Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Erkut Şahali, tarım ve hayvancılıktaki teşvik ve tazminat ödemeleri için tarih verebilecek durumda olmadığını söyledi
42 MİLYON TL: Şahali: 30 milyon TL’lik bir kuraklık ödemesi yapıldı. 30 milyon 473 bin TL daha ödeme yapılacak. 2018 yılı 2. devre küçükbaş hayvan desteği ödemeleri 12 milyon TL civarında. 2019 yılı bütçesi açıldı. Maliye Bakanlığı’nın kaynak aktarmasının ardından bu ödemeyi yapabilecek durumdayız
EN AZ 2 YIL: Şahali: Tarım suyunun tarım alanlarına ulaştırılmasında elzem olan sulama tünelinin temelini attık. 4.2 metre, 5.7 kilometrelik bir tünel kazılacak. Tünel, suyun Geçitköy’den tarımsal alanlara enerji maliyeti olmaksızın akışına imkân sağlayacak. Yaklaşık 2 yıllık bir inşaat süresi var
LİMONA KIYDIK: Şahali: King mandalina çok sınırlı bir pazara hitap eden bir ürün olduğundan pazarlanmasında güçlük yaşanıyor. Fiyatı nedeni ile yılda en az 1 kez gazetelere haber olan limonu kaldırdık yerine King mandalina ektik. Keşke bu öngörü yıllar önce ortaya konulabilmiş olsaydı
Duygu ALAN
Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanı Erkut Şahali, Türkiye’den gelen suyu tarım alanlarına enerji maliyeti olmadan ulaştırmak için gerekli olan tünelin temelinin atıldığını, tünel inşaatının 2 yıl gibi bir sürede tamamlanmasının hedeflendiğini kaydetti. Şahali, tinel inşaatının tamamlanmasının ardından tarım alanlarına suyun ulaşması mümkün olabileceğini kaydetti.
Bakan Şahali, kuraklık ve 2018 yılı 2. devre küçükbaş hayvan desteği ödemeleri konusunda tarih vermezken Maliye Bakanlığı’nın kaynak aktarmasının hemen ardından yapabileceklerini belirtti.
Bakan Şahali Narenciye sektöründe yaşanan sıkıntıları ve bakanlığın bu sıkıntıların aşılması yönündeki çalışmaları da aktardı.
Soru: Kuraklık tazminatlarının bir kısmı ödendi, geriye kalan kısmı ve 2018 yılı 2. Devre küçükbaş hayvan desteği ödemeleri ne zaman yapılacak
Şahali: 30 milyon TL’lik bir kuraklık ödemesi yapıldı. Ödenmeyen miktarı 30 milyon 473 bin TL olarak hesapladık. 2018 yılı 2. Devre küçükbaş hayvan desteği ödemeleri de 12 milyon TL civarında. 2019 yılı bütçesi Cuma günü resmen açıldı. Maliye Bakanlığı esaslarını yazdı ve ilgili birimlere dağıtımını yaptı. Dolayısıyla artık 2019 yılı bütçesi içerisinde öngörülmüş harcamalar yapılabilir hale geldi. Biz Tarım Sigortası Fonu vasıtası ile kuraklık ödemeleri ile ilgili tüm hazırlığımızı tamamladık. Maliye Bakanlığı’nın kaynak aktarmasının hemen ardından bu ödemeyi gerçekleştirebilecek durumdayız. Şunu ifade etmem gerek, 2017-2018 yılı dönemi kuraklık tazminatlarının tamamı çok büyük olasılıkla Tarım Sigortası Fonu kaynakları ile ödenmiş olacak. Dolayısıyla bu anlamda sigorta tam anlamı ile görevini yerine getirmiş olacak ve herhangi bir hazine kaynağı kullanmaya veya bizden önceki dönemde olduğu gibi bir usulsüz işleme ihtiyaç duyulmayacak. Ancak Genel Tarım Sigortası Fonu’nun devletten olan alacaklarının tahsil edilebilir olmasına ihtiyaç vardır bu da doğrudan hazinenin nakit durumu ile alakalıdır. O nakit kondisyonu yerli yerine geldiği an bu ödeme yapılacak. ‘Ne zaman?’ diye sorarsanız, hassas bir konu olduğu için zaman ifade etmeyi çok tercih etmiyorum. Ancak tercihimiz elbette çiftçilerimizin içinde bulunduğu koşulları da dikkate alarak mümkün olan en kısa sürede bu ödemenin yapılabilmesini sağlamaktır. Kulak parası diye bilinen küçükbaş hayvan destek ödemelerinde de durum aynıdır. Bütçede ödeneği olan bir konu olduğu için hazinenin nakit durumuna bağlı olarak yine mümkün olan en kısa zamanda bu ödeme yapılacak. 2 Şubat 2018 tarihinde görevi devralmıştım ben hem küçükbaş hayvan destek ödemesi hem de bir önceki yıldan kalma kuraklık ödemelerinin benimle birlikte tamamlandığını ifade etmem gerekiyor. Dolayısıyla geciktik evet ama alışılageldiği üzere bir gecikmedir.
Soru: Türkiye’den gelen suyun tarım alanlarında kullanılabilmesi için beklenen nedir? Bu su ne zaman tarım ile de buluşacak, suyun üreticiye maliyeti konusunda belirlenen veya öngörülen bir rakam var mı?
“Tünel inşaatı bitince suyu tarıma verebileceğiz”
Şahali: Geçtiğimiz ay Türkiye’deki muhatabım Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemir Bey KKTC’deydi. Ülkeye geliş amacı hem iadeyi ziyaretti, ortak konularımızın gözden geçirilmesiydi hem de elbette tarım suyunun tarım alanlarına ulaştırılmasında elzem olan sulama tünelinin temel atma töreniydi. Yer altında çalışmalar devam ediyor. 4.2 metre, 5.7 kilometrelik bir tünel kazacak. Geçitköy’den tarımsal alanlara bırakılacak suyun herhangi bir enerji maliyeti olmaksızın akışına imkan sağlayacak. Yaklaşık 2 yıllık bir inşaat süresi var. O inşanın ardından da tarım alanlarına suyun ulaşması mümkün olabilecek.
“Ülkenin bütününde tarımsal dönüşüm hedefi gerçekçi değil”
Şuanda bir yandan tünel kazılırken diğer yandan da tarım bölgelerinde suyun ne miktarda ve ne şekilde kullanılacağının kararlarını üretmeye çalışıyoruz. Ben bu konuda alışageldik söylemlerin dışında bir söylemle hareket ediyorum. İlk günden itibaren Türkiye’den gelen suyun ülkenin tamamında muazzam bir tarımsal dönüşüm sağlayacağı hatta bizim içme ve kullanma ve tarımsal ihtiyaçlarımız çözüldükten sonra artanın da Güney Kıbrıs’a verileceğine ilişkin bir söylem tutturulmuştu. Biz şuanda bu suyun yüzde 41 milyon metreküpünü evlerimizde tüketiyor vaziyetteyiz. Bu şu anlama geliyor geriye kalan su miktarı ile bu ülkenin bir kısmında etkili bir tarımsal dönüşüm sağlanması mümkün olabilir. Ama sadece bir kısmı ile. Bu su ile ülkenin bütününde tarımsal dönüşüm sağlamak gibi bir hedef gerçekçi değil, hayaldir.
“Suyun her halükarda normalden pahalı olacağı gerçeği ortada”
Biz bu sebeple makul olmak, akılcı olmak zorundayız. Bakanlık olarak görüşümüz ve Türkiye Cumhuriyeti’nde net olarak ilettiğimiz üzere bu suyun olası en düşük maliyetle olası en verimli biçimde tarımsa kullanılmasını sağlamaktır. O da Güzelyurt tarımsal alanlarıdır. Çünkü tünelin çıkışından itibaren Güzelyurt’taki tarımsal alanlara ulaşım için yaklaşık 5 kilometrelik bir mesafenin geçilmesine ihtiyaç vardır. Örneğin Orta Mesarya’da tarımsal dönüşüm sağlayacak şekilde geriye kalan suyun kullanılmasını sağlamak üzere de yaklaşık olarak 55 kilometrelik bir hat inşasına gereksinim vardır. O nedenle suyun her halükarda normalden pahalı olacağı gerçeği de orada dururken, çünkü bu su günün sonunda Türkiye Cumhuriyeti’nden çok ciddi bir yatırım ile ülkeye gelmektedir. Hem suyun hem de yatırımın bedeli suyun satış fiyatına doğrudan etki etmektedir. O nedenle bu suyun tarımsal alanlarda en düşük maliyet ile en verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak bizim için zaruridir. Bu bölge de Güzelyurt aküfer bölgesidir. Diğer bölgelerde suya dayalı bir tarımsal yapılanma söz konusu olmayacak mı? Olacak. Su projesini entegre bir proje olarak değerlendireceğimiz zaten anlaşmalarda yazılıdır. Yerüstü u kaynaklarımızı rehabilite eder ve akılcı kullanırsak yer altı su kaynaklarımızın beslenmesi için gerekli işleri zamanında yerine getirirsek evet Orta Mesarya’da da suya dayalı tarım yapılması mümkün olur. Mağusa Maraş bölgesinde de seralarımızda biz daha kaliteli suyu kullanabilecek hale geliriz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nde gelen su ile birlikte biliyorsunuz yapılan anlaşmada yerel su ile gelen suyun bir bütün olarak değerlendirileceği yazılıdır. Dahası sadece gelen su ve yerel su kaynaklarından söz edilmemektedir, atık su ve yağmur suyu sistemlerinin oluşturulmasından da söz edilmektedir. Dolayısıyla hem yağmur sularımıza sahip çıkarsak hem oluşturulacak olan kanalizasyonlardan çıkan olan suyun arıtılmış halini tarımsal alanlarda değerlendirirsek biz bu ülkenin önemli bir kısmında suya dayalı tarım yapabilecek duruma geliriz.
“Mevzuata rağmen işler en büyük hasarı su konusunda verdi”
Mevzuatımız aslında suyu son derce disiplinli bir biçimde kullanmayı bize dayatıyor ancak özellikle 1975 yılından sonra biz sürekli olarak mevzuata rağmen işler yapa yapa en büyük hasarı su konusunda kendi kendimize verdik. Dolayısıyla öze dönmek ve mevzuatta yazılan hükümleri yaşamın pratiği içerisinde değer bulmasını sağlamak gibi bir yükümlülükle karşı karşıyayız. Özellikle suda kaybettiğimiz fırsatları hesaba kattığımızda artık bu zorunluluk tercihli olma gibi bir durum arz etmez bu bir zarurettir. Türkiye Cumhuriyeti’nden gelen suyun sabit bir değerinin olmadığını da görmek lazım yani bugün itibari ile 41 milyon metreküpüne ihtiyaç duyuyoruz. Ama yaşam standardımızdaki ve nüfustaki değişim bu rakamı arttıracaktır. Asıl olan yağan her yağmuru bir biçimde toprak üzerinde tutmak denize akmasını engelleyerek yerüstü ve yer altı kaynaklarımızda değerlendirmektir.
Soru: Narenciye sektörünün ülke ekonomisindeki, yeri tartışılmaz. Her yıl en fazla ihraç edilen ürünler sıralamasında ilk ikide yer almaktadır. Fakat narenciye üreticilerinin üretim noktasında ciddi sıkıntıları var ve üretimde bir gerileme söz konusu bu hususta bakanlığın planı projeleri nelerdir? Neler yapılmalıdır?
“Narenciye üretilen alanlarda daralma var”
Şahali: Verimde azalma yok, narenciye üretilen alanlarda daralma var. Özellikle bu yılın yağışlı geçmesi ile birlikte geçtiğimiz gün cypfruvex paketleme tesislerine ve konsantre fabrikasına bir ziyaret gerçekleştirdim. Aslında ürün kalitesinde ciddi bir iyileşme söz konusu konsantre açısından da ton başına daha yüksek bir verim söz konusu. Alanlardaki daralmanın bir sebebi ülkesel koşullardır. Tarımsal faaliyetlerle uğraşanların bu uğraşın sonucu elde ettikleri gelirler arttığı sürece o insanlar o işi yapmaya devam ederler bu konuda ciddi kısıtlılıklarımız var. Diğer bir konu üretim alanlarındaki boyuttan kaynaklanan verim kaybı rekoltenin düşmesine sebep olmaktadır. Norm değerler üzerinden konuşacak olursak narenciyede 15 dönüm ve üzeri büyüklükteki alanlar verimli işletmeye el verişli alanlardır. Ancak 1974 sonrası özellikle Güzelyurt’taki mal taksimatı ile birlikte bu 15 dönüm aile başına üretim alanı varlığı söz konusuydu. Yıllar içerisinde kah veraset nedeni ile alanların küçülmesi veya ihtiyaçtan bir kısmının satışa arz edilmiş olması nedeni ile alanların küçülmesi verimsiz olan bu alanlarda o faaliyeti yürütme konusunda isteksizliğe yol açtı dolayısıyla üretim alanlarında ciddi bir kayıp söz konusu.
“Pazar konusunda yaşanan güçlükler var”
Bunun yanı sıra Pazar konusunda yaşanan güçlükler narenciye üretimini daha fazla cesaret gerektiren bir uğraş alanına dönüştürdü. Bu yıl örneğin King mandalinada pazarlama güçlüğü yaşanmaktadır. Bunun bir sebebi de üründen kaynaklanmaktadır. Çok sınırlı bir pazara hitap eden bir üründür. Keşke bu öngörü yıllar önce ortaya konulabilmiş olsaydı ve bu riskli ürüne bu denli büyük bir yatırım yapılmamış olsaydı o zaman biz bu kadar zor bir pazarlama problemi ile karşı karşıya kalmamış olurduk. Örneğin limon pahalılığı konusunda yılda en az 1 kez gazetelerde haber olmaktadır ama biz dönümlerce limon bahçesini ortadan kaldırdık ve yerine bu satış güçlüğü olan king mandalinanın maalesef ekimini yaptık. Valensiya portakal hasadına henüz 2 ay gibi bir üre var. Valensiya portakal hasadı ve satışı konusunda ciddi bir tedirginlik içerisinde değiliz. Yavaş ve biraz da endişe yaratan bir durum var ama bunu hızlandırmak ve üreticinin mağduriyetini ortadan kalkmasını sağlamak gibi bir zorunluluğumuz var onun üzerinde çalışıyoruz.
































