuşoğlu hala dosya hazırlayıp, Türkiye’yle görüşmekten bahsediyor. Ayın 15’i diye de tarih vermişti. Bugün 11’i. Kaldı 4 gün. 15’inde tek bir belediyeye olsun ulaşabilecek mi? Daha neyin anlaşması..?

BİRLEREK VE İSTEYEREK: Hani hep derim ya, başımıza gelenleri biz istedik. Bakın şimdi, bir önceki hükümet “müşavir yaratmayacağız” dedi. Yaratmadı da. Ya yeni hükümet? Öyle bir söz vermediği gibi, yeni müşavirler yaratmaya derhal başladı. Yahu kardeşim, kamunun bütçeyi sömürmesinin sebebi değil mi bu? Yatırıma pay ayrılmamasının, kasanın tam takır kalmasının sebebi bu hovardalıklar değil mi? Niye kimsenin sesi çıkmıyor?  Yolda sokakta, şurada, burada şikayet etmeyin artık, siz istiyorsunuz, onlar yapıyor. Başınıza geleni de çekin bir zahmet…

Serdar Denktaş
Serdar Denktaş

KRİTER NE: Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Denktaş vatandaşlık konusunda, “hak edene, kendini Kıbrıslı hissedene vereceğiz” derken neyi kastetti sizce? Şu anki uygulamada, 6 yılda beyaz kimlik, 12 yılda da vatandaşlık veriliyor. Denktaş’ın vatandaşlık konusunda kriteri ne olacak. “Kendini Kıbrıslı hissetmenin” ölçüsü ne?

BEDELİNİ BİZ ÖDERİZ: Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun, maaşlar için borçlanmalarıyla ilgili olarak, “bedeli halka ödetmedik, borçlandık” demiş. İyi de günün sonunda bu borcu faiziyle birlikte yine biz ödeyeceğiz. Mali protokol imzalanmadığına göre, bu ayki maaşlar için bize bedel ödetmeyip, yine borçlanacaksınız sanırım… 

HERKES NASIL KAZANACAK: Özellikle AB’li yetkililer iki tarafa da sürekli olarak, “çözüm ile herkes kazanacak” mesajı veriyor ama, durum hiç de öyle değil galiba. Baksanıza olası bir çözümde Kuzey ve Güney’in borçları daha şimdiden sorun oldu. O ödesin, bu ödesin diye kavgaya tutuştular. Hal böyle iken çözümde nasıl kazançlı çıkacağız ben anlamadım. Yeni devletin yaklaşık 30 milyar euroluk borcu boynumuzda dururken, nasıl kazançlı çıkacağız söyler misiniz?

DİNGO’NUN AHIRI: Toprak Ürünleri Kurumu’nda gerçekleşen kutlama!!! olayı, gündemdeki yerini koruyor. Taraflı tarafsız herkesin tepkisine neden olan ve devlet kurumlarının düştüğü durumu gösteren bu talihsiz olayın ucunun kim veya kimlere uzanacağı en çok merak edilen konu. Eski Bakan Şahali’nin dediği gibi, kamu kurumları Dingo’nun ahırı değil…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Nilay Örnek: Türkiye gazetelerine genelde hep kötü yönümüzle yer almaya alıştık bugüne kadar ama, Sözcü gazetesi yazarı Nilay Örnek, “Kıbrıs kumardan, Sibel Can’dan fazladır!” başlıklı yazısı ile resmen içimize su serpti. Kıbrıs’ın sadece kumar ve ünlülerin doluştuğu otel casinoları olmadığını, görünmeyeni görüp anlattığınız ve Kıbrıs’ı bir Kıbrıslı gibi yaşadığınız için, teşkekkürler Nilay Örnek..[/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#ffffff” color=”#444444″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Sözün Bittiği Yer: Düşünün, devlet en nihayetinde sosyal devlet olduğunu hatırlıyor ve engelsiz yaşam evi yapmak için arsa tahsis ediyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı yapılacağı arsa konusunda araştırma yapıyor. Ama bu nasıl bir araştırmaysa, onların “boş” dedikleri arsa, başkasının çıkıyor. Aylar geçiyor, ihaleye çıkılıyor, temel atma töreni yapılıyor, inşaat yükseliyor, dünya kadar para dökülüyor, birden ortaya arsanın bir sahibi olduğu ortaya çıkıyor ve inşaat mahkeme kararıyla durduruluyor. Neresinden tutsanız elde kalır cinsten. Tapu kayıtlarımız da Allah’a emanet demek ki…[/quote]