Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar Sohbetimdir: (Kelimelerle Büyüdük, Kelimelerle Düşündük.)

İnsanlar ve toplumlar  kelimeleriyle büyürler, kelimeleriyle gelişirler. “Kelimelerin” zenginliği, ülkelerinin de zenginliğidir. Zaten “düşünce” dediğiniz de “kelimelerle” vardır. Ki o düşünceleri “bilgi, ilim, irfan, edebiyat, sanat,” kısaca “kültür” haline getiren de kelimelerdir… Ne kadar çok varsa kelimeleriniz o kadar çok ve doğru düşünürsünüz. O  kadar çok büyüdüğünüzce, hem ulusça hem insanca..

  ****

KELİMELERİ severim. Onları ilmik ilmik açar, önüme serer, sonra birer birer seçerek yan yana koyar, uzun uzun cümleler yaparım..

Tek başlarına hiçbir anlam ifade etmezlerken, cümleler haline geldiler mi bazan “atasözü,” bazan “deyim” bazan “büyük  laflar” olurlar. Öyle oldukları için de tüm toplumun hatta dünyanın malı  haline gelecek  zenginliğe ulaşırlar..

Geçmişte “fikirler” derdik. Şimdi “düşünceler” diyoruz. Bilir misiniz “hakikat” yahut “gerçek” bu düşüncelerden çıkarılan uygunluklardır.

Ne diyorduk biz? “Kriterler!” Tutun ki süje ile obje arasındaki ilişkilerin uygunluğu ile uygunsuzluğunun ölçüleridirler..

Kısaca “hata ile hakikatı, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü… Birbirlerinden ayıran o Yunanca kökenli “kriterlerdirler..”

 ****

DEVRE devre Kıbrıs Türk halkının da “dilinden” dökülerek kuşaklar boyunca dillere pelesenk olurken, kalıcılığı ile sözlüklerine kazınmış kelimeleri olmuştur hâlâ da devam etmekte..

Mesela henüz ben yeni yetilirken ve Rahmetlik toplum liderimiz Dr. Fazıl Küçük’ün nutuklarını dinler, sonraları Halkın Sesi gazetesindeki yazılarını okurken hâlâ unutamadığım o kendine özgü ve sık sık kullandığı kelimelerini hep hatırlarım..

Örneğin “mazi’den gelen Türk halkı derken “ati’de de  var olacağımızı” söylerdi.. Şimdi o kelimeler yok ama “geçmişten geleceğe” diyoruz.. Kıbrıs Türk halkının siyasi kaderiyle adadaki kalıcılığını çakan iki sihirli kelime…

Sonra “mefkûre” derdik. Ziya Gökalp’i önce bu kelimesiyle tanıdıydık. Şimdilerde “ideal” derler.  Olsun ama kelimeler gün gelir “globalleşir” de.. Mesela Rum için “ideal” “megali” olanıdır.  “Büyük ilke” mi diyelim, Enosis yani!

Ya bizim için neydi  büyük “ideal.” Bir gün Türkiye’ye kavuşmaktı. Türkiye’ye bağlanmaktı. Türkiye ile bütünleşip tek millet olmaktı. (Ki o yıllarda “ulus” kelimesi yoktu “millet” denirdi. “Yurt” da “Vatan”dı..

Kadere bakın tam bu ideale vardığımızda yüz seksen dereceyle tornistan ettik Türkiye ile bütünleşmekten!

Ha “tornistan” kelimesi mi? Biraz argo kokulu da olsa “caymak” fiilini bu kelimeden daha güzel ifade eden bir başka kelime var mı?                              ****

ŞİMDİLERDE ve yine fakat bana o meşum “Annan planı referandumu günlerini hatırlatan “statüko” kelimesini işitiyorum! Sol kesimin çok bayıldığı kelimedir “statüko!”

Biz geçmişte “yobazlık” derdik ama “dini istismar edenler anlamında!”  Sonra “tutuculuk” dendi, ardından Sol’un gayreti ile “statüko” oldu..

Mesela şimdilerde Başbakan Erhürman bu “statüko” ile “statükoculara” savaş açtı, ille de nerede varsalar oraya çomak sokacağım diyor.

Annan planı dönemlerinde referanduma giderken, ‘hayır’cı olduğumuz için “evetçiler” tarafından statükocu olarak suçlandıydık!

Bugün de “birleşik Kıbrıs ve federal sisteme” karşı olduğumuz için “statükoculukla”  itham ediliyoruz!

Vakti zamanında Holbrought da Denktaş’ı hep geçmişte kalmakla suçlarken, “sen arabada giderken hep dikiz aynasına bakarsın” derdi!

Belki “gelecekleri” inşa ederken “geçmişe” takılıp kalmak yanlıştır ama “adadaki Rum’un niyeti ayan beyan ortalardayken, hangi çözüme güven duyabilirsiniz ki? Bu nedenle tabi “geçmiş” dediğimiz o mazideki olaylardan ders çıkarmak gerekir ki “gelecekte” yani “atide” ayni felâketlere maruz kalmayalım..

      ****

       FAKAT bizim için “statüko” çok farklı bir olaydır artık! Üstelik anlatması da zordur. Çünkü:

Artık bizim için “gelecek” çok kısadır. Oysa geçmiş her şeyiyle yaşanmış koskoca bir ömürdür.”                                                                   Yani artık “hayal edilecek”  bir gelecek yoktur bizim için.. Ne bir sevgili ne   bir ikbal.. Dolayısıyla yeniden kuracak bir hayatımız da yoktur o gelecekte..

İşte bu nedenle “statükocuyuz” çünkü geçmişte kalmış aklımızla hatıralarımızdan kopamıyoruz!                                                             Fakat kendimiz için değil, evlatlarımız, yakınlarımız, insanlarımız için! Çünkü o “bir ömür” dediğimiz “geçmişten” bakarken korka korka, kısacık kalmış “geleceğe,” göremiyoruz, anlayamıyoruz, bilemiyoruz… Ne olacağını?

Yine de  o “geleceklere” yürüyen insanların yollarını tıkamak değildir amacımız. İnanın ki “güvenle açmaktır.”

…Kelimeleri severim vesselam. Çünkü onlarla düşünür, onlarla sevinir üzülür, onlarla güler ağlarım…