Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KAPIYI TALAT AÇIYOR…

Türkiye’den gelen suyun açılış töreninin 28 ya da 29 Ekim tarihlerinde yapılacağı defalarca açıklanmıştı. Nitekim sonunda KKTC suya kavuştu.
Ancak baktık, tören tarihi ansızın 17 Ekim olarak değişti… Yani projenin Türkiye’deki başlangıç noktasında yapılacak törenle aynı gün. Türkiye Cumhuriyeti törende en üst düzeyde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla temsil edilecek…
Törenin kendisi kadar, ziyaretin de önemi var…
Başta suyun yönetimi konusu, herhalde ilgili bakanlar ve belki de Cumhurbaşkanları düzeyinde ele alınacak…
Su geldi, akmaya başladı, hala yönetimi belli değil… Her iki taraf açısından da rahatsız edici bir durum. Bizi bir yana bırakın, dıştan bakanların ne gördüğü de önemli. Böyle bir konuda bile mutabakat sağlayamayan iki kardeş görüntüsü… Bu hiç de hoş bir görüntü değil…
Bazı konulara, sığ siyasi gözlüklerle bakamazsınız. Ekonomik olarak da, rasyonel olarak da, uluslararası imajınızla ilgili olarak da bakmak zorundasınız.
Ha, sokakta o dediğim sığ bakış açısı ile hareket edenler olabilir. Her şeyi inandıkları ideolojiye uydurmaya çalışanlardan bahsediyorum. Onların tuzu kurudur. Sırtlarında yumurta küfesi yoktur. Tek işleri muhalefet etmektir. Bunu yaparken her zaman için de akılcı davranmaları beklenmez.
Ama ya hükümet…
Hükümet sorumluluk makamı. Sadece o değil… İktidarıyla, muhalefetiyle demokrasinin içinde yeralan her kurum… Mesele ülkenin meselesiyse, romantik sloganlar atma lüksü yoktur kimsenin…
Su konusu bir yana, CTP-UBP hükümeti kurulalı 3 ay oluyor. Bu süre içinde, alışılmışın tersine, Türkiye KKTC arasında toplu resmi görüşmeye pek rastlamadık…
Bakanlar tek tek muhataplarını ziyaret etseler de, hükümet adına genel bir görüşme henüz yapılmadı.
Önümüzde 2016’da başlayacak olan yeni dönem için ekonomik program hazırlıkları var. 2016’ya şunun şurasında iki ay kaldı. Daha önceki dönemlerde, bu günlerde o hazırlıklar bitmiş, hatta program açıklanmış olurdu. Bu kez öyle bir durum yok. Hazırlıklarla ilgili en ufak bir sızıntı dahi yok.
Diğer taraftan hükümetin kaynak ihtiyacı ortada. Çok fazla dillendirilmese de, adı “reform hükümeti” olan hükümetin o reformları yapacak kaynak dışında, dövizin yükselmesiyle girdiği bataktan kurtulma ihtiyacı da var…
Bunların planlamasının çoktan yapılıp, Ankara’yla istişare edilmesi gerektiğini düşünürdüm. Ancak bugüne kadar böyle bir randevu da gerçekleşmedi.
Tam da bu noktada, hükümetin değil ama, CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat’ın, Türkiye Cumhurbaşkanı ile Salı günü Ankara’da görüşeceği haberini aldık…
Talat, özel bir gündem olmadığını, tüm konuları görüşeceklerini söylüyor…
Bence bu konuların arasında, iki hükümetin elindeki dosyaları masaya yatırmalarının takvimlemesi de olacak…
Türkiye’de seçim hazırlıkları olduğu malum. Önümüzdeki ay da yeni hükümet kurma çalışmaları olacak. Onun dışında yakıcı konular da yine Türkiye’nin gündeminde. Ancak Kıbrıs konusu, sadece su konusu, ya da Kıbrıs sorunu konusu değil ne yazık ki…
İki ülkenin yakın işbirliği şart ve vazgeçilmez. Sanırım Talat’ın ziyareti de, geciken bu temasların kildini açmak olacak…

 

YERİN KULAĞI VAR
ALMANYA DOĞRU ÖRNEK Mİ:

Yıllardır iki toplumu birleştirmek adına denemedikleri model kalmadı. Şimdilerde ise, “Alman Modeli” bir çözüm konuşulmaya başlandı. Doğu ve Batı Almanya arasındaki farklılıklarıla bizim durumumuzun nesi benziyor gerçekten merak ettim. Dili, dini, kültürü herşeyiyle tek bir ulus, siyasi ve coğrafi ayrılıklarını bitirdiler Almanya’da… Anlaşma sonrası yaşanan mal mülk sorunları mı örnek alınacak acaba… O bile örnek değil. Zira Almanya dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri. Ne olur biraz inandırıcı olsalar da biz de güvensek…

TAM REFORM OLUR:
Başbakan Ömer Kalyoncu’nun dün Meclis’te tarım konusunda, “Bu kadar yüksek ödemelerle biz bu işi yapamıyoruz. Bu konudaki çalışmalar sona geldi” şeklindeki sözlerinin takipçisi olacağız. Devlet kaynaklarının daha ekonomik kullanılacağı bir modele mi geçiyoruz… Aman ellerini çabuk tutsunlar… Ekonomide popülizmin getirdiği en büyük çarpıklılıklarından birini, belki ortadan kaldırırlar. Reformsa, işte reform…

YARIN NASIL BİRARAYA GELECEKLER:
Her fırsatta “sonuç ne olursa olsun partimizde kalacağız” demelerine rağmen, UBP’nin başkan adayları kurultay yaklaştıkça birbirlerine karşı söylemlerini de sertleştiriyorlar. Örneğin, başkan adaylarından Ersin Tatar’ın, “Kıbrıs konusunda UBP’lilere değil, ortağı CTP Genel Başkanı’na ve Cumhurbaşkanı Akıncı’ya gidip konuşsun, eğer yapabilirse onlara kahramanlık taslasın” sözleri, aslında kurultay sonrası yaşanacakların habercisi gibi… 

SADECE SEBZE MEYVE DEĞİL:
Gıda güvenliğiyle ilgili denetimler bakıyorum da sadece taze sebze ve meyve üzerinden sürüyor. Oysa ülkeye sokulan ve çoğu zaman açıkta satılan kuruyemişler ve baharatlar daha büyük bir tehlike arzediyor. Mesela, küflenmeyle meydana gelen aflatoksin. Özellikle kırmızı biber, kayısı, incir, üzüm kurusu gibi gıdalar, gerektiği gibi saklanmadığı takdirde aflatoksin üretiyor. Geçtiğimiz günlerde karaciğer kanserinden hayatını kaybeden Levent Kırca’nın doktorları da, hastalığını buna bağlayan bir açıklama yaptılar. Malum KKTC de kanserin merkezi oldu neredeyse… O nedenle bu ürünlerin de denetlendiğini duymak istiyoruz…

GİRNE’DE DENETİM:
Girne Belediyesi dünya kadar masraf ederek duraklar yaptı. Hepsi de güzel oldu. Ancak ne yazık ki, hiç bir dolmuş bu duraklarda durmayı aklına getirmiyor. Yolcular ha keza. Kafalarına göre trafiği allak bullak etmeye devam ediyorlar. Çözümü, denetim… Belediye’nin, bir şekilde Lefkoşa’da olduğu gibi, Zabıta denetimini devreye koyması gerek. Yoksa ne kadar masraf yaparsanız yapın, insan kalitesi ortada, zorlamadan olmuyor…

JET YÜKSELİŞ:
Meclis Başkan Yardımcılığı görevini, ancak son turda alabilen Hüseyin Alanlı, bir günlüğüne bile olsa KKTC’nin en tepedeki ismi oldu. Cumhurbaşkanı Akıncı ve Meclis Başkanı Siber’in yurtdışında olmaları nedeniyle ülkenin birinci adamı Hüseyin Alanlı oldu. Kim derdi ki, seçilmek için gereken salt çoğunluk oyunu bile alama ama, ertesi gün KKTC’nin tepesinde ol. Böyle kısmet her kula nasip olmaz…

 

ZİRVEDEKİLER
Serdar Denktaş: “Vatandaşa, devletin iyi yönetilmemesi nedeniyle Avrupa Birliği ve Rum’un bizi daha iyi bir yönetime ulaştıracağı düşüncesi yaygınlaştırılmaya çalışılıyor, bu doğru bir yaklaşım değildir. Bugün devleti iyi yönetmiyorsak bu devletin suçu değil biz yöneticilerin suçudur ve hesap bizden sorulmalıdır, devletten değil”…

DİPTEKİLER
KTOEÖS:  Meclis’e alınmayan öğretmenler ile polis arasında yaşanan gerginlik sonucu çıkan arbedede, Meclis’in camları kırıldı. Öğretmenlerin gerekçeleri haklı olabilir, ancak topluma örnek olması gerekenlerin, bu şekilde etrafa zarar vermeleri kabul edilemez. Keşke böylesi bir olayaın yaşanmasına izin vermeselerdi… Şimdi çocuklara devlet malına saygıyı nasıl öğretecekler…