Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KARAR VERDİK RUM’A ÇÖZÜMLE BARIŞI ÖĞRETECEĞİZ (İÇİMİZ DIŞIMIZ BARIŞ DOLDU!)

Rum tarafında Elam  örgütü terör havaları estirir…  Rum gençliği her vesile ile  Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır yaygaraları atıp pankartlar açar…  Kilise size yüzde 25’den tırnak kadar fazla toprak asla vermeyiz diyerek şimdiden kulağımızı çeker…  Daha dün Anastasiadis’in danışmanı Markides Eroğlu’nu işaretleyerek masaya koyduğu belgelerinin konfederasyonu savunduğu suçlamasını yapar…  İrili ufaklı Rum siyasi yetkilileri  “bizim müzakere masasında tartışmak istediğimiz Kuzey’e dönüşümüzle topraklarımıza sahip çıkmamızdır”  derlerken,  falan…
BİZİM TARAFA BİR HALLER OLMUŞ!  Sabah  “çözümle”  uyanıyor,  akşam  “barışla”  yatıyorlar… Denecek ki ne yani dünyanın peşinde koştuğu,  uğrunda savaşlar verdiği mesela Kırım’da olduğu gibi self determinasyon hakkının kullanıldığı… Yahut Çekoslovakya federasyonunda olduğu gibi güle oynaya  ayrılıp  Çekler ve Slovaklar olarak ayrı devletlerini kurdukları… Veya Bosna’nın Sırplardan koptuğu…  Dahası 1991’lerin Gorbaçov  dönemi  Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nden ayrılan etnik federasyonların kendi  egemen devletlerini kurdukları… İspanya’da Katalanların bağımsızlıklarına kavuştukları… İskoçların eli kulağında self determinasyon haklarını kullanarak  kendi egemen devletlerini kurmalarına an kaldığı…   Ve tükenmeyen siyasi  çarelerde ulusların “bağımsızlıkla  ve egemenlik” mücadeleleri devam ederken, şimdi kalkıp da “çözümle” “barışa”  mı karşı çıkacağız…
SÜMME HAŞA: Hele hele Kıbrıs Türk halkının da  self determinasyon hakkının olduğunu mu inkâr edeceğiz?   Halkların  “birleşme”  ve  “ayrılma” haklarının siyasi iradelerinde olduğunu mu görmezden geleceğiz? 
Dolayısıyla hepsi bitti de  “insanlarımıza bir haller olmuş,  sabah “çözümle” uyanıyorlar,  akşamları  “barışla”   yatıyorlar”  diyerek dalga mı geçeceğiz!
Ki biz Annan planı döneminde ne cevherler taşıyan insanlar gördüktü!  Altın kanatları ile siyasi performansının  en yüce makamlarında uçan kadın politikacımızın,   “bu Rumlar Annan planını anlamadılar,  aha biz gidip gendilerine anlatacağız da anlasınlar”  dediğini nasıl unuturuz!  
  TC’li yurttaşlarımızın onar bin yuroyu kapıp gerisin geri Türkiye’ye gitmek vaatlerinde plana nasıl evet dediklerini…  Yahut Güzelyurt Rum’a verilirken Güzelyurtlu kardeşlerimizin bile  “evet”   çektiklerini…  Veya AB’ye duhul eyleyerek Türkiye’nin elinden kurtulacağımız için “evet”  dendiğini…  Asırlardır birlikte yaşayan Türklerle Rumların Annan planının kabulü ile yine birleşeceklerini…  Kıbrıs’ı Türk ve Rum halkları olarak yeniden cennet yapacağımızı…  Hiç unutmadık! 
BU NEDENLE:  Şimdilerdeki   “çözüm ve barış”  kelimeleriyle bestelenen şarkıların Kıbrıs Türk halkı tarafından müthiş bir uyumla söylenmekte oluşuna nasıl burun kıvırırız ki?  Ancak çok kısaca da olsa hatırlatalım diyoruz.   Öncelikle kelli felli iş insanlarımıza: 
     **********
ÇÖZÜMDEN SONRA NASIL BİR EKONOMİK GELECEK GÖZLENİYOR?   
      

Yıllardır kendi içlerinde bile iki kişinin  bir araya gelerek  “ortaklık”  oluşturmayı beceremeyen iş insanlarımıza da efkâr bastı:       “Çözüm ve Barış!”  gerçekleştiği anda kırk yıldır  özel sektör olarak vergilerinden yatırımlarına,  istihdamları ile iş koşullarına, olmayan toplu sözleşmeleri ile sendikal terbiyeye varıncaya kadar türlü çeşitli sorunlarla sarmalanmış  iş insanlarımızın  örgütlü Odaları   en çok çözüm isteyen kesimlerin başında geliyorlar…
Ki bu adada yıllarca esnafımızı zanaatkârımızı,  bakkalımızı kasabımızı,  tüccarımızı sanayicimizi Rum ekonomik monopolüne yedirmemek için  “Türk’ten Türk”e kampanyaları başlattıydık…
Buna karşın iş insanlarımızı hiçbir devrede  Rum tüccarlarının  “komisyoncuları”  olmaktan kurtaramadıktı!   Her iş sahibi insanımızın bir de iş yaptığı Rum iş sahibi patronu olurdu!  Alırdı Rum’dan malı Türk’e satardı.   Kazancı  satıştan elde ettiği “parasal komisyonuydu!”
Ve her devrede Rum’un işçisi olduktu…  Barış Harekâtı öncesinde Kaleburnu’undan bile otobüsler dolusu Türk işçiler Güzelyurt’ta narenciye kesimine giderdi…
Şimdilerde de Rum çarşısı üzerimize serdirdiği ambargolarla Kuzey’deki Türk halkını en sadık en iyi müşterisi yaptı!  O zaman Güney neden ambargoların kalkmasını istesin ki
Bu durumdan en çok şikâyetçi olanlar da doğal olarak iş insanlarımızdır… Şimdi ateş az biraz düşmüş olsa da  ticaret rotamızla koştuğumuz kulvar değişmedi… Yine Türk için Güney gözde oluşunu sürdürüyor!  Ticaret erbabımız yine şikâyet ediyor!
ÇÖZÜM OLURSA BU DURUM DEĞİŞECEK Mİ?  İş insanlarımıza göre hem de nasıl?  Rumlarla Türkler işbirliği yapacaklar,  AB’de birlikte cirit atacaklar,  Türk sanayici ve üreticilerinin AB ile ihracat ve ithalatlarını destekleyecek Rum iş insanları ile Kıbrıs,  bölgenin yeni starı durumuna gelecek! Birlikte yaratılacak turizmle başımız göklere değecek! 
Pekala acaba bunları çözümden önce ve  “barışı tesis etmek”  için  “hayallerden gerçeklere”  taşımak mümkün değil mi?  İşte  Yeşil Hat Tüzüğü…  İşte Mağusa Limanı… İşte Ercan…  Dahası işte Türk tarafını sıkboğaz eden ve kaldırılması gereken ambargolar…  
Onları geleceğin çözüm şerefine ve  Türk halkının kalkınması için devreye sokmak mümkün değil mi?  En azından şu ambargoları az biraz izale edecek  kararlar alınmaz mı?
Güney bunların lafını bile yapmıyor ama!  Söylediği ile istediği tek şey,   kendi öneri ve planlarının çözüm olması bir,  nüfus ve mülk çoğunluğu ile Kuzey’e dönmek iki…
Şimdi ticaret insanlarımıza bir daha soralım.  Bir çözüm sonucunda gerçekten Rumlarla eşit koşullarda ki o çözümde zaten siyasi ve ekonomik eşitlik asla olmayacaktır,  ticari faaliyetlerinizi rahatlıkla hatta Rumlarla olagelecek ortaklıklarla sürdürebileceğinize inanıyor musunuz?   Yoksa hiç değişmeyen kaderde  “alırız Rum’dan satarız Türk’e” mi? 
NE DEMEK İSTİYORUZ:  Demek istediğimiz şudur.  “Eğer çözüm olduğunda barışın da olacağına inanılıyorsa yanılgı büyüktür!”  Çünkü altını çizdiğimiz ve  “mümkün olsa bile ancak Rum’un altında ve emrinde olmamız koşuluyla gerçekleşir”  dediğimiz  “barışın”  çözümle hiçbir ilgisi yoktur…
Bizim için mesele değildir.  Çünkü  “çözüm=barış” diyoruz.  Değil işte…  Barış,   Talat da söyledi,  bir “kültür” işidir.   Rum’un kültüründe ise  Türk halkının engelinden dolayı hâlâ egemeni olamadığı Kıbrıs adasından dolayı  yalnız Türk düşmanlığı,  hadi biraz yumuşatalım,  Türk’e yönelik  “nefret duyguları”  vardır!
Rum adayı Türk iş insanları ile paylaşmaz… Yine de denemekte yarar vardır.  Vardır ama  “geleceği işaretlerken, Türk halkının ekonomisini Rum’un dostluğuna angaje etmek,  bunu umut olarak pompalamak galiba çok safdil bir görüş olmaktadır!
     **********
   KISACA TAKILDIKLARIMIZ:     

Geçtiğimiz hafta Sn. Talat’a Güney’de ELAM’ın saldırısı oldu ya…  Herkesler 2. Cumhurbaşkanının ne kadar soğukkanlı davrandığını yazıp anlatıyor.  Eh, ne de olsa KÖGEF’ten yetişme… Üstelik Türk dediğinizin korkudan kakası gelse  yüzünün rengi bile değişmez,  varıp korktu demesinler…
Nitekim olayın hemen ardından ne dedi Talat?  “Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.”  İyi laf!  Bir daha güzeli,  “demirden korksaydık trene binmezdik”  lafı!  “Barış yolunda ilerlemeye  devam” diyor…  Buna karşılık yazalım:  Aman Sn.  Talat.  Sen bu halka lazımsın. O “Elam”  dediğin ne pilavdır ne kaşık!  İkide birde adamların içine gidip  “barış  dersi vereceğim” diye canını tehlikeye atma… 
AYER DELİDENİZ’E ALLAH’TAN RAHMET DİLERİM. Bir gazeteci arkadaşımızı daha kaybettik…  Uzun süredir hastaydı… Bir devrelerde Mağusa Surlar içine gelir  Rahmetlik Arap Salih’in Kahvehanede sohbetlerimize katılırdı.  Espritüeldi…  İki üç cümlesinin ardından dudaklarını muzipçe kıvırır,  gözlerini devirerek esprisini patlatırdı…  Nitekim Arap Salih’in  hurdacıların bile almayacağı bir Mercedes arabası vardı. Mağusa gölündeki mandıraya eğer es kaza çalışırsa işte bu Mercedes hurdayla gider gelirdi…  Rahmetlik Ayer Delideniz olayı diline dolamış,  “siz  hiç Mercedesli çoban gördünüz mü” diyerek Arabı çileden çıkartırdı!
Ve ilginç adamdı.  Hangi ülkede hangi meyva yetişir sadece adlarını bilmez tatları ile de bilirdi.  Çünkü hepsinden de yemişti,  sordunuz mu size bir bir  en detaylı şekilde anlatırdı…
Ben güldürmesini bildiği kadar   gülmesini de bilen  insanları hep sevdim…  Hele ince ve efendice esprilerin sahiplerini… Ayer Delideniz kısacık zaman dilimine sığdırdığım tanışıklığıma karşın öylesine sıcak bir arkadaştı…  Siyasi sorunları bile o esprileriyle süsler,  kahkahalara boğardı… Allah rahmet eylesin.  Ailesine baş sağlığı dilerim…