Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

(Karar veremedik’) in miyiz cin miyiz?

Eğer diyor Anastasiadis “Türk Rum nüfus oranı 4’e 1 ise doğal zenginliği  de bu oranla paylaşacağız!” Yani paylaşım 4 Rum’a 1 Türk’e!

Anlayacağınız Anastasiadis bizimle oynuyor! Çünkü “oynamasına” hem zemin hazırlıyoruz hem de oyunu bıraksa “oyna oyna” diye ne kadar politik atraksiyonumuz varsa hepsini de devreye  sokup  ortalara seriyoruz!

ÇÜNKÜ biz ne yapmamız gerektiğine karar veremediğimiz için ne yaptığımızı bilmiyoruz!    Bu nedenle ne ökse gibi üzerine yapışıp kaldığımız Güney Rum yönetimin tüm adaya serdiği “sahipliğinden” kurtulabiliyoruz ne de Kuzey’in sahibi olabiliyoruz!

Tutun ki iki cami arasında kalmış “binamaz” durumuna düşmüşlüğümüzde işimize geldi  miydi “Kıbrıs Cumhuriyetinden” nemalanıyoruz, işimiz bir başka türlüsünü gerektiriyorsa Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine sığınıyoruz!

Hem “devlet olduğumuzu” iddia ediyoruz hem kimliğinden pasaportuna kadar cebimize koyduğumuz alameti farikalarıyla “Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşları” oluyoruz!

BÖYLE bir siyaset garabeti dünyanın bir başka yerinde var  mı bilmiyorum!

Hay haşiminan devlet kuruyoruz..  Anayasasını yapıp Meclisini oluşturuyoruz.. Tüm devlet organlarını bir tamam çalıştırıp TC ve zaman zaman ziyaretimize gelen diplomatlarla bazı  3. ülkelerin misyon şefleriyle   “KKTC”  adına seramoniler gerçekleştiriyoruz!

Sonra da  Güney’le masaya oturup “tüm adanın tek tanınmış devleti olan Rum yönetimini kandırıp istediğimiz federal sistemi (tabi Rum tarafı da kendi istediğini) kabul ettirmek için pazarlıklar yapıyoruz!

SONRA da yıkılıp gitmiş Kıbrıs Cumhuriyeti’ne nazire hâlâ  “sahibi”  olan Rum yönetimi, Türk tarafı ve Türkiye uyurken Doğu Akdeniz’deki münhasır ekonomik bölgelerinde hidrokarbon yataklarına ulaştı mıydı; başlarız “hani bizim hakkımız” demeye!

KÖRÜN istediği bir göz! Biz Rum’a ikisini birden veriyoruz! Hem Kıbrıs Cumhuriyeti sahipliğini hem de bu sahiplikten doğan dünya devleti oluşunu! AB üyeliği ile BM’ler üyeliği de hediyesi!

Sonra da hidrokarbon yataklarına ulaşınca “hani bizim payımız” feryat ediyoruz!

E zaten ne diyor Anastasiadis? “Dönün Kıbrıs Cumhuriyetine ya da  evrimleşmiş federal sistemine anlaşalım…” (Tabi hem KKTC’nin hem de Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki MEB’lerinden kaynaklı meşru haklarında sürdürülen araştırma ve sondajları ayrı yere koyuyoruz.)

Fakat  tüm bu çetrefil gelişmelere karşın     hâlâ karar veremedik: “KKTC” adlı devlet miyiz yoksa hâlâ 1963’den kalma KC’nin   ortağı mıyız?

**********

       NEDİR BU OLAN?

Dün Başaran Düzgün “Köşesinde” ayazlatınca kaç gündür ötelediğim  “konuyu” yazıp yazmamakta tereddüt ettim.  Ne var ki “yazmak gerekir” düşüncem galebe çaldı..

OLAY şu: Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın da zaman zaman açıklamalarındaki satır aralarında  ifade ettiğince, son dönemlerde (her halde Ankara’da  KKTC ile ilgili “yeni koordinatörümüz” ve bazı  değişikliğinden kaynaklı olmalı) TC’den beklenen para akışı gerçekleşmiyor! Nitekim Düzgün’e göre Serdar Denktaş “kendi yağımızla kendi ciğerimizi kavuruyoruz” diyor..

DİYOR  ama  2019 bütçesi de daha şimdiden meclisten 800 milyon TL  açıkla geçecek!  Ki bunun önümüzdeki yıl ne büyük sıkıntılar yaratacağını söylemek için “maliyeci” olmaya  gerek yok!

Buna karşılık Serdar Denktaş son 8 aydır aksayan  “para akışını”  TC’de bizimle ilgili “bürokraside” olagelen değişimlere  yoruyor büyük olasılıkla “giderileceğini” de umuyor..

adada sağlanamayan çözümden sorumlu olduğunu.. Artı “Barış harekâtı sonrasında tüm olumsuz eleştirilere verilecek en güzel cevabın “cicim bicim yaratacağı bir Kuzey coğrafyası olacağını..” Rahmetlik Ecevit’in harekâttan sonra “şimdi de askeri zaferi ekonomik zaferle taçlandıracağız” dediğini hiç unutmadığımızı…

OYSA tüm bu beklenti ve umutlarımızın ambargoları da yanına alarak “sıkıntılarımızdan” öteye gidemediğini… Türlü çeşitli anlatımlarla çok yazdıktı!

TABİ ki Türkiye’nin bir dünya olayı olması gereken denizden borularla akıttığı su gibi büyük olayları, alt yapı yatırımlarını,  KKTC’ye gelen ve gitgide büyük yatırımlara imza atan iş insanlarının yarattığı katma değerleri, parasal yardımları, elbet “Allah razı olsun diyerek” karşılıyoruz ama!..

EĞER bu KKTC 2019 yılına hâlâ 800 milyon açıkla giriyorsa ve KKTC maliyesi TC’nin  savunma harcamalarını bile ödemek zorunda bırakılıyorsa üstelik 8 ay gibi  yılın büyük bölümü bu kısır döngü içinde geçiyorsa…

VAR bu işte bir çapanoğlu! İlk aklımıza gelen de “yoksa Ankara’yı mı gücendirdik yine” diyeceğiz de Allahasen hangi etimiz hangi budumuzla?

…Serzenişlerimizi bir yana koyuyoruz:  Ve UBP sonrası Erhürman hükümetinin (ki iktidara geleli beridir TC’den para akışı durmuştur) şu anda da en büyük sorunu ne Kıbrıs siyasi sorunudur ne Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarıdır ne federal çözüm arayışlarıdır! Döviz vurgunundan sonra da büyük oranda kan kaybeden KKTC’nin,  ekonomisiyle “varlığını istikrarlı ve güçlü şekilde taşıyabilmesi sorunudur.”

3 Milyon Suriyeliye kucak açabilen bir Türkiye’nin   350 bin kişilik Kıbrıs Türk halkını Güney’i bile “hasetten çatlatacak” duruma getirmesi  beklenirken…

Bu olanlar da ne  oluyor, anlayamıyoruz!