Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kardak Kayalığı ve Asıl Büyük Gerçek..

Kardak kayalıklarını” zaten her yıl bu dönemlerde Yunanistan’ın muzırlığı nedeniyle Tv’de falan izleriz ama  görenler anlatır.  “Değil  savaşa neden olmasını düşünmek, o güzelim Ege denizinde benzeri yüzlerce kayalık gibi “ne işe yararlar ki” diye düşünürmüşsünüz?

       OLAY öyle değil ama:  Ülkeler arasındaki sınırları oluşturan tek fellik bile çoğu zaman dünyasal sorun haline gelebiliyor!

Her ülke için olay, korunurken,  güvenlik ve  esenlikle yaşatılması gereken vatandır!” Yoksa neden Türkiye Amerika gibi bir ülkeye karşı tavır koyarak teröristlere yönelik  sınır ötesi harekâta girişsindi?  Bütün sorun Türkiye’nin güvenlik ve bütünselliğini tehdit edecek sınırlarındaki dış güçlerin etkisiz hale getirilmesi değil mi?

BU nedenledir ki Ege’de iki üç bin olduğu söylenen Yunanistan’a ait adacıkların 22 yıl önce TC ile arasında çatışmaya ramak kalan sorun haline gelmesine şaşmalı..

Nitekim  Yunanistan Türkiye’nin Ege suları içindeki adası durumundaki Kardak’ı, her yıl 28 Ocak’ta “matem” duyguları ile anmakta! Bu yıl da Savunma Bakanı Kammenos kayalıklara  çelenk bırakmak isteyince, “Türk hücumbotları tarafından kovalanıverdi!”

(Bu arada Kardak’la ilgili internetten indirdiğim şu çok kısa bilgiyi aktarayım: (Kardak Ege denizinde Kalolimni kayalığının 5 km. doğusunda, Muğla ilinin 7 km batısında bulunur. Kayalıkların toplam alanı 40 dönüm kadardır. Halk dilinde “İkizce” veya Limnia diye de adlandırılır. 2. Dünya savaşı sonrasında Paris anlaşmasıyla İtalya’dan Yunanistan’a geçmiştir de hâlâ siyasi sorunları devam etmektedir…)

 

BU olayı “köşeme” taşımamın nedeni şudur: Ülkeler sadece toprak değil, “tek karışlık “kaya” için bile gerektiğinde savaşırlar..

Tarihe bakın. Her savaşın ilk nedeni “gasp edilen yahut işgal edilen topraklardır!

Topluma bakın: “En büyük tartışma ve sorun hâlâ insanların sahip oldukları mülkiyet sorunu değil midir? Vakıf malları Osmanlı’dan beridir tartışılmıyor mu?

Kıbrıs’a bakın. Rum Yunan ikilisi için asıl sorun tüm adaya sahiplik değil midir?

Hangimiz bu adada siyasi sorunun “sahiplenilmesi gereken toprak sorunundan azade olduğunu iddia edebilir ki?”

       Çözüm olursa  bu adada bırakın iki halkın barış içinde  kardeş kardeş yaşayacağına  yönelik  hamaset kokulu lafları.. Verilecek bedele  diyete bakın! Olası  çözümün karşılığında vereceğimiz 40 dönümlük Kardak kayalığı değildir! Vatandır vatan!..

**********

YENİ HÜKÜMET OLUŞURKEN…

Eğer bir süre daha devam etmiş olsaydı, “köşemden” adlı dükkânı kapatacak, kapısına da kilit vuracaktım! Çünkü ne satacak mal kaldıydı raflarda ne de satın alacak mal vardı dışarıda!

Düşünün seçimler 7 Ocak’ta yapıldı ertesi gün sonuçlar açıklandı…  Bugün Şubat ayının ilk günü!  Aradan 23 gün geçti! Ve nihayet “müjde” dendi: “İnşallah gelecek haftanın başında   hükümet programı tamamdır…”

YOK! Biliyoruz ki “verimsiz” dolayısıyla boşuna geçen günler hatta aylar yıllar, bizim için sorun değildir!  Olsaydı “iş yapmaktan” başımızı kaldırıp her yıla bir erken seçim sığdıracak zamanı bulabilir miydik?

Fakat “gün” bunları tartışma günü değil! Önümüzde 4 siyasi partiden oluşan bir koalisyon hükümeti vardır. Bu koalisyon kurulumu  ülkede ilk kez “ulusal konsensusu” çağıran bir “yönetim erki” oluşturmuştur.  (Tabi bu arada hatırlatayım. DP’li Serdar Denktaş seçimlerden önce “anahtar parti olacağız” dediydi, oldu.)

Geride ise  “UBP ile YDP kaldı! Ki UBP’nin hanesinde, geçmişteki ortağı şimdilerde yeni koalisyon hükümetindeki  DP’ye karşın; “hesabı sorulup defteri dürülecek” yazıyor!   

YDP de seçmen kitlesi bakımından Afrika gazetesi ve Meclis olaylarına bulaşmış bazı kesimlerin her halde bundan sonra  Mecliste sorumlu ve yetkili partisi olarak işaretlenecek  bir siyasi  konuma gelecek!

Henüz hükümet oluşumunun başındayız. “DP’i değerlendirmemizin dışında tutarsak Sol’a eğimli Entelektüellerden oluşan bir koalisyon var karşımızda. Başlarında da genç kuşaktan ilk kez Başbakanlık görevini  yüklenecek Erhürman.. Fakat:

       Eğer kafalar değişmez, “iktidarda” geçmişin “muhalefet” alışkanlıkları ve özellikle CTP ile TDP’nin  Türkiye ve Türkiyelilere  yönelik tutumlarında Kıbrıs siyasal sorununa yansıtılacak  sağduyulu politikalar oluşturulmazsa, açık yazalım bu koalisyon hükümetinin işi de “hop tirinam” olacak!”

**********

       KISACA TAKILDIĞIM: (BAKANLAR KURULUNA KUŞKU İLE BAKIYORUM!)   

Eroğlu yirmi yılı aşkın kendine biat eden  Bakanlar kuruluyla  güçlü Başbakan   politikasında yönettiydi memleketi! Tutun ki tek adam!

Tabi ki “dörtlü koalisyon hükümetinde”  Başbakan da dahil kimse “güçlü” ve “lider” olamaz! Üstelik  dörde bölünmüş bir “koalisyon hükümeti”  vatan millet için değil; önce “iktidarın göbeğine kurulmuşken, kısa günün kârında partilerini güçlendirecek politikaları yeğleyecekler, olay bu kadar açık!

BAKANLAR Kuruluna  gelince: Baştan sona “yanlış seçim, yanlış atama!” Geçmişinde politik kariyeri olmayan, Meclis’le ilk kez tanışan gencecik vekilleri  “İçişleri Bakanlığı” gibi çok önemli  göreve atamanın hikmetini elbet icraatlarda öğreneceğiz!…

       Ötesi kuşkuma gelince: “KTTO’dan çıkışlı Fikri Toros’a bağlanan Ekonomi Bakanlığı “TC ile yıllardır sürdürülen Mali ve Ekonomik Protokolleri yanı sıra “özeleştirmeleri, reformları mesela koalisyondaki dört partiden hangilerininb desteğine sığınarak gerçekleştirecek?”

Federasyon yanlısı TDP başkanı Özyiğit’in iki toplum ilişkilerine de yansıyacağı kaçınılmaz “eğitim politikasının” balansı nasıl kurulacak?

       Değerlendirmemiz  çok erken de olsa mesela Şahali gibi denenmişleri görevlerine uygun da   bulsak;  tutun ki “Bakanlar Kuruluna” kuşku ile bakıyoruz..