Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

KAPANMA BİR İŞE YARAMADI, ÇÜNKÜ GEREĞİ YAPILMADI…

İki haftadır hapsolduk ya, birkaç metrekarelik balkondan başka çıkacak bir yer yok. Bakıyorum, her yer kapalı ama, trafik alabildiğine yoğun. Akıl almıyor. Birkaç büyük marketin önünde polisler, bir de kent çıkışlarında. Evimin önünde de arkasında da ana caddeler var. İkisi de öyle. Bizler eve kapandık, bir yürüyüşü bile yapamaz hale geldik, ama çıkan çıkıyor. Gece yarısı, ahbaplarından koşarak gelen insanlar görüyorum. Yapılıyor, insanlar toplanıyor. Çünkü başında otorite yok. Hissetmiyor…

Bunu düşünürken, 1960 öncesi İngiliz döneminin örfi idaresi aklıma geldi. Çağlayan o vakitler henüz Büyük Kaymaklı’dan ayrılmamış. Bizim sokağın bittiği yerde Kaymaklı’ya geçiyorsun. Bahçede uçurgan uçururken, elimden kaçıyor, ben de peşinden. Evden 300 metre kadar uzakta düşüyor, gidip alıyorum. Anında bir İngiliz askeri cipi tepemde bitiyor. Önce bir güzel haşlıyorlar, yarı buçuk ne yaptığımı anlatıyorum, araca koyup, kapıya kadar getiriyorlar…

Şimdi diyorum ki, o devirde kaç tane polis vardı ki, bu kadar sıkı denetim yapabiliyordu? Ama adam aldığı kararın hakkını veriyordu. Askeriyle, polisiyle. Otoriteyi sana zorla hissettiriyordu. Biz hala denetimin ne kadarını yerel yönetime verelim diye tartışıyoruz.

Bakın Ticaret Odası’na, pandeminin başından itibaren kapanmaya karşı çıkan bir örgüttür. Şimdi bugünlerde “kapanma devam etsin” diyor.

Pandeminin maliyetini en çok ödeyen kesim ticaret kesimi.

Onlar ekonominin içindeler ve sadece kapanan işletmeler değil, diğerleri, hatta en çok kar elde edenler bile zincirleme etkileniyor.

Herkes için çare, bir an önce ülkeyi temizlemek ve hiç olmazsa yerele açmak.

Kapanmaya karşı bir insanım ben de.

Ama eğer tabii başınızda adam gibi denetim yapan bir yönetim olursa.

Aldıkları kararları bizzat kendileri uygulamayan insanlar ne yapacak, en kolayını, kapatacak…

Ticaret Odası’nın tespitine göre, bu son kapanmanın maliyeti 100 milyon liraymış.

Bana az gibi geldi, bir de Mart’tan beri yaşanan kayıpları düşünün.

Ürünü elinde kalan üreticileri, nüfusun içinden öğrenci-turist çekilince siftah yapamayıp, dükkanı kapatanları, işsiz kalanları, yatmayan yatırımları ve daha buna bağlı milyonlarca lira zararı. Hem sadece istatistik değil, evlerde yaşanan acılar da cabası.

Ama Ticaret Odası, her şeye rağmen bir an önce kapanalım ki, geleceği kurtaralım diyor.

Zaman geçiyor, zaman… Bir yıldır yapılan yanlıştan dönülmüyor. Karar almada yaşanan her gecikme, yapılmayan her denetim, bizi kurtuluştan biraz daha uzaklaştırıyor.

Görülüyor ki, 2 haftalık bu kapanma bir işe yaramamış.

Atılan taş ürkütülen kurbağaya değmemiş.

Zarar üstüne zarar binerken, hastalıkta ibre bir türlü aşağı düşmüyor.

Bakmayın siz birkaç vaka eksik çıktığında sevinenlere.

Test sayısına bağlı, örneklemlere bağlı, bölgelere bağlı…

 

Bugün Rum tarafı 25 bin ortalama test yapıyor. Buna göre en az 8 bin test yapmamız gerekir. Yap şimdi 8 bin testi bakalım ne sonuç çıkıyor.

Her neyse, bu kadar zarar veren bir kapanma hala bir işe yaramadığına göre, bakacaksın bakalım, nedendir. Öyle halkı suçlamakla olmuyor, o bildiğini okumaya devam ediyor. Evde kalmaya zorlayacaksın, hissettireceksin, gerekirse cezaları artıracaksın ki, ekonomiye verdiğin zarar bir işe yarasın.

Bunun bile farkında olmayanlara neyi anlatıyorum ki…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

“FEDERASYON BİTMİŞTİR”:

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “federasyon görüşmeleri bitmiştir. Çağdaş bir Kuzey Kıbrıs yaratmak için kolları sıvadık… Kıbrıs’ta iki devletli çıkış yolundan başka bir yol kalmamıştır. İster kabul edersiniz ister etmezsiniz. Artık federasyon yoktur” dedi. 5+1 toplantısına sayılı günler kala her iki tarafın da uzlaşı ve diyaloğu değil, güç gösterisini seçmesi çözüm umutlarını berhava etmekten öte bir işe yaramaz…

 

GÖRELİM BAKALIM:

İki günlük ziyaret için KKTC’ye gelen Fuat Oktay, “KKTC’yi ihya ve inşa etmek için projelerimizi ortaya koyacağız” diyerek projelerin bugün açıklanacağını duyurdu. Bugüne kadar bu söylemleri çok duyduk. Akdeniz’in Monte Carlo’sundan tutun da Las Vegas bile olacaktık. Halbuki 40 yılda geldiğimiz nokta, geri kalmış bir Orta Doğu ülkesinden farklı değil.

 

RAHMETLİ DENKTAŞ’A AYIP:

Tatar’ın rahmetli Denktaş’la bir derdi var diyeceğim ama, zamanında en hararetli destekçisi olduğunu bilirim. Mesela, federasyon fikrini dünyaya kabul ettiren Denktaş olduğu halde, bunun için bir ömür harcadığı, bu yolda dünya kadar kazanım elde edildiği halde, “federasyon tuzaktır” diyor. Şimdi çıkmış, “iki devletliliği ben gündeme getirdim” diyor. Gerçekten şaşırtıcı. Denktaş, iki devletlilik konusunu tam da kelimenin anlamıyla ilk kez 2002’de kullandı, Annan Planı öncesi. Birileri uyarsın artık da aklına geleni söylemesin. Sonuçta bir halkın kaderinden bahsediyoruz.

 

CANIMIZI ARIKLI’YA EMANET ETMEDİK:

Bu kadar absürd bir iş olamaz. Kendisi sağlıktan sorumlu olmayan Erhan Arıklı, 70’lerde Çin ideolojisine yakınlığı ile bilinen, bugünün “ulusalcısı” Doğu Perinçek’e telefon açıp, aşı bağlantısı yapıp yapamayacağını soruyor. Devlet katında gayri ciddiliğe bakın. Aşının sahtesi ayyuka çıkmış, olayın sorumlularının haberi yok, test edilip edilmeyeceği belli değil. Popülizm yapacak başka alanınız kalmadı mı? Kim verdi size bu yetkiyi? Hasbelkader iki milletvekiliyle o koltuğa oturdunuz diye, canımızı size emanet etmedik…

 

KAPANMA UZAYACAK MI?:

Hafta sonu bitecek kapanma, yeni bir kapanma kararı getirecek mi? Vatandaşın, özellikle de esnafın aklındaki soru bu. Önümüzdeki süreç ve vaka sayıları bu kararın alınmasında etkili olacak. Erhan Arıklı başta Sağlık Bakanı Pilli olmak üzere, karara temel teşkil eden Kurul’a cephe almış, bilimsel veri görmeden yeni bir kapanmaya imza atmayacağını söylüyor. Sayın Arıklı unutmasın, sağlık olmadan ekonomi olmaz…

 

ADAM RESMEN DALGA GEÇİYOR:

Bir Rus mahkum, KKTC devletinin otoritesiyle dalga geçti. Gece gündüz aranıyor, arada yakalanmışken tekrar kaçmayı başarıyor. Kendisinin Rusya’da da sabıkaları var, bence yakalar yakalamaz sınır dışı edilsin, bir de burada beslemeyelim. Şu ceza infaz işlerine bir sıra gelse de, bu gibileri derhal deport edebilsek.

FOTO GÜNDEM: EĞİTİMDE ÖNCELİK MÜFREDATTIR: Verilen eğitimin, ülkenin kültürüne ve geleceğine dair özellikleri olmalıdır. Uzaktan eğitimimiz, bir şirkete teslim edilmiş, müfredat bize uyar uymaz, belli değil. Üstelik de korkunç rakamlar ödeyerek. Oysa aynı çalışma burada yapılmış, öğretmenler eğitilmiş, sistem hazırlanmış, Bakanlık buna gereken bütçeyi vermemiş, ithal etmiş. Parada kısa yol, aşıda kısa yol, alt yapı öyle, ama eğitim bunlara benzemez. Madem öyle Eğitim Bakanlığı’nın içindeki o birimlere ne ihtiyacınız var ki?