Köşe Yazarları

Kendi kendimizi yönetmek…


Sanırım Kıbrıs Türkünün en hassas olduğu konu da bu, en küçük ortak kat…

Nerede doğmuş olursa olsun, birinin “Kıbrıslı” olmasının şartı da bu… Bu ülkenin halkı, başkalarının boyunduruğu altına girmeden, kendi demokrasisiyle, kendi ekonomisiyle, kendi kendini yönetsin.

“Olmuyor, müzakereler bir yere varmıyor, Rumlar çözüm istemiyor, öyleyse….” diye başlayan ama bitirilmeyen cümleler var ya, onları söyleyenlerin bu hassasiyeti fazla dikkate almadıkları açıktır.

“Federasyon öldü… Yeni bir yol, yeni bir söylem” dendiğinde, ilk akla gelen belirsizlik olduğu için, hassasiyeti “kendi kendini yönetmek” olan çoğunluk, tepki gösteriyor.

Yerine ne konacağı açık değil, belirgin değil, söylenenlerin ayakları yere basmıyor.

36 yıldır tanınması adına en küçük bir siyasi gelişme, bir ışık yokken “iki ayrı devlet” seçeneği ciddiye alınmıyor…

Bunu sağlamak için bile Rum tarafıyla anlaşmaya varılması gereği ortada duruyor çünkü…

Rum Dışişleri Bakanı Hristodulidis’in önceki günkü açıklamasına dikkatinizi çekerim; “Kıbrıs sorununun çözüm temelinin veya kendilerinin arzu ettiği çözüm şeklinin değişmesi söz konusu olamaz. Böyle bir ihtimal müzakereye açık değildir. BM Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin bu konuya yaklaşımı da nettir”. Anastasiadis, sırf ortalığı karıştırsın diye “Desentralizasyon” falan dedi diye, ayrı devlet seçeneğini kabul edeceklerini sanmak ne kadar mantıklıdır?

Hele AB çatısı altında iki devlet daha da soyut…

Onun için daha başkalarını ikna etmek gerekiyor.

Böyle bir yola çıkabilirsiniz, ama o yolun federasyon yolundan çok daha uzun olduğunu da itiraf edeceksiniz.

Peki o yeni uzun yol nereye kadar? Dünya konjonktürünün alt üst olmasını beklemek ne kadar gerçekçidir ki?

Sonra, müzakereler, şu anda küçümseniyor olsa da, uluslararası alanda tek tanınmışlığımız müzakereler yoluyla değil midir?

En azından “toplum liderliği” diye bilinen bir tanınmanız var.

Onu da kesip attığımız anda tümüyle izole olmayacak mıyız?

Ya 1960 anlaşmaları? Rum tarafı cumhuriyeti gasp etmiş de olsa, o anlaşmalar varlığımızın teminatı değil mi?

Bunun yerine neyi koyacaksınız?

Kudret Özersay’ın “Kıbrıs Türk halkının en karakteristik özelliği, başkaları tarafından yönetilmeyi kabul etmemesi; bağımsızlığı, kendi geleceğini kendinin tayin etmek istiyor olmasıdır” sözleri gerçeğin ifadesidir.

Bir tek koşulla….

Bu sözlerin sırf halkın tepkisini aza indirmek, endişeleri gidermek adına söylenmemiş olması gerekir. Gerçekte yürütülen politikaların da uygun olması gerekir.

İzlediğiniz yol, tam bağımsızlık yerine başka bir şeyin taşlarını döşüyor olmayacak.

İşte halkın en büyük kuşkusu da buradan kaynaklanıyor.

Gelelim cumhurbaşkanlığı seçimine.

Ortaya konulan iki seçenek, yukarıda anlattığım seçeneklerdir. Kendi kendini yönetme mücadelesini sürdürmek ya da belirsizlik.

Eğer Makarios’un “Cumhuriyet ölmüş gömülmüştür” dediği gibi, bugün “federasyon öldü gömüldü” diyenler, halkı ikna etmekten uzak olduğu sürece, Kıbrıs Türk halkı yeni bir belirsizliğe onay vermeyecektir.

Siz istediğiniz kadar “müzakereler de belirsiz değil mi” savunması yapın.

Bir bilinmeyenli denklem, beş bilinmeyenli denklemden kolaydır…

YERİN KULAĞI VAR

ÜLKE KENDİ GÜNDEMİNE DÖNÜYOR:

15 Kasım kutlamaları nedeniyle ara verilen iç politika yeniden hareketlenecek. Ülke gündemi yeniden cumhurbaşkanlığı seçimlerine kilitlenecek. Özellikle Berlin zirvesinin hemen ardından cumhurbaşkan adayları daha da netlik kazanacak. Sağda, ortak bir aday konusunda anlaşamayan partilerin, ilk turda kendi adaylarıyla yarışacağı neredeyse kesinleşmiş gibi. Özellikle YDP’de ilk tur için Erhan Arıklı’nın adaylığı kesin gibi gözükürken, HP’de Özersay henüz adaylık konusunda kararını vermiş değil. CTP ise aday konusunda, Berlin zirvesinden çıkacak sonuca göre bir tavır alacak. Erhürman’ın aday olması durumunda ise sol cenahta kartlar yeniden dağıtılacak…

ORTAK SES:

Her konuda bölünen toplum, ilk kez ELAM’cıların bayrak yakma konusunda ortak ses vermeyi başardı. Görüşü ne olursa olsun herkes, 15 Kasım KKTC’nin kuruluş yıldönümnde güneydeki aşırı sağcı ELAM’cıların KKTC bayrağını yakmasına tepki gösterdi. 25 Kasım Berlin zirvesi öncesi gerçekleşen bu olay için Rum halkı arasında adil bir çözüm isteyen varsa, bu gruba karşı sesini yükseltmesi gerekir inancındayım. Çünkü bayrak bir ülkenin namusudur…

DÜN DÜNDÜR:

2017 yılında, “hak edenler değil, partilerin yönetiminde olanlar, haksız yere menfaat elde ettiler. Devleti adeta partilerinin devleti haline çevirdiler” diyen HP lideri Kudret Özersay, HP Parti Meclisi üyesi Gizem Çeliker’i , Bakanlar Kurulu kararıyla sözleşmeli personel olarak kamuya istihdam etti. Bu ne yaman çelişki… Önce UBP MYK’sının neredeyse tamamının atanmasına göz yumdu, şimdi de kendisi atıyor.

500 KUYU İZNİNİ NİYE VERDİNİZ?:

Bir yeraltı barajından söz ediliyor. Amaç yeraltı su rezervlerinin korunması. İyi güzel de, bu kadar masraflı bir işe girişmeden önce keşke Türkiye ile imzalanan su anlaşmasının gereği yapılsaydı. Mart 2016’da imzalanan anlaşmanın bir maddesi de yeni kuyu izni verilmemesiydi. Ne oldu, dönemin UBP-DP hükümeti bu anlaşmayı ihlal ederek, tek bir yılda tam 500 yeni kuyu izni verdi. Siyasete güven nasıl oluşsun bu memlekette?

 MALUMUN İLANI:

“Anastasiadis’in Türkiye’nin çözüm istemediği tespitiyle yetinmemesi gerektiğini” söyleyen AKEL Genel Sekreteri Kiprianu; müzakerelerin yeniden başlamamasından kendilerinin de sorumlu olduklarına dair bir algı oluştuğunu ve kendilerinin de çözüm istedikleri konusunda herkesi ikna etmeleri gerektiğini söyledi. Bu açıklama malumun ilanıdır. Aslında onlar da adada “çözüm istemeyen” tarafın kim olduğunu bal gibi biliyorlar…

HAYDİ BUNU DA UYGULAYIN BAKALIM:

Avrupa Kalkınma Bankası, 2021’den sonra, fosil yakıtlarla enerji üretimine finansman sağlamayacağını açıkladı. Kast ettiği kömür, petrol ve doğal gaz. Likit doğal gaz üretimi için tesis kurmaya çalışan Güney Kıbrıs telaşta. AB sistemleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan KKTC’de de bir AB uyum yasaları komitesi var. Bu konuda bir adım atacaklar mı acaba merak ettim. Üstelik bizim buralarda petrol ürünleriyle çalışan santralların filtreleri bile yok. En ilkel bir şekilde doğayı kirletmeye devam ediyorlar. Dahası, yenilerini almak için de planlar yapılıyor…

ZİRVEDEKİLER

Rasıh Reşat: “Kıbrıs sorununun geleceği seçeceğimiz Cumhurbaşkanı’nın kontrolünde olmadığına göre, Kıbrıs sorunundaki gelişmeler ile ilgili söz vermesi de mümkün değildir. O yüzden tekrar ediyorum, Kıbrıs sorunu üzerinden Cumhurbaşkanlığı seçimini okumaya çalışmak, gözleriniz ve elleriniz bağlı bir şekilde domates seçmeye benzeyecek. Bence görev burada halka da düşüyor. Beklentiyi değiştirin derken bunu kastetmiştim. Görmediğiniz ve ellemediğiniz bir domatesten menemen bile olmayabilir…”

 DİPTEKİLER

Faşistin Yöntemi Her Yerde Aynı: Dünyanın her yerinde radikal sağcı örgütlerin, ırkçıların faşistlerin yöntemi, yasa dışı eylemlerdir. Propagandalarını bu eylemlerle yaparlar, güç göstermeye, adlarından bahsettirmeye çalışırlar.  ELAM’ın KKTC bayrağını yakarak yaptığı da bu. Neymiş, KKTC Dışişleri Bakanlığı kendilerini BM’ye şikayet edince, seslerini duyurmuşlar, böyle diyorlar. Bu arada, ELAM Başkanı’nın eylemden bir gün önce Anastasiadis’le yaptığı özel görüşme de gözden kaçmamalı. “Rum toplumuna mal edilemez” diyenlerin dikkatine.

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı