Bu ülkede demokratik yaşamı şekillendiren öyle unsurlar var ki, bu unsurlar halkın iradesini doğrudan şekillendirme üzerine kurulmuş.
Şimdilerde buna “algı yönetimi” deniyor.
Yani, ustaca hazırlanmış projelerle, birileri öne çıkarılıyor, birileri yerin dibine batırılıyor ve bunu yapanlar da kendilerine çıkar sağlıyor.
Aslında şöyle bir bakıldığında, seçim propagandası gibi görülebilir.
Ancak öyle değil. İş öyle boyutlara varmış ki, aday olan biri, muhalifi olan en güçlü partinin adayını kendi belirlemeye çalışıyor.
Size mantıksız gelebilir ancak gerçek.
“Karşı taraf hangi adayı çıkarırsa benim işim kolaylaşır” diye düşünüyor. Ondan sonra başlıyor propagandaya. Kendine yakın basın çalışanlarına mesajlar ulaştırılıyor, karşı tarafın kafası karıştırılıyor. Güçlü olana kulp takılıyor, güçsüz olan için “tehlikeli, kazanabilir” yorumları yapılıyor.
Hatta çok yakın bir geçmişte duyduğum bir olay, akıllara durgunluk verecek kadar uç bir örnek, ama olmuş.
Belediye seçimleri öncesi… Adam diyor ki, “Karşımdaki adayı ben belirleyeceğim.” “Nasıl olur” diyorlar. “Siz bana bırakın” diyor. Eski dostlarından birine telefon edip, sen filan partiden aday olsana diyor. Karşısındaki “Ama partim beni seçmez ki” diyor. Ona da “Sen bana bırak” yanıtı veriyor. Adam “Tamam” diyor. Ama onun da tabii şartları var. “Kazanacak olan sensin, o halde bana da şunu şunu vereceksin” diyor. Ardından bizim kurnaz politikacı, karşı partideki etkili isimlere mesajlar ulaştırıp, kendi belirlediği ismin yetkili kurullarca aday yapılmasını sağlıyor. Sonuçta, tabii ki güçsüz olan kaybediyor, kendisi kazanıyor. Verdiği sözü de, dikkat çekmesin diye aradan bir süre geçtikten sonra yerine getiriyor…
Bugünlerde benzer bir durumu yine yaşıyoruz.
CTP’nin adayını, Saray’ın fedaileri belirlemeye çalışıyor.
Kendilerine yakın kalemlerin boylarını aşan yorumları dikkat çekici. Onlar hazır servis edilen materyali kullanmaktalar. Bu mesajları hazırlayanlar, böylece CTP içinde ortaya çıkacak kargaşa ve bölünmeyle, korktukları aday ya da adayların saf dışı edilmesini umuyorlar. Bunu TDP ve onun adayı Akıncı için neden yapmadıkları da ayrıca sorgulanmalı…
Dün Ferdi Sabit Soyer dostumun, kendi üslubuyla, kah açık, kah üstü kapalı ifadelerle yaptığı yorum da buna işaret ediyor. Soyer; kendi partisine hitap ediyor ve “Artık bel altından, el altından vurmalarla etkili bir sonuç üretilemeyeceğini herkesin görmesi gerekir. Bu usulle gidenler bilsin ki Eroğlu’nun değirmenine su taşırlar.”
Sonradan şaşırmamak için, ortamı iyi okumak gerekiyor…
YERİN KULAĞI VAR
ÇEKİLİN O ZAMAN:
DP-UG Genel Sekreteri Hasan Taçoy katıldığı bir televizyon programında, “Cumhuriyetçi Türk Partisi ile yapılan ortaklıktan ben memnun değilim” ifadesini kullandı. Peki ama sizi orada zorla tutan mı var? Eğer memnun değilseniz ve arkadaşlarınız da sizinle aynı düşüncedeyse, çekilin o zaman. Çünkü kimyası uyuşmayan iki ortağın vereceği zarar sadece kendilerine değil, tüm topluma yansıyacaktır. Zaten bir yıldır elle tutulur bir icraat göremedik. Siz belki ortağınızdan ama biz her ikinizden de memnun değiliz…
HEPSİ DEĞERLENDİRECEK:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine daha 8 ay var ama aday olabilecek isimler kamuoyunda tartışılmaya başladı bile. Şu ana kadar bu isimlerden hiçbirisi de çıkıp da, “Ben adayım” demedi. Eroğlu, Talat, Özersay, Akıncı, hatta İrsen Bey bile adayım demek yerine, “günü geldiğinde değerlendireceğim” demekle yetiniyorlar. Neyi değerlendirecekler anlamadım. Yıllardır onlar biz, biz de onları ezberledik artık…
ATEŞE ODUN TAŞIYORLAR:
Son bir yıldır alışık olmadığımız krizler yaşayan CTP, daha bu krizleri atlatmadan yeni ve çok daha büyük bir krizin eşiğine gelmek üzere. Yeni tüzük değişikliği taslağında, “Aynı birey ardışık olarak olağan üç dönem Milletvekilliği yapmış ise Milletvekili adaylığına başvuramaz” deniyor. Bu tüzük geçer mi geçmez mi bilmem ama, partinin tüm ağır toplarını elimine edecek olan bu değişiklik, zaten kaynayan kazanın altına odun atmak değil de nedir..?
ÖNCE SİZ AÇIKLAYIN:
İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat adaylığı konusunda CTP’ye, “adaysam söylesinler” çağrısında bulunmuş. Bence partiye böyle bir çağrı yapmak yerine, kendisi aday olduğunu açıklasa daha doğru olmaz mı? Doğrusu, önce sizin aday olma talebinizi partiye bildirmeniz ve ardından partinin adaylığınız konusunda karar üretmesidir sanırım…
FEDERASYON GÖÜLÜYOR MU:
Rum tarafında bir süreden beri “federasyon” formülünden vazgeçilmesi gerektiği yönünde söylemler duymaktaydık. Şimdi bunu, dış güçlerin çıkarlarıyla birleştirerek sunmaya çalışmaktalar. Simerini de geçen gün çıkan bir yorum, Türkiye’nin enerji potasına girmesiyle güçleneceği, bunun da ne ABD’nin, ne İsrail’in ne de Mısır ve İran’ın işine geleceği savunuluyor. Gayet açık. Aslında bunun sadece Kıbrıslı Rumların fikri olduğunu da düşünmüyorum. Bir yerlerde bir şeyler pişiriliyor gibi geliyor…
EBOLA KAPIDA:
İstanbul’da Nijerya’dan gelen bir kadın ve çocuğu karantinaya alınmış. Ebola’dan şüpheleniliyor. Bizim Sağlık Bakanlığı da önümüzdeki günlerde önlem alacağını açıklamıştı. Anlaşılan öğrencilerin geleceği zamanı beklemek niyetindeydi. Oysa bu tehdit varken, beklemenin anlamı yoktu. Şimdi acilen termal kamera bulup, uygulamaya koymaları gerekiyor. Göreceğiz bakalım…
ZİRVEDEKİLER
Sibel Siber: “Devlet yönetiminde başarı, yaşam kalitesinden mutlu olan yurttaş sayısı ile doğru orantılıdır. Hak ve adalet duygusu toplumumuzda geçmişten bugüne büyük yara almıştır. Bu duyguyu yeniden halka kazandırabilmek yapılabilecek en önemli icraattır diye düşünüyorum. Halkımızın ülkesine olan aidiyet duygusu, güveni, birlik ve beraberlik ruhu ve toplumsal dayanışma ancak bu şekilde sağlanabilir…”
DİPTEKİLER
Katip Demir: Dünya kadar borç ortada dururken Yeniboğaziçi’nin çiçeği burnunda başkanı Katip Demir, ilk icraat olarak kendisine makam aracı almış. Gerekçesi ise oldukça ilginç, “Türkiye’den gelen konuklara karşı mahcup olmasın.” Dün Yenidüzen Gazetesi’nin manşetten verdiği haber üzerine İçişleri Bakanlığı hakkında soruşturma başlatmış. Hani bir söz var, “Ayranı yok içmeye, atla gider……” diye. İşte Demir’in durumu da aynen öyle…
































