Köşe Yazarları

Birincil hukuk meselesi







 




Kıbrıs konusundaki müzakere süreci bütün hızıyla devam ediyor.
Hedef ise 2015 yılı bitmeden ortaya kapsamlı bir çözüm planının çıkarılması.
Bu başarılabilirse 2016 yılının ilk yarısında Kıbrıs meselesini tarihe mal etmek için bir kez daha iki tarafta da eş zamanlı referanduma gidilecek.
Yani son sözü yine halklar söyleyecek.
Kıbrıs Türk tarafında halk bu kez 2004’te olduğundan farklı bir şekilde meseleye daha temkinli yaklaşıyor.
Görünen o ki insanlar öyle önlerine her konulan metne “evet” deme niyetinde değil.
Bu nedenle Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı başkanlığındaki müzakere heyeti müzakerelerde Kıbrıs Türkünün “evet” diyebileceği kalıcı ve yaşayabilir bir çözüme ulaşılması konusunda çok hassas davranıyor. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın son dönemlerde verdiği mesajlar da bu konudaki hassasiyeti yansıtıyor.
Kalıcı ve yaşayabilir bir çözüm için müzakere masasında taraflar arasında varılacak bütünlüklü çözümün AB’nin birincil hukuku olarak kabul ettirilmesi en temel koşullardan biri.
Aksi takdirde AB hukuku içinde bireylere tanınan hakların kullanılmasıyla,  varılacak anlaşmanın çöpe gitmesi ve bir anda kaotik bir ortama girilmesi tehlikesi ortaya çıkar.
Bunun da böyle olmasını kimse istemez.
Bu nedenle Kıbrıs’ta tarafların üzerinde uzlaşacakları anlaşma metni mutlaka AB’nin Birincil hukuku olarak tescil edilmek zorunda…
Öte yandan siyasi eşitliğin var olacağı ve iki bölgeliliğin mülkiyet rejiminde belirlenecek kriterlerle korunacağı bir model yaratılması önem taşıyan diğer konular.
İki bölgeliliğin korunması için Kuzey parça devletteki sarih mülkiyet çoğunluğunun Türklerde, Güney parça devletinde ise Rumlarda kalacağı bir yapı oluşturulmalı. Mülkiyet konusunda yapılan müzakerelerde kriterler bunu oluşturup koruyacak şekilde belirlenmeli.
Kıbrıs Türk halkının önem verdiği bir diğer mesele ise garantiler konusu.
Müzakere sürecinin belki de son aşamasında toprak konusu ile birlikte ilgili tüm tarafların katılımı ile ele alınacak olan garantiler konusunda Türk tarafının hassasiyetleri dikkate alınmalı.
Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamı sağlanmalı.
NATO ya da AB’nin garantör olup olamayacağı konusunda son dönemlerde özellikle bazı yabancı misyon şeflerinin nabız yokladığı gelen bilgiler arasında.
Ancak pratikte ne NATO ne de AB yapı itibarıyla Kıbrıs’ta garantör olabilir.
Dolayısıyla bu tür formüller üzerinde arayışlar içerisine girmek yerine, var olan, denenen ve uygulanabilen mevcut garanti sisteminin devamının sağlanması en gerçekçi ve akılcı yol olarak duruyor.
Kısaca özetlenecek olursa Türk tarafından olası bir referandumdan evet çıkmasının yolu;
1- Siyasi eşitliğin korunmasından,  iki bölgeliliğin mülkiyet rejimi ile güvence altına alınmasından,
2- Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin devamının sağlanmasından,
3- Liderler tarafından üzerinde uzlaşılacak kapsamlı çözüm metninin AB’nin Birincil Hukuku olarak tescillenmesinden geçecek.
Sokağın nabzı böyle atıyor.











Başa dön tuşu