Kıbrıs Türk müzakereci Kudret Özersay’ın Rusya ziyareti Rumları telaşa düşürdü.
Özersay geçtiğimiz hafta Rus dışişleri yetkilileriyle görüşmeler yaptıktan sonra, Rusya ile “kurumsal ilişkiler kurulması”ndan söz etmişti.
Aslında Rumların korkusu, Kıbrıs Türklerinin temas kurmasından da öte, Ruslarla BM çerçevesinde karşı karşıya gelme korkusu.
BM Güvenlik Konseyi’nin, Rusya’nın Kırım’ı işgali kınayan ve yapılan referandumu yok sayan kararının ardından Rum Meclisi, Rusya ile Güney Kıbrıs’ın her zaman dostane olan ilişkilerinin zedelenmemesi için Anastasiadis’e görev veren bir kararı onayladı. BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı kararın Güney Kıbrıs’ı da bağlaması ve Rusya’nın ilgisinin azalması ihtimali Rumları telaşa düşürdü. Malum Güney’de bir kısmı geri çekilse de önemli bir Rus sermayesi var. Ayrıca Ruslar her dönemde Kıbrıs konusunda Rumların baş destekçisi. Şimdi bunlardan mahrum kalma tehlikesini nasıl göze alsınlar.
Diğer taraftan da Kıbrıs Türk tarafının Rusya ile direkt temasa geçmiş olmasını bir tehdit olarak görüyorlar.
Çok sevdiğim bir laf vardır; “Ya bir yol bulunur, ya bir yol açılır” diye. Bu tam da bizim yapmamız gerekip de yapmadığımız bir şey. Bunca yıl ambargodan, kimsenin bizi dinlemediğinden, dünya ile ilişki kuramamaktan şikayet ettik de o yolu bulmak ya da açmak için gereken gayreti göstermedik. Hep “Tanınma derdimiz yok” dedik ama, tanınma istemeden de yapılabilecek olanları es geçtik.
İşte bakın sadece bir temas, dengelerin çok hassas olduğu bir anda, nasıl etkili olabiliyor.
AKEL Genel Sekreteri Hristofyas, hem Özersay’ın Rusya ziyaretini eleştirmiş, hem de apar topar Rusya’ya gitmeye karar vermiş.
Burada “Müzakereleri sen mi yöneteceksin, ben mi” diye boş tartışmalar yapacağımıza, her koldan temaslara ağırlık vermemiz gereken bir dönemdeyiz. Bir yandan AB, diğer yandan ABD üst düzey yöneticilerini Kıbrıs’a gönderiyor. Kıbrıs konusu belki de on yıl sonra ilk kez dünyanın gündeminde yeniden üst sıralara yükseliyor. Türkiye’nin Kıbrıs konusuna bakış açısı da büyük bir artı olarak arkamızda duruyor. Bize de sadece akıl yolunu takip etmek kalıyor.
Değirmenlik’te denize nazır daireler..!
“Devlete ait taş ocağının yalnız KKTC’de değil tüm dünyada bu kadar kötü bir işletmecilik örneklemesinde ilk sıralarda yer aldığı İÜ Maden Fakültesi Bölüm Başkanı Sn. Prof. Dr. Ali Kahriman tarafından belirtilmiş ve bahse konu ocak için “ucube” tanımlamasında bulunulmuştur. Değirmenlik bölgesinde bulunan ocak karşıdan belirli bir açıdan bakıldığı zaman Girne Sıradağları’nın simgesi olan Beşparmak Tepesi altında görülmekte ve Beşparmak Tepesi’nin altının oyulduğu izlenimini vermektedir. Ancak yakından bakıldığı zaman ocak ile Beşparmak Tepesi’nin farklı dağ silsilesinde yer aldığı ve arada herhangi bir bağlantının olmadığı, iki silsile arasında 1,5 km. civarında bir mesafe bulunduğu ve mevcut konumda denizin görülmediği ve ne olursa olsun denizin görülemeyeceği rahatlıkla gözlemlenebilmektedir”…
Bu açıklama Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından, devlete ait taşocağının bulunduğu dağın yıkılacağı açıklamasının ardından yapılan eleştirilere cevap olarak verilmiştir.
Yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istedim…
YERİN KULAĞI VAR
ÖĞRENCİ İKİNCİ PLANDA:
Tarih öğretmeninin, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’ne atanması nedeniyle Çanakkale ortaokulundaki tarih dersleri durdu. Üstelik bu hafta sınavlar da başlıyor. Ne yazık ki siyaset, eğitimin de önüne geçmiş bulunuyor. Okulların açılmasından beridir yaşanan öğretmen eksikliğine çare üretmek yerine, olanı da eksiltmek hangi mantıkla bağdaşır Allah aşkına…
NEREDE O GÜNLER:
İttifakın Lefkoşa Belediye Başkan adayı Hasan Sertoğlu seçim startını verdi. Sertoğlu, başkent Lefkoşa’nın sorunlarını aşmanın, halka, bütçe yapısı sağlam, çevresi sağlıklı, planlı gelişen, tarihi ve kültürel zenginliklerini, üniversitelerle birlikte turizmin ve ekonominin hizmetine sunmanın, halkın çağdaş belediyecilik ihtiyaçlarını layıkıyla ortaya çıkarmanın esas hedefi olduğunu belirtti. Yıllardır hizmete hasret Lefkoşalı, bunların yarısına bile razı hale gelmiş durumda. Ama önemli olan söylemek değil, yapmak, yapabilmek…
ELEKTİRİK YİNE ÇARPACAK:
Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim, katıldığı bir TV programında, elektriğe yine zam yapılabileceğini söyledi. Akim, geçen yıl yapılan %30’luk zamma rağmen, önümüzdeki aylarda %12-13 zammın daha yapılmasının kaçınılmaz olduğunu söyledi… Oh ne güzel, kış girişi zam, yaz girişi bir zam daha. Devletin ödemediği paraları, vatandaştan çıkarmak daha kolay nasıl olmasa…
YA VİCDANLARI:
Bakan Bakırcı, devirmeye karar verdikleri dağ konusunda yapılan eleştirileri cevaplarken, Jeoloji ve Maden Dairesi Müdürü ile Karayolları Dairesi Müdürü’nün tüm çabalarına karşılık Karayolları’na ait taşocağının verdiği zararın önüne geçilemediğini söylüyor. Demek ki, uzman bürokratlar direnmişler ama siyasetin önüne geçememişler. Ama sonuçta sessiz kalmışlar ve o dağ geri dönüşü olmayan bir şekilde oyulmuş. Peki şimdi sormak gerekir, vicdanları rahat mı..? Hesap sorulmadığına göre, demek ki rahat.
LEFKOŞA’NIN SON 8 YILI UNUTULMAMALI:
UBP-DP ortak adayı Sertoğlu, partilere kendisine olan güvenlerinden dolayı teşekkür ederken, kendisine olan güvenini de vurguluyor. Bunlar güzel de benim kendisine tavsiyem, siyaseti Belediye’nin işlerinden ayırması. Yani Lefkoşa’nın çıkarlarını, o partilerin taleplerinin üstünde tutması. Zira UBP ile DP’nin son 8 yıllık Lefkoşa karneleri ortada duruyor…
UTANMASI GEREKENLER:
Yıllardır ülkede en çok tartışılan, gelen her iktidar tarafından da yaz-boz tahtasına döndürülen eğitimdeki sorunlar bitmiyor. Okulların durumu, öğretmen eksikliklerini her dönem tartıştık. Ama ilim, irfan yuvası okulların, içki alemlerinin, uyuşturucu müptelalarının uğrak yeri haline döndüğüne de şahit olduk ya…
ZİRVEDEKİLER
Din Adamları Buluşması: Din İşleri Başkanı Talip Atalay, Kıbrıs Rum Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu Hrisostomos, Maronit Başpiskoposu Youssef Soueif ile İsveç Dini Sosyal Demokratlar Birliği Başkanı Peter Weiderud bir araya geldikleri toplantıda, amaçlarının sevginin tüm adayı kaplaması olduğunu ve buna ulaşmak için kendilerine düşeni yapacaklarını, adada daha güzel günlerin yaşanacağını söylediler… Yalnız küçük bir hatırlatma, KKTC laik bir devlet ve KKTC’de dini lider yok. Olsa olsa bir temsilci var.
DİPTEKİLER
Özgürgün’ün Hukuka Karşı Direnişi: UBP aynen geçici istihdamında olduğu gibi, şimdi de şaibeli bir sınavın iptali konusunda, “Bunca zamandır görev yapıyorlar, mağdur edilemezler” argümanını öne sürüyor. Yahu kardeşim, atanmalarında hukuka aykırılık varsa, ne kadar görev yaptıklarının, ya da başarılı olup olmamalarının ne önemi var. Demek ki bu atamalar başka insanları mağdur etmiş. Hem de gerçek anlamda, yasalar önünde. Sınavsız münhalsiz arka kapıdan adam almakla, şaibeli sınav yapmanın hiç bir farkı yok. İkisi de hukuksuz. Ve sizler de yıllar yılı hukuksuz işler yaptınız, bari susun…
































